Naçizane

PARANOİD ŞİZOFRENİK ÖYKÜLER: KUTSAL AKIL

4 Mins read
Naçizane

PARANOİD ŞİZOFRENİK ÖYKÜLER: KUTSAL AKIL

4 Mins read

Saat gece 5 gibi, yağmur şehrin boş sokaklarını ıslatıyordu. Sokak lambaları yağmurun etkisiyle daha parlak yanıyordu. Uzaktaki parkın aydınlatma ışığı, sakin yağmur damlalarının içinde kırılarak şehrin bu karanlık sokaklarını tek başına aydınlatmak istercesine gözlerinin içine doluyordu. Balkonun sağ tarafındaki sokak lambası yağmurun ıslak dokunuşuna dayanamamış olmalı ki sessizce göz kırpıp duruyordu.

Evinin önünde gün boyunca bekleyen polis aracından iz yoktu. Ezan sesi bu yalnız sokakları doldururcasına kulaklarında yankılanmaya başladı. Aklından düşünceler geçiyordu.

Üç gündür aynı rüyaları görüyordu. Rüyalarında acımasızca öldürülen insanlar vardı. Bir de aklına simge olarak kazınmış akrep ve fare… Bu rüyaları gördükten sonra oldukça güçsüzleşiyordu. Gördüğü rüyalardan sonra uyuyamayacağını biliyordu.

Balkonda üşüdüğünü hissetti. Oysa acı duymak, üşümek gibi hisler ondan uzaktı. Bunların, çocukluğunun aklında yer etmeyen kısmıyla ilgili olduğunu biliyordu. O yaşlarıyla ilgili hiçbir anısı, aklında hiçbir görüntüsü yoktu. Ailesine sorduğunda hep geçiştirici cevaplar alıyordu. Onları çok iyi tanıyordu. Bir konuya girilmemesi gerekiyorsa bunu belirleyecek olan onlardı. O yıllarda aklından kopan bu filmden sonra hissetme güçlerini yönlendirebildiğini fark etmişti.

İçeriye geçti, pencere kenarındaki koltuğa oturmadan önce televizyonu açtı. Odanın içerisindeki yoğun sessizliği bozacak bir sese ihtiyacı vardı. Gecenin yağmurla birleşen sessizliği onu huzursuz ediyordu.

Bilgisayarını açtı. Yazmak için klavyenin tuşlarına hafifçe dokunmaya başladı. “O görünüyor sokak arasından. Cep telefonunu karıştırarak ilerliyor. Bir yerlere ulaşma telaşında… 15 dakika sonra gittiği yoldan geri dönüyor. Elinde market poşeti… Belli ki alışveriş yapmış. Poşetin içinde ilk gözüme çarpan bir paket Doritos oluyor. Poşetin dibinde CD’ler… Evinin sokağına dönmeden tekel bayiine uğruyor. Çok sürmeden içeriden çıkıyor. Aldığı sigara paketini de market poşetinin içine koyuyor. Elinde cüzdanı… Para üstünü cüzdanının arasına sıkıştırmış yürürken cüzdanını yere düşürüyor. Gülümsüyor. Eğilip cüzdanını yerden alıyor. Sokağına dönüyor…”

Odasına gidip Isparta’daki uçak kazasında ölen profesör dostunun, uçak kazası olmadan önce ona yolladığı CD’yi aldı. CD ile yolladığı notta, “Güvenebileceğim tek kişi sensin, doğru zaman gelince bu CD önem kazanacak ve o zaman bu CD’ye bak.” diyordu. Bu güne kadar, dostunun eskiden tekrar ettiği bir söze göre hareket etmişti: “Çalışmalar en iyi 6 ay sonra şekillenir. Doğru zaman o zamandır.”. Zamanı geldiğini hissediyordu. CD’yi bilgisayarına taktı. İçindeki dosyaları incelemeye başladı. Bor, toryum ve çok önemli çalışmaların yer aldığı bir CD’ydi. Hemen odasına gidip CD’yi başka CD’lere kopyaladı.

CD’leri kopyalarken geçmişi düşündü. TUBİTAK’lı uzmanlar ve ASELSAN’lı mühendisler… Hepsinin ortak noktası ülke için önemli çalışmalarda bulunmalarıydı. Hepsinin projeleri, başlarına gelen şüpheli kazalardan sonra ortadan kayboldu.

İki TUBİTAK uzmanı ve bir Yüzbaşı Türkiye’nin güvenliği ile ilgili saklı yazılar üzerinde çalışıyorlardı. O gün yeni geliştirdikleri bir cihazı denemek için Çanakkale’ye gidiyorlardı, maalesef gidemediler. Şüpheli bir trafik kazasında hayatlarını kaybettiler.

ASELSAN’ın geliştirmeye çalıştığı F-16 uçaklarının şifre çözümlerinde görev alan üç ASELSAN mühendisi ise intihar süsü verilen şüpheli ölümleriyle arkalarında yüzlerce soru işareti bıraktı.

Milli Tank Projesi’nde görevli ASELSAN mühendisi ise proje ile ilgili brifing verdikten üç gün sonra arabasında ölü bulunduğunda çantasındaki tank projesi çalınmıştı.

Düşünmeye devam ederken beklenmedik bir şekilde kapının zili çaldı. Balkona çıkıp aşağıya baktı. Gün boyunca kapının önünde bekleyen polislerdi. Durumu anlamak için kapıyı açtı. Aklından yüzlerce farklı düşünce akıyordu. Ne yapmalıydı?

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: