GRİ GÖKYÜZÜ

Bu sabah günü yakalamak için erken kalktım. En sakin halimle odamın penceresinden gökyüzündeki gri bulutları izlemeye koyuldum. Güneşin o can alıcı sarı rengi solmuştu, bu gri gökyüzünün içinde. Tüm sessizliğine rağmen gri gökyüzünün yalnızlığını bozmaya başlıyordu, güneş.

Güneşin renginin solduğunu görmek, seslerin dağılması mıydı bir ırmağın sürükleyici dalgalarında?

Aşk nedir? Kaçış, hüzün, sevgi, yalnızlık…

Çayın içine şeker koyarsın ya, erir yok olur ya… Aşk budur. Yok olmak…

Gökyüzünü, sokakların sessizliğinde izlemek istedim. Arka sokakların birinde yürürken sabahın pürüzsüz toprak kokan havasında çöp kutusunun yanında tek başına duran kediyi fark ettim. Kedinin yeşil gözlerine bakarken fark etmeden kalbimdeki yaraları ve sonsuzluğa dalmış gözlerimi hayattan silmeye başladım.

Birden içim üşümeye başladı. Isınmak için kendime sarıldım. Sarıldığımda anladım ki ben değil, bir başkası sarılıyordu, bana. Her rüyamda gizlice uyuyordum, belki de… Bu, ıssız sokaklarda gölgene basıp sendelemek gibiydi.

Gökyüzünün aydınlığı akşama dönmeye başladı. Bulutlar karanlık tarafından ele geçiriliyordu. Bulutların gri rengi siyah ve lacivertin tonlarına bürünmeye başlamıştı.

Artık bir şey yapamazdım.

Gökyüzü seslenmeye başladı. Yağmur bastırdı. Şiddetini nerden almıştı, bu yağmur? Kış yorgunuydu parktaki ağaçlar.

Şemsiyem yanımdaydı, ona sığındım; yağmurun şiddetinden korunmak için.

Yağmur gece de hiç durmadı. Koltuğa oturup arkama yaslandım. Yağmurun yağışını izlerken eskiden karaladığım yazıları okudum.

Önceden okuduğum bir şiir geldi aklıma. Karaladığım yazıların arasına onu da not ettim.

“Yenilenir gökyüzü
Boşalır bardaktan bir yağmur
Gülüşün,
Düşer bir akşamüstü,
Peşime, ansızın…
Gülüşün,
Isıtır içimi
Işıtır karanlıklarımı
Islatır kuruyan göz bebeklerimi…”

HAYATIN YETERSİZLİĞİ

Manisa’da şehir içi minibüsündeyim. Saat 21.30. Üniversiteden eve dönüyorum. Minibüs o kadar dolu ki hareket edecek yer yok. Her zamanki hali…

Minibüs ilerlerken gözlerim yavaşça kararmaya başlıyor. Her yer bulanıklığa bürünüyor. Işıklar karanlığa gidiyor. Tıpkı siyah-beyaz televizyonlardaki görüntüleri andırıyor ortam. Sesler anlamsız bir gürültü sanki. Başımın tamamı uyuşmuş gibi sızlıyor. Ben hala ayaktayım. İçimden tekrar ediyorum; güçlüsün sen, düşmek yok! Bütün gücümü ayakta kalmaya harcıyorum. Minibüs boşalıyor. Boş bir yer bulup oturuyorum. Soğuk ter kaplıyor tenimin bütün yüzeyini. Üşümeye başlıyorum. Yaşam ile ölüm arasındaki çizgiye hayatımda ilk kez bu kadar yaklaşıyorum. Yaşamak için değil mi bu hayat?

Minibüs garaja geldiğinde iniyorum. Polis karakolunun önünden geçip garaja giriyorum. Bir kadın boş bir bavul ve uzun saçlarıyla yalnız bir şekilde bekliyor otobüs vaktini.

Kendimi otobüsün içine atıyorum. Yaşadıklarım, kocaman toprak üzerindeki tek sarı bir ağaç gibi hatırlatıyor bana hayatın yetersizliğini. Ellerim cebimde bekliyorum otobüsün kalkmasını. Herkes ceplerinden çıkardığı saate durmadan bakıyor, sevmek ise diğer ceplerinde taşımak istedikleri başka bir saat.

Otobüs hareket ediyor. Kasvetli gökyüzünü yanımıza alıp çıkıyoruz yola. Otobüste bir uğultu var, herkes biten günün ardından yaşadıklarını paylaşmanın amacında. Radyoda birkaç şarkı sonra Athena grubunun “son defa” parçası çalıyor. Nasıl da rastlantılar üzerine kurulmuş hayat…

AKUT OTİTİS MEDİA

Kulak 3 bölümden oluşur: 1) Dış Kulak 2) Orta Kulak 3) İç Kulak. Akut otitis media, orta kulağın bakteriyel iltihabıdır. Tüm çocukluk çağında sık olmakla birlikte en sık ilk 1 yaşta görülür. Üst solunum yolu enfeksiyonlarının sık görüldüğü mevsim olan kış mevsiminde orta kulak iltihabı da sık görülür. Sıklıkla bakteriler neden olmakla birlikte erken evrelerde virüslerin de (respiratuvar virüsler) rol oynadığı görülmüştür.

 

Risk Faktörleri:

  •  Çocukluk Çağı

  •  Erkek Cinsiyet

  •  Biberonla Beslenme

  •  Anne Sütü İle Beslenmeme

  •  Kalabalık Yaşam Koşulları (Yuvalar, Kalabalık Aileler vs.)

  •  Kalıtım

  •  Yarık Damak

  •  İmmün Yetmezlik (Bağışıklığın Yetersiz Olması)
    Alerji


  • Ksitik Fibrozis

  •  

     

     

Akut Otitis Media Seyrinde 6 Evre Görülür:

  • Hiperemi Evresi: Orta kulak mukozası ve kulak zarında kırmızılıkla karakterizedir. Belirtileri; kulakta ağrı, kulakta dolgunluk hissi, ateş, işitmede hafif azalmadır.

  •  Eksudasyon Evresi: Orta kulak iltihap ile dolar, kulak zarı şişkin görünür. Belirtileri; ateş ve kulak ağrısının artması, işitme kaybının artmasıdır.

  •  Süpürasyon Evresi: Kulak zarında delinmeyle karakterizedir, bu delik çoğunlukla kendiliğinden kapanır. Belirtileri; ateş ve kulak ağrısı azalır, işitme kaybı artar, kulak akıntısı görülür.

  •  Koalesan (Birleşme) Evresi: Enfeksiyon uzun sürerse orta kulaktaki hücreler birleşerek iltihapla dolar. Belirtileri; ateş ve kulak ağrısı artar, kulak arkasında hassasiyet olur.

  •  Komplikasyon Evresi: Hastalık ilerleyerek; beyine yayılıp beyin absesi, menenjit, iç kulağa yayılıp labirintit, yüz felci gibi sonuçlara yol açabilir.

  •  Rezolüsyon Evresi: Etkili bir tedaviyle hastalık gerilemeye başlar. İyileşmenin ilk belirtisi kulak akıntısının azalmasıdır. İşitme kaybı düzelir, ateş düşer.

Belirtileri

  • Kulak ağrısı

  •  Kulak akıntısı (Akıntıyla birlikte ağrı ve ateş azalır.)

  •  Kulakta dolgunluk hissi

  •  Ateş

  •  İşitme Kaybı (Eğer uygun tedavi edilirse işitme kaybı genellikle kalıcı değildir.)

  •  Bebeklerde huzursuzluk, uyku düzensizliği, iştahsızlık

  •  Öncesinde görülen üst solunum yoluna bağlı birlikte öksürük ve burun akıntısı görülebilir.
     

Tedavi

Orta kulak iltihabı genellikle 10-14 gün süreyle antibiyotik kullanılarak ya da östaki tüpünün fonksiyonunu düzeltecek ilaçlarla tedavi edilir. Eğer iltihap çok fazlaysa ve çok şiddetli ağrıya neden oluyorsa kulak zarında yapılacak küçük bir kesiyle bu iltihabın boşalması sağlanabilir.

 

Evde Alınması Gereken Önlemler

Kulak akıntısı olan çocuklar yüzmemeli, banyoda kulağa su kaçmamasına dikkat edilmelidir. Ağrı kesici ve ateş düşürücülerle çocuğun rahatlaması sağlanabilir.

Orta kulak iltihabı bulaşıcı değildir, fakat öncesinde bir üst solunum yolu enfeksiyonu bulaşıcı olabilir.

Orta kulak iltihabı çoğunlukla kendiliğinden düzelebilmesine karşın, hastalık ilerleyip işitme kaybı, menenjit, beyin absesi, yüz felci, iç kulağa ilerleyip denge bozukluğu yapması gibi sonuçlara neden olabilir. Bu nedenle yukarıda saydığımız belirtileri gösteren çocukların mutlaka bir hekim tarafından muayene edilmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.

 

Sağlıklı Günler Diliyorum…

İTİBAR

2007 yılının gündemini en çok meşgul edenlerden biri de Türklüğü, Cumhuriyet ve kurumlarını alenen aşağılayanların cezanladırılmasını öngören 301. maddedir.

Özellikle Hrant Dink cinayetinden sonra anayasadan çıkarılması ya da hafifletilmesi üzerine birçok ülkeden eleştiri ve -yine bu maddeye göre yargılanması ve sonunda ceza olması tabi olan- aşağılamalar yapılmıştır.

 

Hrant Dink’in öldürülmesi Türkiye için büyük bir kayıptır, büyük kayıp olmasının benim için nedenleri vardır. Nedenleri arasında Türkiye için önemli bir düşünür olması ön sıradadır. Farklı inanç ve etnik yapıya mensup olsa da Türk Milleti’nin bir ferdi olması kaybın önemini artırmaktadır. Böyle bir düşünürün sadece öldürülünce ve binlerce yazısı arasından sadece yargılandığı bir yazıyla halka tanıtılması üzücüdür.

 

Hukuk devletinde kişilerin şahsa ve kuruma dava açma yetkileri mevcuttur. Sosyal sorumluluk anlayışına göre dava açanlar hem yüce mahkemeleri meşgul etmemek hem de yargılanacak kişinin kişilik haklarını sarsmamak adına sağ duyulu davranması gerekmektedir.

 

Asıl sorun davanın açılması ya da davalının 301. maddeden yargılanması değildir. Sorun yargıya intikal etmiş bir sorunu basın ve bilgi alma özgürlüğü adı altında; yargıya müdale, davalının kişi ve özgürlük haklarına saldırı haline getirerek kamuoyuna sunmaktır.

En büyük sorun ise devletin kurumu olan yargının verebileceği kararları halkın vermesi ya da tüm halkı içine katmadan kendini devlet zanneden zavalcıkların vermesidir. Kaldı ki ölüm cezasını, Türkiye Cumhuriyeti Anayası’nda yok iken yani yargı bile böyle bir karar veremezken kendini milliyetçi, ülkenin özgürlüğünü sağlayacağını iddia eden serseri cuntasının vermesi ne kadar tabii olabilir.

 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın açıkça ve altı çizilerek belirtilen Türk tanımının birleştirici unsurunu hiçe sayarak, ağır ve büyük bir yük olarak gördükleri Türk kelimesi 301. maddede Türklüğü, Cumhuriyeti veya kurumlarını alenen aşağılamasının yer alması ülke içinde ve dışında birçok kişiyi rahatsız etmektedir.

Rahatsız olmalarının en büyük nedenlerinden biri bilgili olup bilinçsizlikle suçladığım, demokratik olduğunu iddia ettiğimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin bahsi geçen konularda eleştiri yapmalarının yasaklandığına yöneliktir. Bilinmelidir ki 301. maddenin son fıkrasında “Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.” diye özellikle belirtilmiştir.

Eleştirmenin Antik Yunan’da bir sanat olarak icra edildiğini ama takvim yaprakları birer birer koparıldığında bu sanatın da değerinin yitip gittiği aşikardır. Hala hakaret ile eleştiriyi, fikir hürriyeti ve konuşma hakkı ile kişi hak ve özgürlüğünü ayırmış değiliz.

Bir devletin parası, toprağı, askeri gider tekrar bir şekide gelir ancak itibarının yerine gelmesi mümkün değildir bunun nedeni kişilerin görüşlerini özellikle kalıplaşmış olanlarının görüşlerini değiştirmenin zor olduğu bilinir. Orta Çağdan sonra yayılan Fransız ihtilalinden sonra basılan ansiklopedi de Türk ‘ün karşılığının barbar olması ya da Mavi Kitap diye anılan kitapta sözde Ermeni soykırımının ele alınması hala Türkiye’nin itibarında derin çiziklerdir.

Üzücü ve kızdırıcı olan, vatanın koruyucusu olduğunu iddia edenlerin ve milliyetçi geçinenlerin farklılık göstermekten hoşnananlara göre Ermeni ve Hristiyan olan ama herkesin bizden biri olduğunu bilmesi gerektiği Hrant Dink’in ve Türkiye’de yer alan çeşitli millet ve din grubunun temsilcilerine yani misafirlerimize, dini inancı ve etnik grubu ne olursa olsun milletimizin fertlerine yapılacak herhangi bir müdale hem üste saydıklarımın gözünde hem de dünya gözünde Türkiye’nin itibarına atılacak bir çiziktir.

Türkiye’nin yargı sonucu ceza verecek kurumları vardır. Bunu “dinim, devletim ve millettim adına yaptım” bahanesine tahammül edilemez. Zaten Türkiye Cumhuriyeti yargı kurumları da buna tahammül etmiyor, görevini yapıyor.

Devletin kurumları arasındaki ilişkiler hasarlıdır ve sorunludur, sadece aralarında değil kendi içinde de sorunları ve hasarları vardır. Bu konuda değiştirilmesi ve yamanması gerekenler umarım en kısa sürede gerçekleşir.

Bir ülkenin tüm kurumlarıyla hem halkı hem de dünya gözünde saygınlığı mühimdir. Bu ancak devletin halkına, halkın da devletine sahip çıkmasıyla sağlanabilecektir.

 

5 soruyla 50 Sayı

Ben Türk E-Dergi’yi uzun bir seyahate benzetiyorum, o yüzden dergi içinde oluşan mutluluklar, hüzünler, başarılar ya da beklentilerin boşa çıkmasını seyahat esnasında oluşabilecek olaylar olarak adlandırıyorum bu yüzden olgunlukla karşılıyorum pek çok şeyi ama her olaydan sonra da sonucu iyi olsun kötü olsun bir ders çıkarmayı da ihmal etmiyorum. İyi olarak adlandırdığım şeylerin daha iyisini yapabilmek, kötü olarak adlandırdıklarımın da bir daha yaşanmaması için gerekli önlemleri almaya çalışıyorum.

Birde bu seyahatte benim karşılaştığım, yolun bir bölümünü yürüdüğüm ve yürümeye devam ettiğim arkadaşlarım var. Türk E-Dergi bugüne geldiyse, bu seyahatte bir yol kat ettiyse onların sayesindedir. Özellikle zamanla yarış halindeyseniz işiniz bunu gerektiriyorsa destek almadan bir adım atsanız bile daha sonraki adımı atmaya haliniz kalmaz ve ilerleyemezsiniz. Diğer bir deyişle içinde bulunduğumuz seyahate ancak bir grupla çıkılır bu iş bir takım oyunudur, ekip işidir.

Türk E-Dergi’yi bugüne gelmesinde büyük katkıları olan Orçun Kaynardağ ve Seda Tekeci, dergiyi ayakta tutan insanların başında yer alan Alparslan Zengin ve derginin geleceği Beysim Öztürk ve Damla Şenol’a 5’er soru sordum, içlerinden geldiği gibi sorularımı yanıtladılar.

hepsine şükran borçluyum. Hep birlikte nice 50. Sayılara

SEDA TEKECİ

SedaTekeciSizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Göçmen bir İzmirliyim. Yüksek lisans dahil tüm okullara İzmir’de gittim.. İzmir Ekonomi Üni ekonomi mezunuyum. Dokuz Eylül sosyal bilimler enstitüsü Türk İslam edebiyatında yüksek lisans yaptım. 2.5 yıldır evliyim ve İstanbul’da yaşıyorum. Bankada Kambiyo biriminde çalışıyorum. Fotoğrafçılık, edebiyat, sinema ilgi alanlarım arasında. Bir de gezi. Gezmeyi çok seviyorum. İnsanlarla tanışıp sohbet etmeyi de.

Dergimizle tanışmanız nasıl olmuştu?

İşte dergi ile tanışmam da tam da bu sayede bu projenin içerisinde yer alan arkadaşlarla sohbetim esnasında neden ben de katılmayayım, bu projeye bu kadar inanan insanlara destek olmayayım şeklinde gelişti. O zaman projenin yaratıcısındaki heyecanın bu işi çok uzun seneler yürütmeye yeteceğine inanmıştım. Bu gün 50. sayı yarın 500 olacaktır.

Dergimizde yazarken aklınızda kalan bir anı var mı ?

Dergide yazarken o zamana kadar entelektüel olarak zihnimi bu kadar çalışmaya zorlamamışken biraz düşününce ortaya neler çıkartabileceğimizi görmek, yazdıklarımın insanlar tarafından okunduğunu duymak, dergi hazırlık aşaması için yaptığımız toplantılardan aldığım zevk aklımda kalan ve hiç unutmayacağım deneyimlerdir. Barış Manço için yazacağım bir yazı sayesinde Barış Manço’nun oğlu Doğukan’la röportaj yapabilmek de ayrıca unutulmaz bir deneyimdi.

Türk E-Dergi’yi diğer dergilerden ayıran sizce bir şey var mı ?

Türk E-dergi tüm projeler gibi bir hayal sonucu ortaya çıkmış; ancak onu hayal edenin motivasyonu başka hiçbir projede bu kadar zirve yapmamıştır. Yazarların özgürce istedikleri konuda yazabilmesi ve kimsenin yazısına müdahale etmemesi buna rağmen yazarların seviyesini hiç bir zaman bozmaması da bir başka ayırt edici özelliktir.

Dergimizin 50. sayıya ulaşabileceğine inanıyor muydunuz ? Ve İleri ki dönemlerde Türk E-Dergi’den bir bekletiniz var mı ?

Açıkçası etraftan gelen onca çatlak sese rağmen az önce de bahsettiğim motivasyon nedeniyle 50. değil 500. sayıya ulaşabilir bu dergi. Gençlik var olduğu sürece bu dergi de yaşar. İleriki dönemde derginin yaşı ilerleyecek yazarlarının işi gençlere bırakırken kendilerini soyutlamayıp misafir olarak da olsa yazmaya devam etmeleri ve bir gelenek oluşturup bu geleneğin sürmesi için çaba sarf etmelerini bekliyorum. Kendi adıma bardağım dolmadan yazmak istemediğim için ayrıldığım dergimiz için sizlerin doldurmaya devam ederken yazmayı bırakmaması dileğim. Nice 50 sayılara.

 

ORÇUN KAYNARDAĞ

Orçun Kaynardağ

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

18 Mart 82 doğumluyum. İzmir ekonomi üniversitesi 2. sınıfa af ile geri döndüm. askerliğimi Edirne’de jandarma olarak yaptım ve Adnan Menderes havalimanında yer hizmetleri müşteri temsilcisi olarak görev yaptım. Üniversitedeyken işletme kulübünü kurduk ve aktif olarak yönetim kurulunda yer aldım.

Dergimizle tanışmanız nasıl olmuştu?

  Dergiyle tanışmam bu işin fikir aşamasındayken oldu. Egemen ile üniversitenin başından beri arkadaştık ve bu fikirle bize geldiğinde benimsedik ve birlikte işe koyulduk.

Dergimizde yazarken aklınızda kalan bir anı var mı ?

Yazı yazarken henüz tam bir anım oldu diyemeyeceğim ama aklımda kalan ilk sayılarındaki yazılarımı oluştururken epey bir araştırma yapıp zorlandığımı söyleyebilirim.

Türk E-Dergi’yi diğer dergilerden ayıran sizce bir şey var mı?

Enteraktif ve dinamik bir ekibin olmasını her zaman takdir ettim.

Dergimizin 50. sayıya ulaşabileceğine inanıyor muydunuz? Ve İleri ki dönemlerde Türk E-Dergi’den bir bekletiniz var mı ?

İlk fikir aşamasındayken ilk hedefimiz 50 idi zaten ama bu kısa zamanda gerçekleştirilecek bir olgu değildi ama ben Egemen’e her zaman güvendim ve o da bu güveni boşa çıkartmadı. İleriki dönemler için en büyük beklentim güzel bir sponsorluk ile büyük bir derginin alt grubu olmasını ve böylelikle bu dergiyi kurumsallaştığını görmek en büyük dileğim.

 

ALPARSLAN ZENGİN

Alparslan ZenginSizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Kitaplık gibi adamımdır, kısa tanımlara sığmam, taşarım. Şaka elbette bu, gayet basit biriyim, hikayem de kısa olacaktır bu yüzden. 1987 Şavşat doğumluyum. İlkokul, ortaokul (ben ortaokul öğrencilerinin son temsilcilerindenim) ve liseyi yurdumun farklı yerlerinde okuduktan sonra üniversite için İzmir’e kapak attım. İşletme mezunuyum ve İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde Avrupa Çalışmaları yüksek lisansı yapıyorum. Ayrıca aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak çalışıyorum. Gezmeyi, müzik dinlemeyi, uyumayı ve yürüyüş yapmayı severim. Boş zamanlarımda kitap okurum. Yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerdim ama çok kötü espriler yaptığım anlaşılmasın diye dilemiyorum.

Dergimizle tanışmanız nasıl olmuştu?

Üniversite birinci sınıftayken ara sıra kullanmak zorunda kaldığım kütüphane bilgisayarlarında tarayıcıların ana sayfası olarak dergiyi koymayı kendine şiar edinmiş militan ruhlu bir arkadaş -ki kim olduğunu hiçbir zaman bilemedim- dergiyi tanımama neden oldu.

Dergimizde yazarken aklınızda kalan bir anı var mı?

Derginin yazar kadrosuna dahil olalı üç yıldan uzun bir zaman geçti. Bu süre zarfında çok güzel anılarım oldu muhakkak. Yine de benim için en unutulmaz olanı kısa süre için genel yayın yönetmenliği yapıp çuvallamam oldu.

Türk E-Dergi’yi diğer dergilerden ayıran sizce bir şey var mı ?

Yazarları arasında benim olmam. Başka hiçbir derginin bünyesinde beni barındıracağını sanmam. (Çok kötü espri yaptığımı söylemiştim sanıyorum.) Sanırım bu derginin en önemli özelliklerinden biri ve diğer bir çok dergiden ayrıldığı nokta okuyucu sayısını çok da sorun etmeden sürekliliğini koruması. Elbette buna derginin geniş içerikli oluşunu ve yazarlarının dünya görüşlerinin çok geniş bir yelpazede olmasını eklemek gerekir.

Dergimizin 50. sayıya ulaşabileceğine inanıyor muydunuz ? Ve İleri ki dönemlerde Türk E-Dergi’den bir bekletiniz var mı ?

Gönüllülük esasına dayalı bir işte 50. sayıya ulaşmak küçümsenemeyecek bir başarı. Hele hele yazmak yerine konuşmayı seven insanların çok büyük bir yekün tuttuğu bizimki bir toplumda bunu sağlamak çok daha zor. Bu zorluklara bir de gerçek anlamda “yansızlık” ilkesine sahip olmak eklenince bu soru kime sorulsa cevap “Olabilir ama çok zor.” olacaktır. Sanırım bu derginin şansı “Zor ama imkânsız değil.” diyen insanların yola koyulmuş olması. Dergiden geleceğe dönük beklentim zaman zaman hızlı değişimler yaşayan ve sayıca inişli çıkışlı bir grafik izleyen yazar kadrosunun biraz daha genişlemesi ve daha statik hale gelmesidir ki ben bunun çok geçmeden gerçekleşeceğine inanıyorum.

BEYSİM ÖZTÜRK

Beysim Öztürk

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Ben Beysim ÖZTÜRK. İstanbul Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü 3.Sınıf öğrencisiyim. Bulgaristan 87 doğumluyum.

Gülmek en büyük hobimdir. Kısaca kendim hakkında anlatabileceklerim bunlar.

Dergimizle tanışmanız nasıl olmuştu?

Sarphan UZUNOĞLU sayesinde tanımıştım dergiyi, o gir bak oku güzel şeyler var vs. diyerek benim ilgimi dergi üzerine yönlendirmişti.  En başta bu reklam kokan hareket hoşuma gitmemişte olsa sonrasında kendisine teşekkür etmiştim. Buradan bir kez daha bunu yineliyorum.  İyi ki bu tanışıklık gerçekleşmiş ve iyi ki bu derginin bi parçasıyım.

 Dergimizde yazarken aklınızda kalan bir anı var mı?

Yazarlık evresine gelirsek yine Sarp’ın desteğiyle Türk E-Dergi  bünyesinde yazmaya başladım. Benden politik konularda yazmamı  istemişti 2 sayı anca yazabildim sonrasında  şiir  yazdım. Bunun sonrasında Sarpın bir şeyler dememesi beni şaşırtmıştı. Aklımda  kalan diye değil de söylemezsem içimde kalacak bir konu var:  Türk E-Dergi içerisinde yazarların birbirleriyle olan münasebetlerinde  gösterdikleri hassasiyet! Karşılarındakini  ezmek için değil sadece fikirlerini savunmak için yazılan eleştiri içerikli gurup  mesajları kesinlikle en çok aklımda kalan anılar.

Türk E-Dergi’yi diğer dergilerden ayıran sizce bir şey var mı?

Sanal ortamda takip ettiğim dergilerle kıyasladığımda gördüğüm en bariz fark  diğer dergilerin  kağıt üstüne basılmış gibi sanal

dergi hazırlamaya çalışmaları oysa ki Türk E-Dergi sanal dergilerin okuyucuya nasıl ulaştırılması gerektiği konusunda bir örnek olarak  durmaktadır.

Dergimizin 50. sayıya ulaşabileceğine inanıyor muydunuz ? Ve İleri ki dönemlerde Türk E-Dergi’den bir bekletiniz var mı ?

Derginin 100. sayıya da ulaşacağına inanıyorum. İnanmayanlarla bahisse dahi girebilirim. Türk E-Dergi’den beklentim değil ricam olabilir. Bu ricalarında zaten gerekli gördüğümde,  uygun gördüğüm şekilde ilgili kişilere iletiyorum.

 

DAMLA ŞENOL

Damla Şenol

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Damla Şenol. Yazı yazmaktan keyif aldığım gerçeği dışında Bilkent Üniversitesi’nde İç Mimarlık öğrencisiyim. Her rengin içinde gizlide olsa biraz beyaz olmasını seviyorum.

Dergimizle tanışmanız nasıl olmuştu?

Arkadaş önerisiyle dergiyi keşfettim, öneren arkadaşım her ne kadar şu an dergide yazmasada ben halimden gayet memnunum. Bir yerden başlamak gerekiyordu.

Dergimizde yazarken aklınızda kalan bir anı var mı?

”Kırmızı” yazım için ”Ateş kırmızısı bir yazı” denmesi çok hoşuma gitmişti.

Türk E-Dergi’yi diğer dergilerden ayıran sizce bir şey var mı?

İlerlemeye ve yeni fikirlere açık olması en önemli özelliklerinden biri.

Dergimizin 50. sayıya ulaşabileceğine inanıyor muydunuz? Ve İleri ki dönemlerde Türk E-Dergi’den bir bekletiniz var mı ?

Bence ”Dergimizin 50. sayıya ulaşabileceğine inanıyor muydunuz ?” sorusu çok yanlış olmuş. Daha nice 50lere… 🙂

Türkiye'nin Sanal Dergisi

%d blogcu bunu beğendi: