67. SayıNaçizane

GERÇEK DOSTLUK

3 Mins read

Dost, “sevilen kimse, sevgili, yâr” manalarına gelen Farsça bir kelime olup, dini literatürde sadakat, uhuvvet, sohbet gibi kelimelerle ifade edilir. Dostluk iki vücutta müşterek bir ruh gibidir. Dostumuz dünya ve ahret sermayemizdir. İyi dost seçmişsek hem dünyada hem ahrette saadeti yakalamışsız demektir.

Özlemini duyduğunuz eski dostluklarınız olmuştur ve özlemle: Nerede eski o dostluklar, demişsinizdir.

Read more
66.SayıŞairane

DOST

1 Mins read

DOST

 

Sen yokken gaflet elbisesi örtüyordu üstümü

Üşüdüğümü sanıyordum yanarken

İblisler arkadaşım, günahlar can yoldaşımdı

Yaşadığımı sanıyordum ölürken

Yalan cebimde bozuk para, nefis yemekte tuzumdu

Doyduğumu sanıyordum  ”DOSTLUĞA”  açken…

 

 

Bir gün sen girdin dünyama…

Dost sandığım insanlar çok yapmacık göründü o anda

 

O anda; arkadaşlık dönüşüme girdi

Sevgiyle damıtıldı. Dibine dostluk düştü.

 

Tartıştık, kırdım seni, darıldık…Bunları bilerek yaptık

Çünkü kavuşmanın bir anlama ihtiyacı vardı…

 

Ama gün geldi Kader ayırdı bizi

Gel demek gerekiyor artık

Gel!

 

Kaderler ortak kavuşmalar da ortak olsun

Şems’ e aşık Mevlana’ nın ki gibi olsun

Damarlar tek yürekten çıkan kanla dolsun

Dolsun da iki beden aynı anda can bulsun

Ayrı ayrıda canan bulsun

 

Hayırhah kelimesi senle girdi lügatıma

”Ben” le doğdum ”SEN” le yaşıyorum

Bir kız bulamadın amma

Bin tanesi feda olsun ”DOSTUMA”

 

Yazan: Cihan ÇAL

Yazdıran(İlham olan): Turgut MARAŞ

 

64. SayıNaçizaneŞairane

AH… ŞU CAM PİPETLİ BALIKLAR

1 Mins read

Mavişin bir kediyim;
Bağdaş kurmuşum,
Kutbun en yalçın buzdağının…
En yüksek platosuna.

Çok seneler öncesinden bellediğim
Bir tek oyunu oynar dururum;
Bir solumda…
Bir dişlerimin arasında,
Bir sağımda…
Bir dişlerimin arasında kuyruğum.

Görür gibi olmuşluğum var güneşi
Ama ağladığı zamanları iyi bilirim
Anlarım burun çekişlerinden
Güneş şakır şakır buz ağlar.
Mavişin bir kediyim kutupta…
Yeşil bıyıklarımdan ter damlar.

Keyiflenirim;
Kardaki zikzaklı kızak izlerini…
Kuşbakışıyla gördüğümde.
Bilirim;
Menzilimin yakınından geçen…
Kutup köpekleri tedirgindi yine
Böbürlenir, kasılırım…
Ki o ne kasılmalar…
O ne kasılmalar…
Bıyık altında tutamam gülüşümü,
Bıyığımın üstünde kahkahalar…

Huzurluyum…
Huzurlu olmasına da
Şu cam pipetli balıklar var ya;
Ta… Ötelerin ötesindeki o çölde…
Kımıl kımıl oynayan,
Rengârenk cam pipetleriyle…
Çöl kumu soluyan
Durup da kulak kesilirler ya bazı…
O gamsız balıklar.
Diken diken olur mavi tüylerim,
Sarı yüreğim hop hop, hoplar.

Mavişin bir kediyim;
Kuyruğumun ucunda zamanlar.
Huzurluyum…
Huzurlu olmasına da
Ah… Şu cam pipetli balıklar!
Sadi Atay

61. SayıNaçizane

SAMİMİ MİYİZ?

2 Mins read

Bir gün bir veli bir insan karşı komşunun evine meleklerin dua ettiğine şahit olur. Bu veli kişi, ben her gün Allah’ı anar, zikrederim, Allah’a olan ibadetlerimi eksiksiz yaparım neden benim evime değil de karşı komşunun evine giderler bu melekler? Diye kendine sorar ve cevabını öğrenmek için gidip komşunun kapısını çalar.
……
Arkadaşlarımızın ardından hoşlanmayacağı muhabbeti yapmak, ufak bir açığını kapatacağımız yerde daha da büyütmek hiç kuşkusuz her insanın sevmediği davranışlardır. Mevlana der ki: “Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.” …..

Read more
60. Sayı

KIYIDA

2 Mins read

–          Kese kağıdı mı o?

İçinde bulunduğum mekana, çevremde yaşayan insan ve hayvanlara, üzerinde varlığımızı devam ettirdiğimiz dünyaya, hatta tüm evrene kendi çapımda bir karşı-duruş eylemi olarak kafama geçirdiğim kese kağıdına bakarak sordu bu soruyu. Sesindeki muzır tınıyı fark etmemek mümkün değildi.

–          Evet canım. Ne var, bir hareketlenme mi oldu sende?

Homofobik bir arkadaşa sahip olmanın en güzel yanlarından biridir herhalde size yapılan cinsel içerikli esprileri uygun bir biçimde kendisine yansıtarak susmasını sağlayabilmek. Bu maili bilmem kaç kişiye gönderirsen şu olur göndermezsen o olur türünden yönlendirilmiş elektronik postalardaki gibi yüzde yüz çalışıyordu bu yöntem.

–          Yine ne oldu?

–          Bir şey olduğu yok. Arada bir geliyor böyle, biliyorsun.

Hakikaten arada bir geliyordu bana böyle. Durup dururken ademoğlunun ne denli tiksindirici bir varlık olduğunu hatırlıyor ve kendimi etrafımda olup bitenlerden soyutlamak istiyordum. Bu isteği resim yapmak, herhangi bir enstrüman çalmak, hatta tek başıma çıkıp dolaşmak gibi daha makul yollarla tatmin edemediğim için bu türden abuk –bana öyle gelmiyor gerçi- tepkiler veriyordum. Daha önce bir paket sigaranın tütünlerini bir tepside toplayıp türlü biçimler verdiğime, bununla yetinmeyip yakıp aniden belirip kaybolan parıl parıl parlayan yalazları ve çıkan dumanı izlediğime, bir litrelik şeffaf sıvı sabun bidonunu aşağı yukarı çevirip içindeki yoğun sıvının bir uçtan öbür uca hareketini takip ettiğime, bilmem hangi oyunun keygen müziğini saatlerce dinlediğime tanık olan ve her defasında tetikleyicilerin bulunduğundan haberdar olan Beril de haklı olarak beni şu anki ruh halime iten sebebi soruyordu.

–          Öyle olsun. Nasılsa çıkar kokusu yakında.

Kokusu çıkıyordu gerçekten. Çenesi durmayan biri olmam münasebetiyle er ya da geç söylenmeye başlıyordum. Hal böyle olunca Beril’in üstelemesine gerek yoktu, bunu biliyordu. Bu kız bana dair ne çok şey biliyordu! Yollarımız ayrı düştüğünden beri çok sık haberleşmiyor olsak da vaktiyle onun gibi bir dosta sahip olduğum için çok şanslı hissediyordum kendimi. Keşke şimdi yanımda olsa, şu kirli sakallı meymenetsiz herifin yerine o oturuyor olsa karşımdaki sandalyede. Kafamda kese kağıdı olsa yine bu şeffaf poşet yerine. Sorularına cevap vermeye çalışsam ağzı bantlanmış poşetin içinde kalan son oksijeni idareli kullanarak zaman kazanmaya çalışmak yerine. Keşke şimdi hayata küsmüş olsam hayata bir yerlerden tutunmaya çalışırken katilimin yüzüne bakmak yerine.