ArşivNaçizane

SABAH MÜJDECİSİ

2 Mins read
ArşivNaçizane

SABAH MÜJDECİSİ

2 Mins read

Hiç tatmamış olana da, tanıyıp umduğunu bulamayana da bir sihir vaat eder aşk… Bu sihre yapılan en büyük haksızlık da, onu belirli bir tanımın içine hapsetmek, herkes için geçerli olabilecek anlamlarını bulmaya çalışmaktır. Acaba bu hissettiğim gerçekten aşk mı diye sorarız bazen kendimize. Gerçekten âşık olduğumuzdan emin olduğumuzu düşünsek de, sonrasında geçiciymiş hislerim, aslında âşık değilmişim ben diye kandırırız kendimizi sanki aşk için yanıp tutuşan biz değilmişiz gibi. İşte o aşk denen şey kavuşabilmektir bazıları için, bazıları için hayatı bir anlığına durduran, iki kişilik bir rüyadır, bazıları içinse sahiplenme duygusudur yalnızca. Belki sadece şehvet, belki de Gönül Yarası’nda Dünya’nın dolunayda kızına öğütlediği gibi merhamettir, şefkattir. Kimileri içinse bunların hepsidir. Benim gerçekten âşık olup olmadığıma kim karar verebilir, kim kimin hislerini anlamaya çalışıp sen gerçekten âşıksın diyebilir karşısındakine? Nedendir bu her duyguya bir isim verebilme çabası, her şeyi netleştirme isteği? Kim bilir, belki de aşk denen duygunun altında yatan çok daha farklı nedenler vardır, özgüven sorunundan birisine ait olma hissine, hayattan korkmaktan sevilme ihtiyacına kadar… Çok nadir de olsa, belki de gerçekten aşktır yalnızca, altında hiçbir endişe, korku barındırmayan, şüpheye yer bırakmayan, beklentilerden arınmış, hayatın ta kendisi kadar gerçek bir aşk. Kulağa ne kadar huzurlu geliyor böyle bir aşk tanımı, gerçek olması zor olsa da, böyle bir aşk insanın sahip olabileceği, insanı güzelleştiren, hayata döndüren en hoş şeylerden birisi olmalı.

Neden gerçek olması bu kadar zor dediğime gelince, öyle bir çevrede yaşıyoruz ki çoğumuz, bir gün öncesinde verdiğimiz sözleri, paylaşılan her şeyi unutabiliyoruz. Kendimizle baş başa kalıp sakin sakin düşünecek vakti bulamıyoruz, kendimizi dinleyemiyoruz. Ne istediğimizi tam olarak bilemeden, yalnız olmaktan korkarak yaşıyoruz. Korkularımız almış başını gidiyor, zihnimizi bulandıran düşüncelerden kurtulamıyoruz, aklımıza gelen en güzel şeyleri en ufak bir şüphe alıp götürüyor. İşte böyle bir ortamda, aksini düşünen veya kendisine bunu itiraf edemeyen kişinin bile ihtiyacı olan şey aşk aslında. Gerçek anlamda yüzümüzde güller açtıran, kendimizi ve başkalarını sevmemize olanak sağlayan şey de aşk. Çevremizde olan bitene daha duyarlı olmamıza yardım eden, bizi etrafına ışık saçan insanlar yapan da. Karşılıklı olmasına gerek yok, birisini düşünürken gülümsüyorsan, huzurluysan, bu yeter aslında… Paylaşılacak her şey bittiğinde sona eren aşklardansa, yarım kalmış, karşılık bulamamış aşklar çok daha mutlu edebilir insanı. Ne de olsa insanoğlu elde ettiği şeylerin kıymetini unutmaya, elde edemediklerini elde etmeye çalışırken hayatı kaçırmaya eğilimli. Daha huzurlu bir dünya için herkese aşk dolu bir hayat diliyorum ve sevgili arkadaşım Alparslan’ın desteğiyle oluşturduğum bu ilk kısacık yazımı Ömer Hayyam’ın bir rubaisiyle bitiriyorum…

Dün gece usul boylu sevgilim ve ben,
Bir kıyıda gül rengi şarap içerken;
Sedefli bir kabuk açıldı karşımızda;
Sabah müjdecisi çıkıverdi içinden.

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: