70. SayıNaçizane

BEYNE NASIL FORMAT ATILIR?

3 Mins read

Beyne format atılır mı? Bu nasıl olur? Aynı senin sorduğun gibi bu soruyu kendime sormuştum. Beyne format atılabilir mi ki? Ney yani kafamızı bir yerlere çarptırıp zeka kaybına mı uğramamız, daha sonra da boş zekayı tekrardan doldurmamız mı gerekiyor? Nasıl olacak bu iş?

Sevgili okurum, öncelikle beyin hiçbir şeyi unutmadığı için beyne format atılması………

Read more
69. SayıNaçizane

EMPATİNİN AİLE BİREYLERİ ARASINDAKİ ÖNEMİ

2 Mins read

Antipatinin zıt anlamlısı olan empatinin tanımını yapacak olursak, empati; bir başkasının duyguları, içinde bulunduğu durum ya da davranışlarındaki motivasyonu anlamak ve içselleştirmek demektir. Kısaca kendini karşıdaki kişinin yerine koyarak o kişinin duygu ve düşüncesini anlamak, hissetmek diyebiliriz. İslam dininin de bu noktada Müslümanları empati yapmaya yönelttiğini biliyoruz. Empatinin tanımıyla bağlantı kurulabilecek atasözlerimiz de mevcuttur. Bilemiyorum çoğu kez kullanıp da empati ile ilişkilendirmiş miyizdir? Mesela “Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma.”, “İğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır.” gibi atasözlerimiz hep empatiyle alakalıdır. Siz şimdi kendinize iğneyi batırıp iğnenin verdiği acıyı anladıktan sonra başkasına da herhalde çuvaldızı batıracak değilsiniz. Affedersiniz ama “Eşekten düşenin halini eşekten düşen anlar” sözünü de söylemeden geçmek istemiyorum. Eşekten düşmenin vermiş olduğu acıyı ancak bu konuda acıyı tecrübe edinmiş bir kişi bilebilir.

Empati kavramı aile içerisinde bireyler arasında kullanılırsa güçlü olan ailevi bağların daha da güçleneceği düşüncesindeyim. Şöyleki hiç bir aile büyüğü ya da aile ferdi bir diğer aile bireyinin zarar görmesini istemeyecektir. Bir baba ya da anne evladının hata yapmasını istemez. Bu bağlamda bir konu ile ilgili tecrübe sahibi olan aile bireyi küçük olsun büyük olsun fark etmez, aynı tecrübeyi yaşama noktasında diğer aile bireyine yardımcı olacaktır. Bu yardımın olumlu sonuçlandığını gören kişi de kendisine yardımı dokunan aile bireylerine daha fazla muhabbet duyacaktır. Konuyu şöyle örneklendirebilirim:  Bir öğrenci bir hocanın tecrübesinden yararlanrak bir işi başarır da hocaya saygısı sevgisi daha da artmaz mı, artar kanısındayım. Empatinin aile bireyleri arasında da uygulanması bu noktada ailevi bağların kuvvetlenmesine katkı yapacaktır. Aile bireyleri empatik tutum ve davranışları içerisinde karşıdakini dinlediğinde ve anladığında, dinleyen ve anlayan kişi için ortak ve anlamlı yaşantı sahası doğacaktır. Empati terapinin dışında her türlü ilişki biçiminde insanlara gerekli bir tutumdur.

Son olarak bir halk masalıyla empatiden bahsetmek istiyorum. Göğsü kınalı bir serçe varmış. Gök gürlediği zamanlar tir tir titreyerek yere yatar, gök yıkılmasın diye de ayaklarını havaya kaldırırmış. Bir yandan da “korkumdan kırk kantar yağım eridi” dermiş. Bir gün birisi demiş ki “sen kendin beş dirhem gelmezsin; nerden oluyor da kırk kantar yağın eriyor?”. Bunun üzerine göğsü kınalı serçe şu cevabı vermiş: “Herkesin kendine göre dirhemi ve kantarı var, siz ne anlarsınız.” İşte halk masalından da anladığımıza göre herkesin kendine özgü bir bakış açısı (fenomenolojik alanı) vardır. Bizim de karşıdakinin bakış açısını yakalamamız onun duygularını anlamamız demektir. Bu empatinin gereğidir.

Sempatik ve empatik olmanız dileklerimle.  Sağlıcakla kalın.

68. SayıGündem Takibi

EUROVİSİON ÇILGINLIĞI

3 Mins read

Her yıl düzenlenen ve yarışmaya katılan ülkelerin bir sanatçı seçip yolladığı bir şarkı yarışmasıdır Eurovision. Her ülke kendi diliyle şarkı yapıp katılabiliyor bu yarışmaya. Fakat anlam veremediğim bir konu var. O da çoğu ülkelerin ya kendi dilini bırakarak dünya genelinde ağırlıkla kullanılan diller olan İngilizce, İspanyolca gibi dilleri kullanarak ya da hem kendi dilleri hem İngilizce karışımı bir şarkı yaparak yarışmaya katılmalarıdır.

Bu yarışma her ülkenin kendi diliyle yaptığı şarkıyı iyi bir sahne performansı da sergileyerek oy verecekleri etkileme şeklinde devam eden bir yarışma mı? Ben mi yanılıyorum acaba? Eurovisioan şarkı yarışması yerine İngilizce Sözlü Şarkı Yarışması denilse yeridir. Çünkü yarışmaya katılan sanatçıların büyük çoğunlu sözleri İngilizce olan bir şarkı ile yarışmaya katılıp yarışıyorlar. Evet evet bu yarışmanın adı değiştirilmeli(!).  Sözlerinin tek dile indirgenmesini geçtim, ülkelerin oylamalarında da bir şaibe olduğunu düşünüyorum. Zaten bu yarışmanın son 3-4 yılını izleyen bir kişi bunu fark edecektir. İskandinav ülkeleri buna Rusya, Belarus ve Ukrayna’yı da dahil etsem Kuzey ve Doğu Avrupa ülkeleri performansı ne olursa olsun bir şekilde en yüksek puanları kendi aralarında paylaşmış durumdalar. Aynı şekilde Balkan ülkeleri de bu duruma dahil ve onlarda kendi aralarında puan dağılımında sabitler. Bize gelecek olursam ne biz ne de Yunanistan ve G.Kıbrıs Rum Yönetimi birbirimize komşu değilmişiz gibi bir durum mevcut ortada. Performans iyi olsa da Türkiye, Yunanistan ve G.K.Rum Yönetimi puan konusunda pintiler. Programın sonundaki oylamaların açıklanması kısmına gelince sunucu  bize kimin 12 tam puanını vereceği konusunda tahminlerde pek hayrete düşmese gerek. Haliyle ya Türklerin  çoğunlukta bulundukları ülkeler ya da ülkemize sempati duyanların tam puan yahut tam puana yakın puanlarını bizim ülkemize oylamaktalar. Bu ülkelerin Almanya, Fransa, Hollanda, İsviçre, Belçika, Bosna Hersek olduğunu bilmeyenimiz yoktur. Azerbaycan da kardeş ülke diye biz onlara tam puan veriyoruz onlar da bize tam puanı vermekteler. Bir nevi kendi kendimize 12 puanı kullanmış oluyoruz. Bu oylamalarda duygusal, siyasal davrananlar var. Nerede kaldı şarkı yarışmasının anlam ve önemi?

Ülkemizi temsil için gönderdiğimiz sanatçıların yaptıkları şarkılara diyeceklerime gelirsek. Daima ulusalcı ayağına yatanları biliriz. Nedense bu yarışmaya sözleri Türkçe olan bir şarkı ile katılmaktan ya utanırız(!) ya da korkarız(!). Korkarız demekten kastım kaybetme korkusudur. Bizde Eurovision hayranlığı kuşkusuz Sertap Erener’in birinci olmasıyla doruğa ulaştı. Bu birincilik bizleri gururlandırdı ve mutlu etti. Devlet büyüklerimizde bu gurur ve mutluluğa ortak oldular ama şarkının Türkçe olmaması ile ilgili hoşnutsuzluklarını dile getirdiler. O günden bu güne Gülseren, Sibel Tüzün ve Mor ve Ötesi Türkçe şarkı ile yarışmaya katıldı ama yarışmaya İngilizce şarkı ile katılma geleneği bozulmadı ve 2011’deki yarışmaya da Yüksek Sadakat isimli gurup, 2012’de de Can Bonomo yine İngilizce şarkıyla katıldı.  Galiba yarışmacılar başarının bu şekilde geleceğini düşünüyor olmalılar, ancak ben bu şekilde düşünmüyorum.

Biz bir de Balkan ülkeleri arasında Türkçe sözlü şarkı yarışması düzenliyoruz. Ayrıca Türkçe Olimpiyatları düzenleyerek güzel Türkçemizin gücünü ve estetikliğini dünyaya anlatmaya çalışıyoruz. Bu da yetmez dilimiz en çok konuşulan 5 dil arasında. Tüm bunlar gurur verici ve yarışmaya Türkçe şarkıyla katılmaya sebeptir. Bundan sonraki yarışmaya Türkçe sözlü şarkı ile katılmayı umarak yazımı sonlandırıyorum.

Sağlıcakla kalın.

67. SayıNaçizane

GERÇEK DOSTLUK

3 Mins read

Dost, “sevilen kimse, sevgili, yâr” manalarına gelen Farsça bir kelime olup, dini literatürde sadakat, uhuvvet, sohbet gibi kelimelerle ifade edilir. Dostluk iki vücutta müşterek bir ruh gibidir. Dostumuz dünya ve ahret sermayemizdir. İyi dost seçmişsek hem dünyada hem ahrette saadeti yakalamışsız demektir.

Özlemini duyduğunuz eski dostluklarınız olmuştur ve özlemle: Nerede eski o dostluklar, demişsinizdir.

Read more
66.SayıŞairane

DOST

1 Mins read

DOST

 

Sen yokken gaflet elbisesi örtüyordu üstümü

Üşüdüğümü sanıyordum yanarken

İblisler arkadaşım, günahlar can yoldaşımdı

Yaşadığımı sanıyordum ölürken

Yalan cebimde bozuk para, nefis yemekte tuzumdu

Doyduğumu sanıyordum  ”DOSTLUĞA”  açken…

 

 

Bir gün sen girdin dünyama…

Dost sandığım insanlar çok yapmacık göründü o anda

 

O anda; arkadaşlık dönüşüme girdi

Sevgiyle damıtıldı. Dibine dostluk düştü.

 

Tartıştık, kırdım seni, darıldık…Bunları bilerek yaptık

Çünkü kavuşmanın bir anlama ihtiyacı vardı…

 

Ama gün geldi Kader ayırdı bizi

Gel demek gerekiyor artık

Gel!

 

Kaderler ortak kavuşmalar da ortak olsun

Şems’ e aşık Mevlana’ nın ki gibi olsun

Damarlar tek yürekten çıkan kanla dolsun

Dolsun da iki beden aynı anda can bulsun

Ayrı ayrıda canan bulsun

 

Hayırhah kelimesi senle girdi lügatıma

”Ben” le doğdum ”SEN” le yaşıyorum

Bir kız bulamadın amma

Bin tanesi feda olsun ”DOSTUMA”

 

Yazan: Cihan ÇAL

Yazdıran(İlham olan): Turgut MARAŞ

 

65.SayıNaçizane

İZLE KENDİNDEN GEÇ ~ 3

2 Mins read

        İzle Kendinden Geç adlı yazı dizimin son dizisini yayımlamış bulunuyorum. Siz okurlarıma faydalı olabilmiş olmayı umuyorum. Keyifli okumalar diliyorum.

        Bilinç altına iletiler, telkinler yollamanın bir diğer yolu da sanal reklamlar. Bir çok filmde, dizide, futbol müsabakasında koltuğumuza kurulup ekranı izlerken “İzlemiş olduğunuz bu filmde/dizide/müsabakada sanal reklam uygulaması vardır.” ibaresine rastlamışsınızdır. Peki bunun anlamı ne diyebilirsiniz. Sanayi Bakanlığı sanal reklamı şöyle tabir ediyor: “Sanal reklam, hukuken kullanımı meşru görüntülerin canlı veya banttan bilgisayar marifeti ile manipülasyonu ve söz konusu görüntülerde yer alan, muhtelif unsurları reklam amacı ile halihazırda kullanılan veya ileride geliştirilecek teknolojiler vasıtasıyla oyun sahası ve çevresi üzerine düşürülen tüm görüntülerdir.” Televizyon izlerken , futbol müsabakalarında seyircilerin üzerine gelecek şekilde gösterilen reklamlar, film ya da dizi izlerken olmayacak yerlerde reklamların konulması hep sanal reklam uygulamalarıdır. Bir filmdeki 25. karelerin normal şartlarda görünmesi mümkün değilken, bilgisayar ortamında belli program aracılığyla mümkün olabiliyor. Bunun için inceleyeceğiniz filmi bilgisayarına kaydedin. Mediaplayler ile izlerken film sahnelerini 1/16 yavaş izleme modunda, “klocodec” ile izerken alttaki ok işaretlerinden “Decrease Speed”e üçkez tıklayıp filmi en yavaş moda getirerek her saniyeyi yaklaşık beş saniye de izleyebileceksiniz.  Böylelikle her karedeki ayrıntıyı rahatlıkla görebileceksiniz. Deneme yapmak isterseniz ödül almış filmleri tavsiye ederim.

        Bu kadar söylemden sonra bilinç altına yönelik görsel ve işitsel yayın yapmanın, reklamlar yapmanın yasak olup olmadığını sorgulamamız gerekmez mi? Tabi ki gerekir. Konuyla ilgili olarak RTÜK: ” Teknik cihazlar vasiıtasıyla televizyon yayınlarında çok kısa süreli görüntüler kullanarak, izleyicilerin ancak bilinç altı ile algılayabilecekleri ürün veya hizmetlerin tanıtılmasına ilişkin mesajlar içeren reklamlar” olarak tanımlama yapmıştır. Yasalarımız tüketiciyü koruma adına yasal düzenlemeler yoluna gitmiştir. 3984 sayılı yasanın 20. maddesinde: ” Reklamalrın, program hizmetinin diğer unsurlarından açıkça ve kolaylıkla ayırt edebilecek ve görsel ve işitsel bakımadan ayrılığı fark edecek biçimde düzenlenmesini, bilinç altı ile algılanan reklamara izin verilmemesini” hükme bağlamıştır. Yine Radyo ve Televizyon Kuruluşları Reklam Yayın İlkeleri ve Usulleri ile Reklam Gelirleri Üst Kurul Payların Ödenmesi Hakkında Yönetmeliğin 11. maddesine göre: “Yayınlarda gizli reklam yapılamaz. Programlarda açıkça reklam olduğu belirtilmedikçe ürün veya hizmetler reklam amacını taşıyan şekilde sunulamaz. Çok kısa sürelerle imaj vereni eloektronik aygıt veya bşka bir araç kullanarak veya yapıların ne olduğu konusunda izleyenlerin fark edemeyecekleri veya bilemeyeckleri bir biçime sokarak, blinç altıyla algılanmasını sağlayacak reklamlar ya-sak-tır.!

        Yasada, yönetmelikde durum açıkça anlatılmış. Buna rağmen televizyon halen evlerimizde baş köşede baş rolünü oynamakta. Eskiler bilri mi desem artık, önceden bir televizyonu evimize alamazken şimdilerde bir televizyon az gelir oldu. Çünkü evin beyi kendi programını izlerken, evin hanımı ve çocuğu da kendi programlarını izlemek isteyecektir. Bu sebeple bir televizyon yetersiz gelmeye başladı. Bunun yanında da aile bağlarında muhabbetin eksikliğinden kaynaklı gevşemeler de meydana gelmekte. Tüketici toplumuna dönüştürüldük ya artık normal bir televizyon yerine devasa boyutlarda dev ekranlı televizyonları tercih eder olduk.

        Artık uyanmalıyız. Televizyonları gerektiği gibi kullanmalı, bilinç altına hücum etmeyen programları tercih etmeli, izlemeli ve izletmeliyiz.

        Sağlıcakla kalın…

64. SayıNaçizane

İLETİŞİMİN İLETİŞİMDEKİ ÖNEMİ

1 Mins read

        Sağlıklı bir iletişimdeki başlıca sıkıntı konuşanların birbirlerini anlamamaları ve anlatmaya çalışmaları için sarf ettikleri çabadan dolayı vericilerin açık alıcıların kapalı olmalarından kaynaklanır. Bu durumu sağırlar iletişimi olarak da adlandırabiliriz.

        Hz. Mevlana’nın bu konuyla ilgili olarak: “Ne kadar bilirsen bil, nasıl anlatırsan anlat, anlattıkların karşındakinin anlayabileceği kadardır.” sözü konuya açıklık getirmektedir. Mevlana bu sözüyle bir şey anlatırken karşıdakinin algılama kapasitesini, bilgi dağarcığını da göz ardı etmememiz gerektiğini anlatıyor. Aksi halde anlatan da dinleyen de iletşime kapalı olacaktır. Yine özlü bir sözde: “Dinlemesini bilen en cahilinden bile bir şeyler öğrenir.” diyerek dinlemenin ne kadar önemli olduğundan bahsetmiştir. Tabi dinlediğimiz konunun özünü de bilmemiz dinlemenin etkisini güçlendirecektir. Konuşmacı anlattığı konuyu beden dilini de kullanarak anlatımını güçlendirmesi gerekir. Zira anlatıcı hareketsiz bir şekilde durmak suretiyle anlatma yoluna gitse dinleyiciye anlatmak isteğini güçlükle anlatır. Yahut dinleyici hiç bir şey anlamayabilir. Bu noktada beden dilinin iyi bir şekilde kullanılması çok önemlidir. Ayrıca beden dilini kullanarak bir şeyler aktarmaya çalışan kişi, konunun aktarılması hususunda rahat olacak  ve anlatmak istediğini net bir şekilde anlatacaktır. Atalarımız “Bin bilsen bir bilene sor” diyerek her insanın bilmediğimiz bi şeyi bilebileceğini ve önemli olanın da bu bilmedikleirmizi karşıdaki kişiden öğrenebilmemiz gerektiğini ve her insandan bir şeyler öğrenebileceğimize vurgu yapmıştır.

        İyi bir iletişimin sağlanmasında amacımız kendimizin ve karşıdakinin gelişmesi olmalıdır. Sorunların çözümünde kendi potansiyelimiz içinde kalmayıp, sorunun bir parçası olan herkesin çözüm önermesine izin vermeliyiz. Bu şekilde iletişimin önemini idrak ederiz.

Hayatta iyi bir iletişim kurmanız temennimle. Sağlıcakla kalın…

63. SayıAraştırma

İZLE KENDİNDEN GEÇ! ~ 1

3 Mins read

               Adına televizyon denildi ilkin, söyleyemeyenler de vizontele dedi. Türk Dil Kurumu: Vericiden iletilen dalgaların görüntü ve ses olarak görünmesini ve duyulmasını sağlayan aygıt, diye anlamlandırdı. Nerden bilebilirlerdi ki televizyon izleyenlerin kendinden geçeceğini. Bizlere hep televizyonun fiziki zararlarından bahsettiler. Üç metre geriden izlenecek de, karanlıkta izlenmeyecek de vs. gibi… Kimse çıkıpta televizyonda verilen yayınlardaki, programlardaki, filmlerdeki ve sinemalardaki zararlardan bahsetmedi. Bir bakış açısı oluşturur diye değinmek istiyorum.

                Televizyonun zihnimize yaptığı tahribat fiziksel zararlarından kat kat daha fazladır. Bu tahribatı ve tedavi şeklini, Alman Beyin Antrenman Kurumu Başkanı Prof. Bern Fischer: İki saat televizyon seyretmek suretiyle beynin uyarımdan yoksun bırakılmasının beyinde oluşturduğu tembelliği gidermek için bir hafta zihin eğzersizi yapmak gerekir, şeklinde dile getiriyor. Bir de günde 2 saat televizyon izlemenin bizden neleri çaldığını hesaplayalım. Bir kişi günde 2 saat televizyon izlerse, yılda 730 saat eder. Bu da 12 aydan 1 ayını gece gündüz televizyon izlemekle geçirmiş olacak. Zaman benim için değerlidir, boşa harcamak istemem. Geri getiremediğimiz şeylerin kıymetini bilmeliyiz. Zamanda su gibi akıp giderken geri getirmemiz mümkün değil. Bu yüzden zamanımızı televizyon başında harcamamalıyız. Günde 2 saat kitap okuyan bir kişi inanılmaz bilgi birikimine sahip olacaktır. 2 saat ibadet eden kişi Allah’a daha da yakın olacak. Ailenize ayıracağınız 2 saat aile içi muhabbetinizi arttıracak. İşinize ayırdığınız 2 saat cebinize yarayacaktır. Ve neler neler. Örnekleri arttırmak mümkün.

                Televizyonun zihne yaptığı bir diğer etki subliminal etkidir. Peki nedir bu subliminal? Bilinçaltını etkilemeyi hedefleyen mesajlardır. Genel olarak bilinçaltına yönelik gizli mesajlar olarak ifade edilir. Kişinin bilinçaltına mesaj göndermenin bir çok yolu var. Bunlardan en çok kllanılanları; dijital ses dosyalarına gizlenen işitsel yollar. Gözle algılanamayacak kadar kısa süreyle ve sık patlayan flaşlar şeklinde sinema ya da televizyon görüntüsü yoluyla bilinçaltına iletilen 25. kareler, reklam afişleri, logoları ve saklanmış şekil, kelime ve reklamlardır. Bu yöntem, bir ürünün reklamını yapmaktan, bir inancın ya da görüşün propagandasını yapmaya kadar varan geniş bir yelpazede kullanılmaktadır. Tabi bilinçli algılananlar değil bilinçaltı seviyesinde algılanan söz, resim, görüntü ve şekillerden oluşur. İnsan kulağı sadece belli bir frekans aralıklarındaki sesleri duyabilir. Üzerinde oynanabilirliği,işlenilmesi ve yayılmasındaki kolaylık sebebiyle mp3  dosyaları subliminal mesajlar için biçilmiş kaftandır. Yine insan beyninin algısı ise, bundan daha düşük ya da daha yüksek frekansları algılayabilecek kapasitededir. Yani kulağımız belli desibel aralığındaki sesleri duyabilirken beynimiz bu aralığın çok ötesindeki sesleri algılar. Şöyle ki 8-12 hertz dalga boyundaki subliminal mesaj içeren bir mp3’ü kulağımızla dinleriz, ancak içindeki gizli mesajı beynimiz dinler. Bu gizli mesajları frekans aralığına göre analiz eden yazılımlar da mevcuttur.

                Kişinin bilinç altına subliminal mesaj göndermenin bir diğer yolu da 25. kare tekniğidir. Kısaca tanımı ve tarihçesini yaparsak; gördüğümüz bir anlık görüntü, 655 satır ve çerçeve denilen 24 küçük kareden oluşur. Sinema bandında saat, dakika, saniye olarak bir diziliş vardır.  Saniyeden sonra kareler gelir ve bir saniye 24 karedir.  Her 24 kare ise bir ekran büyüklüğündeki kareyi oluşturur. Her 327.5 satırda bir de “control track” denilen aralıklar vardır. İşte bu görüntüler kesilip aralarına başka görüntüler atılarak 25. Kare oluşturulur. Bir saniyelik görüntü 1/24 bölünecekken 1/25’e bölünmüş olur. Bu 25. kare genelde görülmez ama bilinçaltımız tarafından algılanır. İşte 25. karenin temel esprisi bilinçaltına mesaj yollamak olduğu için, dünya sinema sektöründe bu tekniği kullanmayan yok gibidir. Siz koltuğunuzda oturup dizi, film veya belgesel izlerken bilinç altımız 25. karelerin saldırısına maruz kalıyor. Gözün görmediği fakat saniyenin üç binde biri kadar bir zaman aralığında görüntü bilinçaltına ulaşırken, o reklamı, diziyi, filmi hazırlayan yapımcı kendi hedefine, niyetine ve ideolojisine göre vermek istediği mesajı 25. karelerle bilinçaltımıza göndermiş oluyor.

*** İzle Kendinden Geç! adlı yazımın ilk dizisini yayımlamaktan mutluluk duyuyorum. Yazımda televizyonun, filmlerin verebileceği bilinçaltı zararlarından Psk. Dan. İdris BİLEN’in de notlarından istifade ederek bahsetmeye çalıştım. Bir sonraki sayıda yazımın devamında buluşmak üzere hoşça kalın.

62. SayıNaçizane

SAYGILI MIYIZ?

2 Mins read

Büyüklerine saygı her küçüğün vazifesidir. Ancak insanlar büyüklerine saygının yanı sıra saygı duyması gereken bir çok konuyu biliyor da bilmezlikten geliyor. Gelin birlikte bakalım saygılı mıyız, değil miyiz?
Fikirlerimizi söylerken ve savunurken hep kendi penceremizden bakarız. Bakış açımızı değiştirmeyiz. Oysa doğru bildiklerimizi başkalarının gözünden görmeye çalıştığ9ımızda daha farklı düşünmeye başlarız. Karşıdaki kişilerinde söylediklerinde doğruluk payının olacağını anlarız.

Read more
61. SayıNaçizane

SAMİMİ MİYİZ?

2 Mins read

Bir gün bir veli bir insan karşı komşunun evine meleklerin dua ettiğine şahit olur. Bu veli kişi, ben her gün Allah’ı anar, zikrederim, Allah’a olan ibadetlerimi eksiksiz yaparım neden benim evime değil de karşı komşunun evine giderler bu melekler?  Diye ksamimi miyizsamimi miyizendine sorar ve cevabını öğrenmek için gidip komşunun kapısını çalar.  Kapıyı genç bir delikanlı açar. Veli kişi sorar evladım dün akşam evinize melekler inip inip dua ediyorlardı. Siz ne yaptınız da meleklerin duasına layık görüldünüz diye sorar. Genç: Biz öğrenciyiz ve birbirimize karşı çok samimiyiz. Birbirimiz hakkında zerre kadar kötülük düşünmeyiz ve kötü söylemeyiz. Dün akşamda hep birlikte yastık savaşı yapıyorduk, derler. Veli kişi durumu öğrenip anladıktan sonra evine döner. İbadetlerine, işine-gücüne daha da bir samimiyet kazandırmaya çalışır.

Buradan şunu öğreniyoruz. Bizim için Allah’ı anmak, O’nu zikretmek ve O’na ibadet etmenin yanında arkadaşlarımızla aramızdaki ilişkilerdeki samimiyette önemlidir.

Arkadaşlarla aramızdaki samimiyetten bahsetmişken bu kavramın yanlış kullanıldığından bahsetmek istiyorum. Yukarıdaki hikayede samimi olan gençler birbirleri hakkında kötü söylemez ve kötü düşünmezlerdi. Ancak ben bunu bizim gençlerde göremiyorum. Gençler samimiyetin, birbirlerine olan yakınlığın gereğiymiş gibi birbirlerine hakaret ederek birbirlerine karşı argolu kelimeler kullanarak samimiyetlerini ifade ediyorlar. Samimi olmaları bunu mu gerektiriyor? Bu işe bir türlü anlam veremiyorum. Samimiyetle argolu konuşmayı, küfürlü konuşmayı karıştırmamalıyız.

Argo, küfür yetmezmiş gibi, arkdaşımızın en ufak bir açığını, yanlışını büyütmede inanılmaz çaba sarf ediyoruz. Arkadaşımızın arkasından gıybetler yapmaların ardı arkası kesilmiyor. Niye böyle diyorsun arkadaşının ardından diye sorduğunuzda da biz samimiyiz gelsin yüzüne de derim, cevabını alıyoruz. Bence insan olumsuzlukları dostunun yüzüne söyleyebilirse gerçek dosttur. Gerçek dost arkadan olumsuz değil olumlu konuşandır.

Arkadaşlarımızla argolu ve küfürlü bir konuşmanın yerine daha saygılı ve seviyeli bir konuşma şeklini tercih etmeliyiz. Kalp kırıcı sözlerden uzak durmalıyız. Samimiyet budur. Nitekim iyi ya da kötü söz canlılar üzerinde pozitif veya negatif etkiler bırakır.   Bilim adamlarının su molekülleri üzerinde yapmış oldukları deneyde, yanında güzel söz söylenen, güzel müzik dinletilen suyun molekülleri güzel şekiller alırken, buna karşılık yanında kötü söz ve anlamsız müzikler çalınan suyun molekülleri de anlamsız bozuk şekiller aldığı görülmekteydi. Bu deneyden anlaşılan güzel veya kötü sözlerin ve seslerin bir tek insanlar üzerinde değil tüm canlılar üzerinde olumlu-olumsuz bir tesir bıraktığı tezine varırlar.

 Kur’an-ı Kerim de: Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan çekinin, çünkü zannın bazısı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın, kiminiz kiminizi arkasından çekiştirmesin! Sizden biriniz kardeşinin ölü halindeki etini yemek ister mi hiç? Demek tiksindiniz! O halde Allah’tan korkun, çünkü Allah, tevbeyi çok kabul edendir. Çok bağışlayıcıdır. (Hucurât/12). Başka söze ne hacet.

 Hayatta arkadaşlarınızla, dostlarınızla gerçek samimiyeti bulmamız ve konudan ders çıkarmamız ümidimle. Sağlıcakla kalın