Etiket arşivi: HÜZÜN

BİR BAKIŞ İŞTE!..

Yazar ResmiHani bakarsın ya bazen semalara, uzaklara…
Ne kimseler bilebilir gördüklerini, ne gözlerin şekil verebilir onlara.
Ama sen görürsün o uzaklara bakarken zihninde dolaşan düşünceleri, hayalleri…

Baktığın uzak diyarlar gibi hayallerinde uzaktır çoğu zaman sana.
Bazen yaklaştığını hissedersin onlara, bazen de imkansızlaşır aklında yer ettikçe.
Ve o bakış belirler çoğu zaman gideceğin yolu, atacağın her adımı…

Hatta kimi zamanlarda o da çaresiz kalır, kafan karışır.
Bakışına engel olmaya başlar göz kapakların.
Ve kapanır bazen hayallerine giden bütün yollar.

Bir bakış işte…
Kimi zaman şair eder aşığı; ak sayfasına bakarken düşündükleriyle, kimi zaman deli eder insanı aynaya bakarken canlanan korkularıyla.

Yunus LEKESİZ

Zamanda Eriyen Aşk

Yokluk ile varlık arasında bir hikaye yaşamımız..Efsanelerin millileştirilmiş aşkların, özdeyişlerin ötesine gizlenmiş yarım varlık türünde  sevgi yontucularının serzenişi.

Hep söylenir durur zaman, bitirilmeye yüz tutmuş günlerin geri dönüşü olmayacak her şeyin çıkar yolu o hep yokken karşımızda belirir diye. Bense ne çağa uygun ne yerleşik bir düzende, konar göçer bir ruhla dolanmaktayım bu şehirde..Kendi yağmurlarımı süzüyorum hüznün imbiğinden içime yağan dışarı ise tebessüm gibi yakıcı sıcağımla doluyorum gönüllere.

Eğer su gibi yolunu buluyorsa hayat bize sunduklarıyla; bir ödül de zamana vermek gerekir.

Geçmiş zaman şarkılarını bize umutla hatırlattığı için.

 

Aşk kadar başına taş düşsün derdi bir arkadaşım. Başta anlam verememiştim söylenilene. Kulak ardı yapmam gereken onca şey varken şimdi diyorum ki niye?

Cağlayanlar oluşturuyor köpük köpük sensizlik. Kimine göre ölüm gibi bir temizlik,  senden ayrılmak. Zamanı seviyordum seninle akıyor diye seni seviyordum zamanı unutturuyor diye.

Oysa iki kişilik bir oyun perdesi değilmiş kapanan, zamanın konvoyunda akıp giden yolun hüzünlü bileşenleriymişiz. Bir ihtiyacı varsa demekten alıkoyun kendinizi. Tedariklidir ayrılmasını bilen, susmak yenilgidir ben de yazıyorum. Aşk kadar yalnızlık düştü başıma,

İki toplayıp bir yazıyorum, yenilgilerden kendimi alamıyorum.

BİR NEBZE AFYON

“Ben kimsenin kurtarıldığını görmedim şimdiye kadar. Bir insanı kurtarmaya hiçbir şeyin gücü yetmez. Ne din, ne devrim, ne iş güç, hatta ne de aşk. Batmak isteyen en dibe kadar batar.”

Cemal’in suratı asıldı. “Öyle deme. Aşk başka.”

Aslı Biçen, İnceldiği Yerden

Donanımlı insan hüznüne şahit oldunuz mu siz hiç? Ben oldum. Tarifi çok güç, çok fena bir hal donanımlı insan hüznü. Hüzne muhatabı da muhatabına muhatabı da eli kolu bağlı bırakır, öyle bir şey.

Ben kendisiyle ilk müşerref oluşumda bunu zeki insan hüznü zannetmiştim. Sonradan gördüm ki zeka kendisi için olmazsa olmaz şartken yeter şart değildi. Zekanın yanına hayata dair, dünyanın ve özelde insanın varoluş amacına dair, bu varoluşun gidişatına dair, insanoğlunun davranış kalıplarına ve istisnalarına dair sorgulamalar eklenmedikçe bu hüzne rastlanmıyordu birinde. Demek ki hüzün zeki insan hüznü değildi, zeki ve belli sorularla donanmış insan hüznüydü. Ben bu yüzden adına donanımlı insan hüznü dedim. Varsa başka bir ismi bilinen, öğrenmek isterim.

Nedir peki donanımlı insan hüznü? En doğru biçimiyle anlatabileceğimi sanmıyorum ama en azından hissetmenizi sağlayabilirim. Gerçeklere vakıfken türlü sebeplerle etrafında dönen yalanlara kanması, kendini kandırması ve bile bile içine düştüğü bu halden ötürü üzüntünün üstünü örtüp inatla gerçekleri göz ardı etmesi, bundan duyduğu üzüntünün de üstünü örtmeye çalışırken tüm çabasının boşa olduğunu ve er geç gerçeklerin kendisiyle beraber başkalarının da canını yakacağını bilmesi, bu yüzden canının yanması insanın. Bunun gibi bir şey işte donanımlı insan hüznü. Kendimden biliyorum edebiyatı yapabilecek durumda olsam belki daha iyi anlatabilirdim ama o kadar donanımlı olmadım hiçbir zaman. Bu basit tanımla idare etmek durumundasınız, üzgünüm.

Diyebilirim ki aşk işbu hüznün en bilinen sebeplerinden bir tanesidir. Aşkın ne olduğuna, hayal mi gerçek mi olduğuna, gerçek aşkın nasıl olduğuna, kişinin neden aşık oluğuna, neden kendisini aşık zannettiğine vakıf insan aşk karşısında eli kolu bağlı kalır. Canı yanarken canının boşa yandığını bilir belki, canı yanmıyorsa yanması gerektiğini düşünür yahut. Hiçbir durumda olması gerektiğini bildiği şeyle olduğu hal arasında paralellik bulamaz, bulsa da bunun geçici olduğunu düşünür ve içten içe kahrolur. Bir nebze uyuşturucu, bir miktar afyon ister ki düşünmesin, görmezden gelebilsin gerçekleri. Bakmayı biliyorsanız o insanın gözlerinden, yüz çizgilerinden, başının duruşundan, elini kolunu savuruşundan anlayabilirsiniz hüznünü.

Benim için aşk donanımlı insan hüznüne eştir. Gerçek olması için, varlığına inanmak için canını dişine taktığın bir rüyadır belki.