56. SayıGündem Takibi

SİYASETİN KİRİNDEN DÜNYANIN KUPASINA

5 Mins read
56. SayıGündem Takibi

SİYASETİN KİRİNDEN DÜNYANIN KUPASINA

5 Mins read

Geçtiğimiz sayının Gündem Takibi köşesinde ülke siyasetinin anayasa tartışmalarına odaklandığından bahsetmiştik. Belki bu sayıda tartışmaların ne durumda olduğundan bahsedebilirdik fakat oylamaların yapıldığı günlerde öyle şeyler yaşandı ki kimse anayasa değişiklik taslağının akıbetiyle ilgilenmez oldu.

6 Mayıs’ı 7 Mayıs’a bağlayan gece Vakit gazetesinin internet sitesinde bir video “Deniz Baykal’ın seks kaçamağı” başlığıyla yayınlandı. İddiaya göre video Deniz Baykal’ın eski özel kalem müdürü, milletvekili Nesrin Baytok’la ilişkisi olduğunu ortaya koyuyordu. Bir anda bütün yayın organlarının dikkatini çeken video kısa süre sonra yayından kaldırılsa da tartışmalar devam etti.

Elbette beklendiği gibi olayla ilgili soruşturma başlatıldı ve Deniz Baykal cephesinden avukatlar aracılığıyla konunun sonuna kadar takip edileceği açıklaması geldi. Fakat pek çok kişinin asıl merak konusu olan ve sevenlerinin hatta sevmeyenlerinden bir kısmının bile beklediği yalanlama nedense sözü edilen iki kişiden de gelmedi. Görüntülerin gerçek olmadığı, muhtelif yerlerde montaj tespit edildiği iddiaları gelse de CHP cephesinden, bunlar videonun kimler tarafından ne amaçla servis edildiği ve Deniz Baykal’ın ne yapacağı tartışmaları arasında kaybolup gitti.

İlk soru hala cevabını ararken ikinci sorunun cevabı üç gün sonra geldi. Deniz Baykal 10 Mayıs Pazartesi günü CHP genel merkezinde yapmış olduğu basın toplantısında istifa ettiğini açıkladı. Bu bir tartışmanın sonu yeni bir tartışmanın başıydı. CHP’nin yeni genel başkanı kim olacaktı? İlk akla gelen isimlerden biri 2009 yerel seçimlerinde CHP’nin İstanbul büyükşehir belediye başkan adayı olan Kemal Kılıçdaroğlu idi fakat kendisi aday olmayacağını kesin bir dille bildirdi. Deniz Baykal parti örgütünün üzerinde uzlaşacağı bir adaya destek vereceğini söylerken bir yandan da geri dönebileceğinin sinyallerini vermeyi ihmal etmedi. Bu arada Baykal geri dönsün diye evinin önünde açlık grevi yapan insanların bulunduğunu da eklemeden geçemeyeceğim. Detayları bir kenara bırakıp kaseti ileri sararsak il başkanlarının pek çoğunun desteğiyle –muhakkak ki içlerinde en önemlisi İstanbul il başkanı Gürsel Tekin’in desteğiydi- ibre bir anda Kılıçdaroğlu’na döndü. İlk açıklamasının aksine CHP genel başkanlığını adaylığını koyan Kılıçdaroğlu seçime tek aday olarak girdi ve geçerli oyların tümünü alarak 22 Mayıs Cumartesi günü CHP’nin yeni genel başkanı oldu.

Mayıs ayının yarısı bu karışıklık içinde geçerken sonu tüm dünyada tepki çeken bir olayla geldi. İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı’nın önayak olduğu bir yardım kampanyası kapsamında Gazze’ye yardım götüren 6 gemilik filo 30 Mayıs’ta İsrail askerlerinin saldırısına uğradı. Filonun liderliğini yürüten Mavi Marmara gemisinde meydana gelen çatışmada –ki şahsen çatışma kelimesinin ne kadar uygun olduğundan emin değilim- ondan fazla sivil hayatını kaybederken pek çok kişi de yaralandı. (Maalesef yazıyı kaleme alırken yaptığım araştırmada ölen ve yaralananların son ve kesin sayılarına ulaşamadım. Söz konusu bilgi eksikliği için sizlerden özür diliyorum.) İsrail kanadından yapılan açıklama gemiye çıkan askerlerin saldırıya uğradığı, bir askerin silahının alındığı o nedenle gemidekilere ateş açıldığı yönünde. Fakat söz konusu askerlerin uluslararası sularda bulunan bir gemide ne aradığı –ki geminin uluslararası sularda olduğunu İsrail yetkilileri de kabul ettiler-, bir askerin (daha doğrusu eğitimli bir komandonun) silahını bir sivile nasıl kaptırabildiği ve en önemlisi bunun onca kişiye ateş açılmasını nasıl meşrulaştırdığı soruları nedense hiç dillendirilmedi yahut dillendirenler cevap vermeye layık görülmedi. Olay tüm dünyada geniş yankı buldu. Pek çok ülke İsrail’i saldırıdan dolayı kınarken ABD büyük ağabeylik görevini elinden geldiğince yerine getirdi. Türkiye İsrail’in özür dilemesi gerektiği konusunda ısrar ederken, Obama’nın Erdoğan’a meseleyi fazla eşelememesi yönünde tavsiyede bulunduğu iddiaları aldı yürüdü.

Haziran ayı boyunca en sık duyduğumuz haberler Şemdinli’den, Palu’dan, Halkalı’dan ve daha pek çok yerden gelen çatışma ve ölüm haberleriydi. (Halkalı’daki askeri otobüse saldırı olayını çatışmalar tabirinin içine almıyorum.) Atılan kurşunlar, patlayan mayınlar ve bombalardan geriye ölümler, acı ve gözyaşlarından başka ve daha fazla ülkemiz siyasetçilerinin kiri kaldı. Yaşanan ölümleri siyaset malzemesi olarak kullanmak adına başlatılan “çömelme” polemiği herhalde siyaset literatürümüze bir kara leke olarak geçecektir, bunları hatırlatacak vicdana sahip yeterince basın mensubumuz kaldıysa. Çatışmalarda hayatını kaybeden “insanları” sayıdan ibaret görmeyi abese iştigal görmeyen pek muhterem devlet büyüklerimiz Erdoğan’ın Gediktepe’de siperleri ziyareti esnasında dik durmayıp çömelmesini devlet meselesi haline getirdiler. Vay efendim bir başbakana çömelmek yakışır mıymış, yok efendim başbakanın boyu çok uzunmuş oturmazsa olmazmış, yok efendim ana muhalefet lideri Gediktepe’ye gider siperde dik dururmuş, aman da efendim arkasında durduğu siper boyu kadarmış… Uzadıkça uzar bu tartışmaların listesi. Bunca hır gürün arasında çözüme dair tek teklifin MHP’den gelmesini, onun da OHAL ilanı olmasını nasıl yorumlayacağımı ise hiç bilmiyorum. Kürt Açılımı diye başlayan, Demokratik Açılım adıyla devam ettirilmeye çalışılan ve en sonunda Milli Birlik Projesi’ne evrilen sürecin sonunda bunların yaşanması sürecin kötü yönetildiğine mi, içinin boş olduğuna mı, yoksa hepten yanlış bir fikir olduğuna mı delalet bunun kararını vermeyi sizlere bırakıyorum.

Yazıyı şimdiye kadar bahsettiklerimizden tamamen ilgisiz bir haberle bitirmek istiyorum. Haziran ayının tüm dünyada en çok konuşulan konusu herhalde 2010 Güney Afrika Dünya Kupası oldu. Pek çok insan kupa devam ettiği müddetçe kısa bir süre için dahi olsa her şeyi bir yana bırakıp sadece futbol izlemenin keyfini yaşadı. Bendenize göre sıkıcı başlayan kupa –ki bana katılan pek çok kişi olduğundan eminim- ikinci tur itibariyle seyircilere bir hayli heyecan yaşattı. Almanya 2006’nın iki finalisti İtalya ve Fransa ilk turda elenirken erken final olarak lanse edilen ikinci tur maçında Almanya İngiltere’yi dört golle geçti. 2008’in Avrupa şampiyonu İspanya kötü başladığı kupada yavaş yavaş ısınarak finale kadar yükseldi. İspanya finale yükselirken yarı finalde Almanya ile karşılaştı ki o Almanya ikinci bir erken final olarak yansıtılan çeyrek final maçında Arjantin’e de leblebi gibi dört gol atıvermişti. Diğer yanda sessiz ve derinden gelen Hollanda çeyrek finalde Brezilya’yı eleyerek bir anda dikkatleri üzerine çekti ve yarı finalde Uruguay’ı saf dışı bırakarak finale yükseldi. Bu satırlar yazılırken henüz üçüncülük maçı ve kupa finali oynanmadığı için yeni şampiyonunu burada bildirmem maalesef mümkün olmuyor. Onun yerine gönlümün şampiyonundan bahsederek konuyu kapatmak istiyorum: Gana. Kupa boyunca izlediğim tüm maçlar içinde bana en çok keyif veren oyunu bu güzide takım oynadı. Yılmadan, çok koşarak, baskı yaparak oynayan Gana çeyrek finalde gerçekten şanssız bir şekilde Uruguay’a elenerek kupaya veda etti.

Ben de bu sayı için sizlere veda ediyorum. Önümüzdeki bir ay boyunca memleketimde tüm haberlerden uzak olacağım. Bu nedenle bir sonraki sayımız için Gündem Takibi köşesini yazmaya talip biri varsa şimdiden ufak notlar almak isteyebilir. Alacağınız haberlerin benim verdiklerimden daha güzel olması dileğiyle…

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: