Etiket arşivi: izlengeç

İZLE KENDİNDEN GEÇ! ~ 2

        Sevgili Türk e-Dergi okurları, bir önceki (63.) sayıda ilkini yayımlamış olduğum İzle Kendinden Geç başlıklı yazımın ikinci dizisini yayımlamaktan mutluluk duyuyorum. İyi okumalar dilerim.

        Bir mesajı normal olarak göz önüne getirmekten çekinmeyen kişiler neden bu yola baş vuruyor diyebilirsiniz. Normal olarak izlediğiniz bir görüntünün önünü kesebilir ve verilecek mesajı peşinen reddede bilir ya da kabul eder izlersiniz. Fakat 25. Kareleri göremediğimizden kabullenme veya reddetme olanağımız da olmadığından bu yola başvurulmaktadır. Bu yöntemin temel mantığı hedef grupların  tercih seçeneğini yok etmek ve kişileri haberleri olmadan zehirlemek.

        Bu yöntemi tercih edenler insan fıtratını çok iyi bilen kişilerdir. Psikilogların, psikianalistlerin 100 yılı aşkın çalışmaları bulunmakta ve insanla ilgili gözlem ve deneylerle ortaya koydukları bulgulardan yola çıkılalarak “İnsanı nasıl etkileriz?” sorusuna cevap aramaktaydılar. Büyük şirketlerin mallarını pazarlamak için bu yöntemi kullandılar.  Sonuçta sinema da bir tür ekonomik sektör ve her yapımcı kendi iyi ya da kötü niyetini, dini inanç ve ideolojisini bu yolla empoze  etmeye çalışmaktadır.

        Hiç sigara kullanmıyor olduğum halde canım sigara çekiyorsa, kola içmediğim halde kola içesim geliyorsa, kullanmadığım halde Next&Nextstar ve Atiker Sıralı Otogaz Sistemini tavsiye edebiliyor ya da alacaklarım arasında tercih listemin başına koyuyorsam, bilinçaltıma bazı iletiler ulaşmış demektir.  Objektif olarak kendinizi sınayın göreceksiniz ki sizde 25. Karelerin ve diğer subliminal mesajların taarruzuna uğramışsınızdır.

        Knight DUNLAP adında Amerikalı bir pskikoloji profesörü göz bağcılık gösterisi yaparken bilinç gücüyle algılanamayan “hissedilemez gölgeler” kullanarak aynı uzunluktaki 2 çizgiyi seyircilerin farklı ölçüler de algılanmasını sağlamıştı. Uçları iki zıt yöne bakan çizgi ile içe bakan çizginin boyu aynı olmasına rağmen boyları farklı algılanır. Bir algılama resminde birbirine bakan iki yüz varken biz vazo olduğunu algılarız. Algılarımıza aldanırız aslında. Bunu bilen yapımcılar ilk defa subliminal mesajlar içeren reklamları 1950’li yıllarda Ameraika’da yapmaya başladılar. James Vicary adlı reklamcılık uzmanı sinema salonalrında yapmış olduğu deneylerde patlamış mısır ve kola satışlarında artış olduğunu gözlemlediğini iddia etmiştir. Yapılan bu deneyde “patlamış mısır ye” ve “kola iç” sloganları gizlenmiş subliminal mesajlar sayesinde kola satışlarında %18.1, patlamış mısır satışlarında %57.7 arttığı görülmüş.

        Bir insanı ya da bir topluluğu değil tüm insanlığı tehdit etmesine rağmen, henüz bu konuyla ilgili bir kitap çıkmamış, bir eğitim programı yapılmamış, seminerler verilmemiş. Varsa bile duyulmamış, sessiz sedasız yapılmış yapılanlar.

        Subliminal tekniği ne yazık ki çizgi filmlerde, reklam panolarında, şarkılarda, filmlerde bir şekilde kullanılıyor. Masum sandığımız bir çok çizgi filmde çocukların bilinç altına şiddet, cinsellik unsurları içeren içerikler yerleştirilmektedir. Çizgi filmleri aşırı şiddet içeren Caroon Network kanalını kesinlikle önermiyorum. Evin akıllı kedisi gibi görünen Tom’un Jerry’i yakalama mücadelesi esasında şiddet içerikli bir çizgi filmdir. O, çok sevimli gördüğümüz Disney yapımı çizgi filmlerde yıllardır cinsellik teması çocukların bilinçaltına hücum etmektedir. Çocuklarımızın gelecekleri açısından bu tür yayınlar içeren çizgi filmleri çocuklarımızdan uzak tutmalıyız.

Yazımın devamı bir sonraki sayımızda olacak. Sevgilerimle, hoşçakalın.

İZLE KENDİNDEN GEÇ! ~ 1

               Adına televizyon denildi ilkin, söyleyemeyenler de vizontele dedi. Türk Dil Kurumu: Vericiden iletilen dalgaların görüntü ve ses olarak görünmesini ve duyulmasını sağlayan aygıt, diye anlamlandırdı. Nerden bilebilirlerdi ki televizyon izleyenlerin kendinden geçeceğini. Bizlere hep televizyonun fiziki zararlarından bahsettiler. Üç metre geriden izlenecek de, karanlıkta izlenmeyecek de vs. gibi… Kimse çıkıpta televizyonda verilen yayınlardaki, programlardaki, filmlerdeki ve sinemalardaki zararlardan bahsetmedi. Bir bakış açısı oluşturur diye değinmek istiyorum.

                Televizyonun zihnimize yaptığı tahribat fiziksel zararlarından kat kat daha fazladır. Bu tahribatı ve tedavi şeklini, Alman Beyin Antrenman Kurumu Başkanı Prof. Bern Fischer: İki saat televizyon seyretmek suretiyle beynin uyarımdan yoksun bırakılmasının beyinde oluşturduğu tembelliği gidermek için bir hafta zihin eğzersizi yapmak gerekir, şeklinde dile getiriyor. Bir de günde 2 saat televizyon izlemenin bizden neleri çaldığını hesaplayalım. Bir kişi günde 2 saat televizyon izlerse, yılda 730 saat eder. Bu da 12 aydan 1 ayını gece gündüz televizyon izlemekle geçirmiş olacak. Zaman benim için değerlidir, boşa harcamak istemem. Geri getiremediğimiz şeylerin kıymetini bilmeliyiz. Zamanda su gibi akıp giderken geri getirmemiz mümkün değil. Bu yüzden zamanımızı televizyon başında harcamamalıyız. Günde 2 saat kitap okuyan bir kişi inanılmaz bilgi birikimine sahip olacaktır. 2 saat ibadet eden kişi Allah’a daha da yakın olacak. Ailenize ayıracağınız 2 saat aile içi muhabbetinizi arttıracak. İşinize ayırdığınız 2 saat cebinize yarayacaktır. Ve neler neler. Örnekleri arttırmak mümkün.

                Televizyonun zihne yaptığı bir diğer etki subliminal etkidir. Peki nedir bu subliminal? Bilinçaltını etkilemeyi hedefleyen mesajlardır. Genel olarak bilinçaltına yönelik gizli mesajlar olarak ifade edilir. Kişinin bilinçaltına mesaj göndermenin bir çok yolu var. Bunlardan en çok kllanılanları; dijital ses dosyalarına gizlenen işitsel yollar. Gözle algılanamayacak kadar kısa süreyle ve sık patlayan flaşlar şeklinde sinema ya da televizyon görüntüsü yoluyla bilinçaltına iletilen 25. kareler, reklam afişleri, logoları ve saklanmış şekil, kelime ve reklamlardır. Bu yöntem, bir ürünün reklamını yapmaktan, bir inancın ya da görüşün propagandasını yapmaya kadar varan geniş bir yelpazede kullanılmaktadır. Tabi bilinçli algılananlar değil bilinçaltı seviyesinde algılanan söz, resim, görüntü ve şekillerden oluşur. İnsan kulağı sadece belli bir frekans aralıklarındaki sesleri duyabilir. Üzerinde oynanabilirliği,işlenilmesi ve yayılmasındaki kolaylık sebebiyle mp3  dosyaları subliminal mesajlar için biçilmiş kaftandır. Yine insan beyninin algısı ise, bundan daha düşük ya da daha yüksek frekansları algılayabilecek kapasitededir. Yani kulağımız belli desibel aralığındaki sesleri duyabilirken beynimiz bu aralığın çok ötesindeki sesleri algılar. Şöyle ki 8-12 hertz dalga boyundaki subliminal mesaj içeren bir mp3’ü kulağımızla dinleriz, ancak içindeki gizli mesajı beynimiz dinler. Bu gizli mesajları frekans aralığına göre analiz eden yazılımlar da mevcuttur.

                Kişinin bilinç altına subliminal mesaj göndermenin bir diğer yolu da 25. kare tekniğidir. Kısaca tanımı ve tarihçesini yaparsak; gördüğümüz bir anlık görüntü, 655 satır ve çerçeve denilen 24 küçük kareden oluşur. Sinema bandında saat, dakika, saniye olarak bir diziliş vardır.  Saniyeden sonra kareler gelir ve bir saniye 24 karedir.  Her 24 kare ise bir ekran büyüklüğündeki kareyi oluşturur. Her 327.5 satırda bir de “control track” denilen aralıklar vardır. İşte bu görüntüler kesilip aralarına başka görüntüler atılarak 25. Kare oluşturulur. Bir saniyelik görüntü 1/24 bölünecekken 1/25’e bölünmüş olur. Bu 25. kare genelde görülmez ama bilinçaltımız tarafından algılanır. İşte 25. karenin temel esprisi bilinçaltına mesaj yollamak olduğu için, dünya sinema sektöründe bu tekniği kullanmayan yok gibidir. Siz koltuğunuzda oturup dizi, film veya belgesel izlerken bilinç altımız 25. karelerin saldırısına maruz kalıyor. Gözün görmediği fakat saniyenin üç binde biri kadar bir zaman aralığında görüntü bilinçaltına ulaşırken, o reklamı, diziyi, filmi hazırlayan yapımcı kendi hedefine, niyetine ve ideolojisine göre vermek istediği mesajı 25. karelerle bilinçaltımıza göndermiş oluyor.

*** İzle Kendinden Geç! adlı yazımın ilk dizisini yayımlamaktan mutluluk duyuyorum. Yazımda televizyonun, filmlerin verebileceği bilinçaltı zararlarından Psk. Dan. İdris BİLEN’in de notlarından istifade ederek bahsetmeye çalıştım. Bir sonraki sayıda yazımın devamında buluşmak üzere hoşça kalın.