67. SayıNaçizane

Renkleri Terk Etmek Üzereyim…

2 Mins read
67. SayıNaçizane

Renkleri Terk Etmek Üzereyim…

2 Mins read

Dün gece, yine gökkuşağını elime almış, renklerini hayran hayran seyre dalıyordum… Benim ruhum da bu denli renkli olmalıydı diyor ve her birini ayrı ayrı tahayyül merceğine kondurup kristalimsi temaşanın(ibretle bakmak) keyfini çıkarıyordum.

Sonra bir rüzgâr kondu perdemin üzerine, açık pencerenin kenarından… Gökyüzü aralandı, ince tülün ardından… Beni çağırdığını hissettiğim semaya doğru adım attım.

Yıldızsız bir gece… ‘Neden?’diyorum. Bu güzelim gökyüzü, neden zifiriye boyanmış? … Yoksa zifiri de, bir renk miydi? Yıldızlarını kendine saklamış ve ‘Bak benim varlığımı görmen için ışığa ihtiyacın yok’ diyen gizlice…

Karanlığın da güzel olabileceğini düşündüm o an. Neden renklerin ardına saklanır hep? Aslında her rengin özü karanlık olabilir mi? Kara, denilen koyu yabancılık kokan renk, bu kadar güzel miydi özünde? …

Ruhum gökkuşağıyla bezensin, arzulardım hep… Dün gece, kapkara bir düşünce istedim anlayışımı kökten değiştirmek pahasına… Kırptım gözlerimi son kez ve gözbebeklerimizin rengini dünyama davet ettim.

İşte o an ben, renklerle olan bağımın suret ile ruh ayrımında, surete takılı kalışım olduğunu fark ettim. Ve dün gece, elime siyah tükenmez kalemimi alıp bir şiir yazdım… (Ben şiir yazamam…) Karanlık ihtiyacı ruhumu şiire kalkan kılmış meğer… Bu sabah ‘Ben artık şiir yazabiliyorum’ derkenki tepkim Fadime ablayı nasıl şaşırttıysa, yazarken hissettiğim şey de beni şaşırtmıştı… (‘’Vakit geldi demek…’’) Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olur mu bilmem.

Renkleri terk etmekten ziyade renklerle sınırlı kalmayı terk ediyorum. Sureti, asıla tercih olurdu yanlışta ısrar edişim. Şimdi kesin bir kararla geceleri hayal dünyamda seyrettiğim gökkuşağımı satışa çıkarttım. Ruhum, boyalı duvarlarını yıkıyor da…

Naçizane Kıssadan Hissem; Sevmek, huzur demek değil bundan böyle. Sevmek, huzura ulaşma özlemi ve bu özlem ile yaşarken ‘sen’i, atıldığım kuyunun ıslak zemininde çömelmişken bile aynı hüzün dolu ruh ile özleyebilmek…

Kurulan hayaller, pamuk şekeri tadında oldukça sahte bir mutluluğu daimi kılıyormuş. Gökkuşağının başladığı noktadaki hazinenin varlığı kadar, sahte…

About author
1992 yılında, Ağustos'tan bir gece yarısı dünyaya geldi. Bebekliğinde çok sakin ve rahattı.Büyüdükçe konuşmaya başladı, büyüdükçe çok, çok, çok konuştu... Küçük bir çocuk iken kendine ait birden fazla dünyası vardı ve o, en çok cenneti sever... Mutluluk ve huzur çocukluk felsefesiydi, o yıllarda en çok etkilendiği kitap ''POLLYANNA''dır... İlkokulun son yıllarına doğru eline bir ajanda geçse kendi çapında bir roman yazmaya kalkmıştır. (Hali hazırda bu huyundan vazgeçebilmiş değil.) Günün birinde kendini hakkıyla ifade ettiği romanlar yayımlayabileceğine inanıyor. Hatta bu sevdası onu hayatında çok değerli bir yere sahip olan çok değerli hocası, yol göstericisi, gönül dostu Gülşen ÖZER ile irtibatlanmasına vesile kılmıştır. Onunla tanıştıktan sonra yazarlık konusunda daha emin adımlar atmaya başlar. Henüz liseyi bitirmemişken ailesiyle İstanbul'dan Gebze'ye taşınır. Orada yazılarını yayımlama dürtüsü artar ve yerel bir gazetede yazmaya başlar... Bir buçuk yılın sonunda bazı resmi konular neticesinde gazeteden ayrılır ve boş durmamak adına kendi kendine dertlenir... Sonunda Turk e-Dergiyi keşfeder. Bir yılı (henüz) aşkın süredir buradadır. Sadece, doğrucu ve hakikati savunan bir yazar olma derdindedir. Hayattaki en büyük amacı DOSDOĞRU olmak... Bütün enerjisini bu doğrultuda harcayabilir. 2012 yılında ise hayatına bir insan dahil oluverir. Böylece, şimdiye dek tek başına kat ettiği yolları iki kişilik yürüyecektir.
Articles

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: