Etiket arşivi: dost

YEDİDEN YETMİŞE

  Ben doğum sancısına yetişemedim, emeklediğini de görememiştim bu çocuğun. Ben de küçüktüm o zamanlar, ama keşke ilk ‘ınga’ sesini ben de duysaydım. O heyecanı ben de yaşasaydım dostlarımla birlikte. Sonra büyümeye başladı bizim ufaklık. Bu arada ona ‘ Türk ‘ dediler, Türkçe’nin kalesi olsun diye. Bir gün ben de tanıştım bu ufaklıkla. Gerçi biraz serpilmişti ama yanaklarından ben de sıkıştırdım. O dost bildi beni, abi bildi. Bir gün onu bana emanet ettiler. Geçen sene bu zamanlar mıydı yoksa daha mı erken mi hatırlamıyorum. Nasıl da heyecanlanmıştım ?

Güvendi, sığındı bana, bizlere… Gündelik telaşlar girdi sonra araya. İhmal ettik. Ayıp ettik. Ama o bize kırılmadı biliyorum, o hoş gülümsemesiyle bakın bu sayı da karşılıyor bizi. Yediden yetmişe selamlıyor. Kucağını açmış o sımsıcak haliyle. Ben de ayların hasretiyle sarılıyorum. Yine dopdolu, yine pürneşe, yine binbir umut içinde…

Yediden yetmişe…

 

ALİ OKTAY ÖZBAYRAK

DOSTA SON FİGÂN

Sen ne kadar söz söylesen de, duyulmayacak artık bu gökkubede. Kehribar renkli geceleri çalsak karanlığın şerrinden, en parlak yıldızlarla donatsan gökyüzünü neyleyim! Yüzün gök gibi aydınlanmayacak bana karşı. Gönüllerimiz kirli bizim, çevreyi silip süpürsek ne fayda… Ey Hak! Arınmaya geldim ruhunun en derin otağında.. .Bilmem yolumuz Hazret’e varır mı bundan sonra…

  Bizler ezelden ve ebedden beri sayılamayacak kadar günah işledik. Nefes aldığımız andan beri günâhkar körpe dilimiz. Âh etmek kolay mı bilmem amma bundan böyle eğriye düşmesin yolumuz. Ey dost! Erenler önder olsun yoluna, meşalelerini tutsun şair dillerden çıkan figanlar. Canlar feda olsun bu yola, beraber eyvallah diyelim. Biz hû diyelim dost, biz bırak beraber gidelim…

  Dostlar olsun mecliste, yalanlar değil. Bu yol hak yoludur dava hak’kın davası. Tan vakti yaklaşırken usul usul, ismimizi anarken bulalım Ali’yi. Ali yoldaşımız olsun, hak yolun olsun dost. Yeter üzüldüğün yeter, üzülme. Mühim olan hani adam olmaktı, bu yolun en ücra köşelerinde. Tükenmedik bizler, tükenmeyeceğiz, bizler ayağımızda çarıklarla kimsenin bilmediği yerlerde dilimizde hûlarla gezineceğiz.

  Yüzünden düşsün de hüznün, alıp katayım gönlüme. Zaten gecelerim katran karası, direnirim elbet ama sensiz direnilmez dost ! Görenler bırak deli sansınlar bizi, ölenler bırak mezarlarında ansınlar ismimizi. Bizler aşka yürüyen dervişler gibi olalım. Halvet içinde bir Mevlâna. Ey dost Şems sen ol, güneş denemez benim ruhumun karanlıklarına.

  Sen susunca tüm kervanlar bana karşı. Masalları dillendirmiyor, dinlendirmiyor beni onca söz yazanlar. Saf yürekler dolmuyor aşk ateşiyle, Anka kuşu görünmüyor dağlar ardında o keşmekeş hikayesiyle. Sen susunca, gece rengi oluyor sabahlar bile, ney sesi, kamışlar çare olmuyor şu gönlüme çöreklenen anlamsız hüzne. Bizler kamıştan gelmedik mi dost, bağrımız yandığı için açılmadı mı delikler ruhumuzda. Hani beraber haykıracaktık yangınlarımızı. Feryat etmekten neden vazgeçersin, Ferhat edip de beni. Susmak hâk yol olmuşsa eğer, eyvallah her suskunluğuna eyvallah. Lâkin neden pusludur gözlerin ve neden nemli ? Sal tüm gözyaşlarını ruhuma. Ama son bir söz söyle cân, susma..

 

ALİ OKTAY ÖZBAYRAK 

GÜNÜMÜZDE DOST KELİMESİ

Evet günümüzde dost kelimesi anlamını git gide kaybediyor. Dost kelimesi iki samimi arkadaşa denilir. Biri zorda olunca ona yardım elini uzatan, mutlu ya da mutsuz anındayken yanında olabilmektir.Arkadaşı için fedakarlık yapabilen bu dosttur. Ama karşılık beklemeden ve bir menfaati olmadan yapılan her güzel şeye vesile olan kişiye denir “dost” kelimesi. Fakat 21.yüzyılda her arkadaş birbirine dostum nasılsın? ya da ya dostum bir işim düştü sana yapar mısın? Denilmekte dostum dediği insan yapar çünkü dostuna etmesi gerek dostluklar zorda belli olur ya sonra bu durumun tam tersi olur yardim ettiği dostu bu sefer dostum dediği kişiyi arar. Dostum bana su kişinin numarasını bulur musun acil der.Telefonun ucunda ki ise kusura bakma bulamam şuan isim var sonra der ve telefonu kapatır.Dostum dediği kişiden böyle cevap beklemiyordu.Neyse kişi de cani sağ olsun der.Burada nerde dostluk var ? Kişi gerçekten dostuna yardım ediyor. Karşı taraf ise sözde dostum dediği insana yardım etmiyor. Burada anlaşılıyor ki birisi gerçekten dostuna içten yardım ediyor hiç bir menfaat çıkar beklememek sizin. Diğeri ise sonra diyor ben buna iki iyi dost demem diyemem çünkü burada biri kendini düşünüyor kendi isini düşünüyor.Toplum da %99’u kendini düşünen menfaat bekleyen çıkarcı kişiler sadece %1 lik bir kısım içinde hiç bir kötülük barınmayan menfaatten uzak kendisini düşünmeyen her zaman karşı tarafı düşünen yardımcı olan kişiler iste ben bu tür kişilere gerçek dost derim dostluk kelimesinin anlamına uyuyor oldukları için. Aslında bakıldığın da günümüz toplumu şeytana uyuyor çoğunlukla yani nerde suç nerde günah şey orda toplumumuzun insani şeytan vesile oluyor insanin kendi iradesi olsa da doğruyu yanlışı ayıra bilme akli veren rabbidir.Ama insan ayıramıyor.Dostluk çoğu zaman lafta vardır. Aslında  zora düşmeden kimseye dostum demeyeceksin.Bakin sizinle iki olay paylaşayım gerçek yasanmış iki olay birinde gerçek dostluk diğerinde ise sahte dostluk biraz uzun olabilir ama ders verici iki olay bunlar…

Ebru İle Eda’nın Dostluğu

Ebru lise birinci sınıfta tanıştığı eda arkadaşıyla tam 15 yıllık bir dostlukları vardı.Okulda herkes tarafından iki iyi dost denilen kişilerdi elbette onların dostluğuna  gölge düşürmek isteyenlerde olmuştu.Onlar gölge düşürmek isteyenlere en güzel cevabi samimiyetlikleriyle göstermişti.Yedikleri içtikleri ayrı gitmezdi.Birinin bası dertteyse diğeri yardim ederdi isi gücü varsa bile bırakırdı dostu için, sınavlara her zaman birlikte çalışırlardı.Lise bitmişti.Üniversite sınavına girdiler ve ayni üniversiteyi kazanmışlardı.Lisede başlayan birliktelikleri üniversitede devam edecekti.Üniversitede de ayni bolumu kazanmışlardı ve üniversite ortamında da kıskanılan kişilerdi.Üniversite beş yıl sürmüştü bir yıl hazırlık okumuşlardı.İs hayatına atılacaklardı.İyi bir is için kolları sıvamışlardı ve yeni açılacak olan bankaya müdür ve müdür yardımcısı arandığını duymuşlardı.Ebru ve Eda hemen eleman alacak kişinin yanına gittiler ve bir mülakattan geçtikten sonra Ebru müdür Eda ise müdür yardımcısı olmuşlardı.İş hayatında hiç bir zaman Ebru ben müdürüm Edayı kullanayım o ne de olsa müdür yardımcısı demedi.Ayni şekilde Eda da hiç kıskanmamıştı dostunu onun adına çok sevinmişti.Altı yıl bankada çalıştıktan sonra bir yılbaşı organizasyonuna katılmışlardı.Yeni yılda ikisinin istediği şey ise dostluklarının daim olması, bankada on yılı tamamlamak istemeleriydi.  Ebrunun ağzından dökülen şu kelime davettekileri çok şaşırtmıştı.Öleceğim vakitte de Eda dostumla öleyim orda da yanımda olsun tam tersi durum da  Eda ölürse ben de öleyim dedi.Eda da ayni duyguları sarfetti.Herkes şaşırmış ve duygulanmıştı.Diğer insanlardan Ebruyu ve Edayı ayıran şey içlerinde kötülük olmaması menfaat uğruna bir şey yapmamış olmaları temiz iyi kalpli olmalarıydı dostluklarını dimdik ayakta tutan şey idi. O gece eğlenmişlerdi.Alkol almamışlardı Sanki Ebru öleceğini biliyormuşcasına arabasına bindi Edayla birlikte evlerinin yolunu tutmuştu ve karşı şeritte olan bir araba hızlı bir şekilde karsı yola geçmişti ve Ebrunun kullandığı aramaya çarpmıştı.Çarpan kişi yaralıydı ve oldukça fazla alkol almıştı.Olay yerine ambulanslar polis ekipleri itfaiye gelmişti.Ebru ve Eda arabada sıkışmışlardı itfaiye yardımıyla sıkıştıkları yerden çıkarılmaya çalışıldı.Ebru “Eda Eda” diye sesleniyordu aynı şekilde Eda da Ebruya sesleniyorlardı.Birden sesi kesilen Eda Ebru’yu korkuttu.”Eda ölme “diye ağlıyordu” öleceksek beraber ölelim “diyordu. İtfaiye ekiplerine :”Ben iyiyim Edayı kurtarın,o  daha kötü “diyordu ekipler hızlı bir şekilde Edayı bulunduğu araçtan çıkarıp ambulansa koymuştu.Nabzı az atıyordu. Sırada  Ebruyu çıkarmaya gelmişti.Ebru son cümlelerini sarf edercesine :”Rabbim Edayı alacaksan beni de al bu dünyadan onu yalnız bırakamam ne olur benim canimi da al ve eşşedüenna ilahe illallah ve eşşedüenna muhammeden abduhu ve resuluh” dedi gözleri kapanmıştı araçtan çıkartılan Ebru hemen sedyeye konulmuştu kalbi çalıştırmaya çalıştılar sağlık ekipleri ama yapılan müdahale fayda etmemişti.Eda ise hastane yolunda ölmüştü.Ömürleri buraya kadardı.Allah’ın sevgili kullarıymış ki beraber öldüler dostlukları lisede başlayıp üniversitede sürüp is hayatin da devam edip ölümde de ayrılmamıştı birlikte ölmüştüler dostunu yalnız bırakmamıştı ikisi de ve cenazeleri bile iki ailenin ortak kararıyla yan yana defnedilmişti mezarlıkların da da ayrılmamıştı.

Bu dostluğun en iyi örneği olsa gerek sonu acı bitse de bu tur dostluklar günümüzde yok denecek kadar az.Şimdi de İrem ile elif’in dostluğunu anlatacağım..

                               Dostluk Mu? Menfaatçilik Mi ?

Öncelikle size İrem ile Elif’in karakterlerini anlatacağım,

İrem: Saf içinde kötülük bulunmayan, yardım sever yaptığı işten ötürü karşılık beklemez.

Elif:İş yaptırmayı seven, menfaatçi, ondan istenilen önemli işleri yapmayan geçiştiren melek görünen içinde ki şeytanı çıkartan kişiliksiz.

Şimdi ise konuyu anlatmaya başlayayım,

İrem lise birinci sınıfta adapte olmaya çalışır sıra arkadaşı elif ile tanışır.İrem elifi de kendisi gibi temiz dürüst sevgiyi paylaşan biri olarak düşünür.Tabi öyle olmadığı anlayacaktı ama ne zaman ? Bakalım okuyalım öğrenelim.İrem ile elif iyi bir arkadaş olmuşlardı elif bazı işlerini İrem’e yaptırıyordu.Kantine inecekse İrem elif hemen canım bana da su alır mısın? Derdi ya da buna benzer isteklerini söylerlerdi.İrem de alırdı.Sınav haftasında İrem çok çalıştıysa elif kopya çekerdi İrem de kağıdına bakmasına müsaade ederdi.İrem en iyi arkadaşım baksın derdi içten içe böyle lise üçe kadar devam etti.Lise 3.sınıfta İrem ilk kez arkadaşı eliften bir şey istemişti.Oda on milyonluk kontur almasını İrem en kısa sürede iade edecekti kontur’u elif alamam ya kusura bakma dedi.İrem olumlu karşıladı.Tamam elifçim sorun değil ben bir yolunu bulur alırım dedi.İrem’in içinde kötülük yok tabi.Bir sınavda İrem çalışamamıştı ve sınav öncesi elife bana sınavda gösterir misin ben çalışamamıştım der.Elif tamam der.Sınav başlar İrem kopya çekmeye çalışır fakat elif kollarıyla kağıdı kapatır.Sınav biter İrem neden göstermedin der elif ise unuttum der.İrem ben sana göster diye seslendim sessizce duymadın mı? Der duymadım diye cevap verir elifte İrem bu duruma bozulur elif’in gerçek yüzünü görmeye başlar.Elif iremle arayı iyi tutmaya çalışır kantinden alınan yiyeceklerin parasını o öderdi ya da ortaklaşa maddi anlamda hiç olumsuz bir durum yaşanmamıştı kantin de. İrem eliften bir şey daha ister istediği şey ise bir nete gelebilir misin okey oynayalım der.Elif, kusura bakma gelemem ben okey oynuyorum saol der.Bu duruma da bozulur İrem.bir gün elif bir kaç konu söyler bunlarla bir slayt yapmasını ister İrem bir düşünür o benim istediklerimi yapmadı ben yapsam mı diyerekten eminim bu yazıyı okuyan herkes yapma diyordur.Ama İrem bir menfaat beklemeyen bir kızdır.Arkadaşının istediğini de yapmıştır.Elif teşekkür ederim der o konu kapanır.İlginç bir olay ise etrafları tarafından onlar için iyi bir dost deniliyordu.Son sınıfta ise araları iyiydi.Ama İrem artık arkadaşının nasıl birey olduğunu çözmüştü.Elif yine bir şey istemişti İrem yapmak istemiyordu bir nevi zorla isteğini yaptırmıştı.Okullar kapandı mezun olmuşlardı.Görüşmeye devam ediyorlardı. Üç dört ay sonra İrem eliften bir şey istemişti ve bu istedikleri diğerlerinden çok farklıydı.İsteği çok sevdiği bir ablam dediği kişinin ev adresiydi.İrem kendisi ablasını arayarak isteyemezdi sağlık problemi vardı ona bir sürpriz yapmak istiyordu moral vermesi açısından elifinde çok sevdiği bir büyüğü vardı.Onu arayıp ondan öğrenecekti elif fakat elif kibarca arayamam demişti.İrem elif’i anında silmişti arkadaşlıktan ve senin başına bir şey gelse ya da sevdiğin insanın sen yardım istersen ben de kibarca kusura bakma diyeceğim demişti.Artık Elif ile samimi değildi resmiydi hak ediyordu çünkü etrafında ki arkadaşlar doğal karşılamışlardı.Elif’i ayıplıyorlardı.İreme de kızıyorlardı biz sana o kızın sağlam olmadığı demiştik diye İrem hak verdi.O günden sonra İrem resmiyetini bozmuyordu ve soğuk davranıyordu ölene kadarda böyleydi.
Bu olayda irem gerçeği geç görmüştü etraftakilerin dediklerine kulak vermemişti zamanında etrafı dost diyordu ikisi için ama irem hiç bir zaman gerçek dost’um değildi diyordu.Onunla görüşmeyi bırakınca içi hiç üzülmemişti yoluna devam etmişti üzüldüğü tek şey gerçeği geç görmesiydi.Bunda da vardır bir hayır dedi ve önüne bakmıştı.

İşte bu gerçek dostluk değildi.Burada elif İrem’i kullanmıştı.Elif menfaat uğruna İrem’le görüşüyordu melek yüzlü şeytan tam ona uyuyordu.Elif’in hayatıda kendi gibi iki yüzlü menfaatçi kişilerle doluydu.İrem’in ise kendi gibi iyilik meleği içinde kötülük bulunmayan kişilerle çevriliydi.Ama İrem son hamlesini yapmamıştı arkadaşları sen söyle biz yapalım isteğini diyordu yıllar sonra İrem de elifte elbette daha olgun yapıya sahipti.

İrem elifin yakın arkadaşına para teklif etmiş ona bana yaşattıklarının aynısını yaşat ya da slayt halinde yaz okuttur bakalım tepkisi ne olacaktı diye ve en yakın arkadaşı slayt haline getirir İrem’in konuyu anlatmasından sonra tabi.En yakın arkadaşı teneffüs de (üniversite ortamı) bilgisayar dersliğinde her şeyi ayarlar elifi çağırır slayt izleyeceğiz diyerekten İrem en arka sıraya geçer eğilir elif görmesin diye ve elif ile en yakın arkadaşı en öne otururlar slaytı izlemeye başlarlar slayt biter arkadaşına döner ve bu gerçekte olmuş bir olay mı? Diye sorar sen her şeyi arkadaşı için yap arkadaşı yapmasın yalan yanlış cümlelerle geçiştirsin en arka sıradan bir ses yükselir bu kişi sensin senin kötülük yapın lise yıllarını ne çabuk unuttun buradaki karakter menfaatçi çıkarcı kişi sensin ben ise saf temiz kalpli benim der.Elif çok şaşırır böyle bir şey beklemezdi İrem’den ve İrem der ki seni dövdürtürdüm ama ben kötü değilim sana böyle ders vermek istedim bu slaytı sakla sakla ki sen kendini gör dedi ve ayrıldı bilgisayar sınıfından elif ben böyle miymişim insanın başına gelmeden anlamazmış ven hatamı anladım der arkadaşına İrem’in yanına gider aynı cümleleri söyler ama İrem affetmez yolun açık olsun ben benimle tekrar arkadaş ol diye değil kendini gör diye böyle bir şey yaptırdım son kez diyorum yolun açık olsun beni arama ben seni sildim sende sil beni der.Bu olayda böyle sonuçlanır…

GERÇEK DOSTLUK

        Sevgili kardeşim Cihan ÇAL’a atfolunur.

        Dost, “sevilen kimse, sevgili, yâr” manalarına gelen Farsça bir kelime olup, dini literatürde sadakat, uhuvvet, sohbet gibi kelimelerle ifade edilir. Dostluk iki vücutta müşterek bir ruh gibidir. Dostumuz dünya ve ahiret sermayemizdir. İyi dost seçmişsek hem dünyada hem ahirette saadeti yakalamışız demektir.

        Özlemini duyduğunuz eski dostluklarınız olmuştur ve özlemle: Nerede eski o dostluklar, demişsinizdir. Aslında eski dostlukları şimdilerde de yaşamanın mümkün olduğunu düşünüyorum. Eski dostlukları yaşamak isteyen birinin yapması gereken şey arkadaşını, dostunu iyi seçmesi ve Allah rızası için sevmesidir. Herkes kusursuz dost arar, ama kimse kusursuz dostluk yapmak istemez. Eğer can ciğer dostluklar edinmek istiyorsak bu hususu göz önünde tutmak gereklidir. Dostunu sevmek ve bunu Allah rızası için yapmaktır. Dostunu Allah rızası için seveni Allah da sever. Bu yüzden dostlukların/arkadaşlıkların uzun ve kalıcı olması için temelinde menfaat olmayan dostluklar kurmalıyız. Aksi taktirde menfaat odaklı birliktelikler, arkadaşlık çerçevesinde bile kalmayacaktır ve bu birlikteliği sağlayan amaç sonlandığında arkadaşlıklarda son bulacaktır.

        Dostlukların oluşmasında dava adamlığının rolü de büyüktür. Aynı davaya baş koymuş insanların kuracağı dostluklar daha samimi, daha sıcak ve kale gibi sağlam olacaktır. Böylesine sağlam bir dostluğun arasına nifak sokmak isteyenler olacaktır. Falan kişi hakkında şöyle konuşuyor, şöyleymişsin böyleymişsin diyor. Cevaben: Kardeşim ne demişse doğrudur, diyerek nifakçılara tokat gibi cevap verir ki bu da dostuna olan güvenin gereğidir.

        Gerçek dostlukta frekanslar da ortaktır ve sen ne düşünürsen dostun da onu düşünür. Sen dostunu düşünürsün dostun seni düşünür. Kalbin kalbe karşı olması iyi niyet ve samimi dostlukla alakalıdır. Bir düşünceyi dile getirecekken dost söyleyiverir söyleyeceklerimizi ve tam da bunu diyecektim dersiniz. İşte bu noktada dostunuzla frekanslarımızın aynı olduğunu söyleyebiliriz.

        Dostluk kardeşliktir. Dostluk Halil ve İbrahim kardeşlerin yaşadığı diğergâmlığı yaşayabilmektir. Dostluk öyle bir şeydir ki tayy-ı mekan bast-ı zaman misali uzak olsalar da birbirileri ile iletişimde olurlar. Dostluk iki göz gibi olmalıdır. Birbirini göremeseler de beraber hareket eder, aynı yere bakar, beraber ağlar, beraber uyur beraber uyanırlar. Dostluk bir şahsın manevi azaları gibidir. El gözün ayıbını görmez, belki yardım eder. Ayağa bir diken battığında kalp acı çeker. Dostluk da böyledir, dostun tırnağı taşa geldiğinde dost kendi tırnağı taşa gelmiş gibi acı çeker, çekmelidir de.

        Kale gibi sağlam, samimi, candan ve sıcak dostlukları yakalamak için seçici olmak da gerekir. Bu konunun önemine vurgu yapan Peygamber Efendimiz bir hadisi şerifinde iyi ve kötü arkadaşın kişiye vereceği olumlu veya olumsuz etkiyi bakın nasıl dile getiriyor: “İyi ve kötü arkadaşın hali, güzel koku satan atarla körükçünün haline benzer. Attar ya sana güzel kokusundan verir ya sen paranla ondan satın alırsın ya da kokusundan koklamış olursun. Körükçü ise ya elbiseni yakar ya da kötü kokusundan rahatsız olursun.” Başka bir Hadisi şeriflerinde de: “İnsan arkadaşının dini üzeredir. O halde her biriniz kiminle arkadaşlık yaptığına dikkat etsin” diyerek bizlere arkadaşlık/dostluk gibi önemli bir konu hakkında yol göstermiştir. Mevlana Celaleddin Rumî de:”Arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” diyerek arkadaşın arkadaşı ne derecede etkilediğini dile getirmiştir.

        Son olarak konunun derinliğini ve önemi anlatan bir hadis ve ayetle konuyu sonlandırmak istiyorum. Peygamber Efendimiz: “Allah’ın kulları arasında bir gurup var ki onlar ne peygamberlerdir, ne şehitlerdir. Üstelik kıyamet günü Allah indindeki makamların yüceliği sebebiyle peygamberler ve şehitler onlara gıpta eder.” Ashab-ı Kiram:  Ey Allah’ın resulü, onlar kimdir bize haber verir misin? Diye sordu. Peygamber Efendimiz de: “Onlar aralarında kan bağı ve dünya menfaati için birbirilerine bağlı olmadıkları halde, Allah’ın nuru (Kur’an) adına birbirilerini sevenlerdir. Allah’a yemin ederim ki onların yüzleri mutlaka nurdur. Onlar bir nur üzeredirler. Halk korkarken onlar korkmazlar; insanlar üzülürken onlar üzülmezler”. Ardından da şu ayeti okudu: “İyi bilin ki Allah’ın velilerine/dostlarına korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. (Yunus 10/62).

        Hayatta ömür boyu kalıcı ve samimi dostluklar kurmanız dileklerimle, sağlıcakla kalın.

DOST

DOST

 

Sen yokken gaflet elbisesi örtüyordu üstümü

Üşüdüğümü sanıyordum yanarken

İblisler arkadaşım, günahlar can yoldaşımdı

Yaşadığımı sanıyordum ölürken

Yalan cebimde bozuk para, nefis yemekte tuzumdu

Doyduğumu sanıyordum  ”DOSTLUĞA”  açken…

 

 

Bir gün sen girdin dünyama…

Dost sandığım insanlar çok yapmacık göründü o anda

 

O anda; arkadaşlık dönüşüme girdi

Sevgiyle damıtıldı. Dibine dostluk düştü.

 

Tartıştık, kırdım seni, darıldık…Bunları bilerek yaptık

Çünkü kavuşmanın bir anlama ihtiyacı vardı…

 

Ama gün geldi Kader ayırdı bizi

Gel demek gerekiyor artık

Gel!

 

Kaderler ortak kavuşmalar da ortak olsun

Şems’ e aşık Mevlana’ nın ki gibi olsun

Damarlar tek yürekten çıkan kanla dolsun

Dolsun da iki beden aynı anda can bulsun

Ayrı ayrıda canan bulsun

 

Hayırhah kelimesi senle girdi lügatıma

”Ben” le doğdum ”SEN” le yaşıyorum

Bir kız bulamadın amma

Bin tanesi feda olsun ”DOSTUMA”

 

Yazan: Cihan ÇAL

Yazdıran(İlham olan): Turgut MARAŞ