Naçizane

PARANOİD ŞİZOFRENİK ÖYKÜLER: SİYAH KLASÖR

3 Mins read
Naçizane

PARANOİD ŞİZOFRENİK ÖYKÜLER: SİYAH KLASÖR

3 Mins read

Sınavları vardı. Günleri ders çalışmakla uykulu bir hal arasında geçiyordu. Sınavı olduğu gün evden çıkıp sınavına yetişmek için hazırdı. Kapının zili istekli bir şekilde çalmaya başladı. Kim olduğunu sordu. Gelen kargocuydu. Oysa beklediği bir kargo yoktu. Kapıyı açtı ve kargocu ona adını sordu. Kargo paketinin üstündeki ad onundu ama soyadı farklı yazılmıştı. Duraksadı. Ona gelen dergileri düşündü. Onlarda da aynı dergiden iki tane geldiği ve abonelik tarihleri farklı olduğu için bir dergideki abone soyadı farklıydı. Ama o ayın dergileri gelmişti ve kargodaki yanlış soyadı bu dergideki soyadıyla aynıydı. Kargocuyu şüphelendirmeden hemen paketi kabul etti. Kargocu elindeki göndericisi belli olmayan paketi ona verdi. Kapıyı yavaşça kapadı. Odasına yöneldi. Kargo paketini açmak için çekmecesindeki makasa uzandı. Paketin içindekilere zarar vermeden yavaşça paketi açtı. Paketin içinde siyah bir dosyalama klasörü vardı. Üzerinde hiçbir şey yazmıyordu. Klasörü açtı. Klasörün içinde bir sürü beyaz sayfa vardı. Bütün sayfalara hızlıca baktı. Sayfaların üzerinde de hiçbir şey yazmıyordu. Anlam veremedi. Düşünmek için fazla zamanı yoktu. Gelen klasörü kimsenin göremeyeceği bir yere koydu. Sınavına yetişmek için evden aceleyle çıktı. Yolda giderken bir yerlerden hediye kazanmış olup olamayacağını düşündü. Böyle bir şey olsa ilk önce kendisinin haberi olmaz mıydı? Bunları düşünmekten vazgeçti. Sınavına yoğunlaşması gerekiyordu.

Akşam, sınavından sonra eve döndü. Evdekilere olayı anlattı. Hiç kimsenin gelen bu kargodan haberi yoktu. Odasına hızlıca girdi. Klasörü koyduğu yerden aldı. Penceresinden odaya giren ölgün ışığı yetersiz buldu ki lambayı yaktı. Siyah klasörün kapağını açtı ve öğlen boş olarak gördüğü sayfalarda yazılar yazıyordu. Sayfalarda bir şeyler yazıyor olsaydı öğlen bu yazıları görmez miydi? Kendinden şüphe mi etmeliydi? Nasıl olurdu? Öğlen tüm sayfaları boş görüyordu, şimdi ise bütün sayfalarda kalın bir yazı tipiyle ve siyah renkte, yazılar süzülüyordu. Okumaya başladı. Yazılar Azeri Türkçesiyle yazılmıştı. Azeri Türkçesi, Türkiye Türkçesine çok yakın bir lehçeydi. Anlayabilmek için yavaşça okuması gerekiyordu. Bir de sözlüğe ihtiyacı vardı. Bilgisayarını açtı ve internette Azerice kelimelerin Türkçe karşılıklarını öğrenebileceği bir sözlük buldu. Anlamadığı kelimeleri çözümlemeye çalışıyordu. Yazılanları anlıyordu, ancak ne anlatılmak istediğini tam olarak anlamış değildi. Bazı yerlerden ve sokaklardan bahsediliyordu. Tüm yazanları Türkiye Türkçesi olarak yeniden yazmaya başladı. Cümleler olayları komutsal bir düzende anlatıyordu. İlk sayfanın sonuna kadar yazdı. Sonra en baştan okumaya başladı. Anlatılan sokaklar kendi şehrinin sokaklarıydı. Belediye binası, okullar, iş yerleri, sokaklar… 2 kişi üzerine geçiyordu bu sayfa. Onların izlediği yolları anlatıyordu. “Okulun karşısındaki yolun köşesindeki kırmızı duvarlı evin önündeydiler” diyordu. Birçok ara sokak anlatılıyordu yazıda. Sayfaları çevirdi, hiçbir şey anlayamıyordu. Burada anlatılan neydi? Farklı bir sayfayla karşılaştı. Bu sayfadaki cümleler Türkçeydi ve cümleler arasında boşluklar vardı. Cümleleri okumaya başladı. Bunlar kişiler arasında geçen konuşmalardı. Ve cümlelerin arasında tanıdık isimlerle karşılaştı. Durdu. Kendi konuşmaları da vardı. Mesajlar, telefon görüşmeleri, internet görüşmeleri… Olanlara anlam veremiyordu. Okudukları doğru muydu? Bu belgeler onun eline neden geçmişti? Kimdi bunların onun eline geçmesini sağlayan? Kendi konuşmaları, yazıları inandırıcı kılmak için mi bu belgelerin içine konulmuştu? Ne yazık ki kendi konuşmalarının hepsi doğruydu ve diğer konuşmaları da inandırıcı kılmak için oldukça yeterliydi. Ama kim bütün bu konuşmalara ulaşabilirdi? Neden diye sordu, kendine arka arkaya? Evde bunaldı. Dışarıya çıktı. Süreklilik içinde düşünmeye başladı. Olayları ilişkilendirmesi için bu belgeler ona gönderilmişti. Bunlar sadece onun çözebileceği içerikteydi. Buna kanaat getirdi. Eğer bu yazanlar doğruysa her şey değişmeliydi. Nasıl bir oyundu bu?

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: