Etiket arşivi: şiir

BİR BAKIŞ İŞTE!..

Yazar ResmiHani bakarsın ya bazen semalara, uzaklara…
Ne kimseler bilebilir gördüklerini, ne gözlerin şekil verebilir onlara.
Ama sen görürsün o uzaklara bakarken zihninde dolaşan düşünceleri, hayalleri…

Baktığın uzak diyarlar gibi hayallerinde uzaktır çoğu zaman sana.
Bazen yaklaştığını hissedersin onlara, bazen de imkansızlaşır aklında yer ettikçe.
Ve o bakış belirler çoğu zaman gideceğin yolu, atacağın her adımı…

Hatta kimi zamanlarda o da çaresiz kalır, kafan karışır.
Bakışına engel olmaya başlar göz kapakların.
Ve kapanır bazen hayallerine giden bütün yollar.

Bir bakış işte…
Kimi zaman şair eder aşığı; ak sayfasına bakarken düşündükleriyle, kimi zaman deli eder insanı aynaya bakarken canlanan korkularıyla.

Yunus LEKESİZ

AŞKIN KİTABINI YAZAN YAZMIŞ; BİZ DERGİSİNİ ÇIKARTIYORUZ

    Aşk; üzerinden aylar, mevsimler, seneler geçse de nefes almaya devam ediyor hepimizin kalbinde. Şiirler yazıp şarkılar söylüyoruz vazgeçemedeğimiz bu tutkuya ya da vazgeçemediklerimizin uğruna. Aşka küsme çocuk / gene gelir / barışır koynunda hayatın / onu düşman görme çocuk / o ki en büyüğüdür nefes almanın / yanılgıdır / yangındır / dilindeki sözdür lâl olmuş yalnızlığımızın diye mısralar karalıyorum aniden..Tanımlanmamak istercesine karşı çıkıyor tüm şehvetiyle..Ve biz kalbinde aşkı yaşatanlar mağlup oluyoruz her seferinde…

    Bir yangına yahut yalnızlığımıza kurban gidiyoruz.Dünya ki sahne alacağı ilk perdeydi aşkın, ve bizler ilk oyunculardandık. Aşka küsmek mümkün mü , doğaçlama yaşadığımız bu oyunda ? Kuralsızlıktı aşk, tek kuralının pençesinde. Tek kuralı vazgeçilemiyordu, çılgınlığım oluyordun  satır aralarında…

   Belki bazılarımız yenik düştü aşka, küsmeye kalktı belki de yalnızlığının ardında. Hayallerimizi, umutlarımızı yitirdik, kaybolduk dar sokaklarda..Evet bugün 14 Şubat; milyonlarca sevgili birbirine en büyülü kelimeleri söylüyor, ve milyonlarca insan isyan ediyor bırakıp gidenlere..Küsmemeli aşka, yine gelir yine güldürür yüzleri diyerek aşkın büyülü sözlerini yazıyoruz bu sayımızda..Aşkın büyüsüyle dönüyor başımız, heyecanımız oluyor satır araları..

   Aşkın kitabını yazan yazmış, biz dergisini çıkarıyoruz…

ALİ OKTAY ÖZBAYRAK

MERHABA…

Merhabalar, Türk e-derginin 64.sayısıyla sizlerle yeniden buluşmamızın mutluluğunu yaşıyoruz. Bu sayı da ayrı bir heyecan daha taşıyorum her zamankinden biraz farklı olarak. Türk e-derginin editörü olarak yazdığım ilk sayımız. Kelimeler hangi yerlere konacağını bilemiyor, sözler havada asılı, sözlerin hepsi sizlere tutsak..

 

    Değerli ağabeyim Mehmet Egemen Özkan’ın üniversitede yıllarında kurduğu bu dergiye , üniversite birinci sınıftaki bir öğrenciyi editör koltuğuna getirmesi bazılarının kafalarında soru işaretleri , bazılarımızda neden soruları bırakmış olabilir. Biz bir aileyiz . Ayaklarımızın altına bir uçan halı serilmiş ve bana “dümene geç” denildi. Şimdi bu köklü dergiyi ileri götürebilmek, sizleri memnun edebilmek için ayaklarım titreyerek geçiyorum dümene…

   

    Türkçe’nin gücüyle, haykırmaya devam ediyoruz bir düşünceyken kalbimize yağan her şeyi…

 

   

Sözü şerbet bilip, Türkçe yazanlar

Merhaba diyorum, özden merhaba!…

Bükülmez kalemler edip ozanlar

Ocaktan ataştan közden merhaba!…

 

     Aramızdaki yeni arkadaşlarımıza ” hoşgeldiniz ” derken , siz eskimeyen dostlarım gönülden bir merhaba deyip Nihal Mirdoğan’ın bu dizeleriyle şimdilik veda ediyorum…

 

ALİ OKTAY ÖZBAYRAK


TÜRK E-DERGİ EDİTÖRÜ


    

AH… ŞU CAM PİPETLİ BALIKLAR

Mavişin bir kediyim;
Bağdaş kurmuşum,
Kutbun en yalçın buzdağının…
En yüksek platosuna.

Çok seneler öncesinden bellediğim
Bir tek oyunu oynar dururum;
Bir solumda…
Bir dişlerimin arasında,
Bir sağımda…
Bir dişlerimin arasında kuyruğum.

Görür gibi olmuşluğum var güneşi
Ama ağladığı zamanları iyi bilirim
Anlarım burun çekişlerinden
Güneş şakır şakır buz ağlar.
Mavişin bir kediyim kutupta…
Yeşil bıyıklarımdan ter damlar.

Keyiflenirim;
Kardaki zikzaklı kızak izlerini…
Kuşbakışıyla gördüğümde.
Bilirim;
Menzilimin yakınından geçen…
Kutup köpekleri tedirgindi yine
Böbürlenir, kasılırım…
Ki o ne kasılmalar…
O ne kasılmalar…
Bıyık altında tutamam gülüşümü,
Bıyığımın üstünde kahkahalar…

Huzurluyum…
Huzurlu olmasına da
Şu cam pipetli balıklar var ya;
Ta… Ötelerin ötesindeki o çölde…
Kımıl kımıl oynayan,
Rengârenk cam pipetleriyle…
Çöl kumu soluyan
Durup da kulak kesilirler ya bazı…
O gamsız balıklar.
Diken diken olur mavi tüylerim,
Sarı yüreğim hop hop, hoplar.

Mavişin bir kediyim;
Kuyruğumun ucunda zamanlar.
Huzurluyum…
Huzurlu olmasına da
Ah… Şu cam pipetli balıklar!
Sadi Atay

YÜREK RENGİM

Ellerini uzatıp tenimi titretirsen
Bil ki ! esir almışsın kölen bile sayıver
Ömrümü bir nefeste eritip kirletirsen
Sensiz dil bayram etmez, vefasız anlayıver

Aşkın uçar giderse izbe viranelere
Dönerim hasretinden,deli divanelere
Ömrümün sokağından git yetimhanelere 
Yandım oy ! alev alev boğuştuğum külü ver 

Eyvâhla zararını telafi edemem ki
Kimselerden merhamet isteyip diyemem ki
“Şehit düştüm bağrında” cephenden dönemem ki
Kızarsan eğer bana dilinde bükülüver

Gözlerimin ezgisi ! her yerde âh eyledim
Beri gel daha beri bu ney vuslatım dedim
Hayallerimi yıkma gururumu söyledim 
Sen de rengi biçtiğin sesleri söyleyiver

De ki ! yüreğimdeki beyaz kurtuluş besten
Dokuduğun nakışla seherde duy da seslen
“Şöyle doyasıya iç, bağrımdan aşkla beslen”
İşte böyle birtanem, sevgiyle sökülüver

Açtım ellerimi yâr ! ufkuma ördüm seni
Dağların ardında da buluta sürdüm seni
Yürek gözümle uçup rengimde gördüm seni
Gönlünü gülşenimde, imbik imbik süzüver

Nihâl MİRDOĞAN

ELLERİN SOPHIE, ELLERİN

ellerin Sophie, ellerin

uzanmasına uzanırım da

içi yanan bir kor gibi

ellerin Sophie, ellerin

ilk tanıştığımız gün gibi aklımda

sustuklarımızın kendini ele verip

ilk çarpıntımızın belirdiği an gibi…

 

ellerin Sophie, ellerin

yasak bir aşkın başlangıcı

asırlık bir ağacın altında..

konuşamadığım tüm dillerde

adını aşkla haykırmak 

tok bir sesle…

ellerin Sophie, ellerin

şiirlerimin tutunması gibi

kulağa hoş gelen bir ezgiye

 

ellerin Sophie, ellerin

şairliğimi bilmemen gibi

bilmemen gibi şiirlerimi

ellerin Sophie, ellerin

ılık bir yaz meltemi

 

bir şair gibi kurulup mısra başına

uzaktan sevmeliyim seni

yasaksın

ağzımdan çıkaramadığım adın gibi

ve sen bilmeyeceksin

saat yalnızlığımızı vurana dek

bilmeyeceksin Sophie

anlamayacaksın seni sevdiğimi…

 

bir gün öğrenecek herkes

gözlerini açtığında dünyayı öğrendiği gibi

ana dili gibi Sophie, ana dili gibi

bilecekler ikimizi

 

geç başlayacağız yaşamaya

karlar altında kalmış bir çiçek

yahut Sophie, yahut

gözlerim gözlerine vakitsiz değecek…

 

yüzümüz kızaracak belki

yangınlar kavururken

bakmazsızın etrafa

tutuşacak ellerimiz

dilimizde 

beraberliğimize dair ilk şiirimiz…

 

ellerin Sophie, ellerin

beni arayacak her saniye

aşkla bağlanmış bi kere

gözlerimiz, dudaklarımız, kalbimiz…