67. SayıNaçizane

Hiçbir zaman eskisi gibi olmaz

1 Mins read

         

           oc5Mvr.48k.v3

          ‘’Gitmem lazım’’ dedi adama dönüp. Adam son zamanlarda çokça duyduğundan olsa gerek şaşırmadı…

          Kadınların hep gitmek zorunda olduklarını düşündü. Hep gidecek bir yerleri vardı. Sonra gidecek bir yeri olmadığını düşündü. Çok fazla düşündüğünü fark etti, sigara yaktı…

          Yine aynı tren garındaydılar. Tren garları artık ona pek yabancı gelmiyordu. Sanki bir gün gitse buralardan, onu yalnız bu tren garı özleyecekmiş gibi hissediyordu. Çok sonraları yandığını öğrenince, -ayrılıkları hatırlattığı için- , sevinecekti içten içe.

          Sizin de tahmin edeceğiniz gibi kadın yine gidiyor, adam O’na görkemli vedalar düzenlemiyor, ikisi de susuyordu. Bu susma anında adam mutlu günleri hatırlayıp, mutlu olmanın imkansızlığını ve kolay kaybedilir olduğunu düşündü. Hep böyle olurdu, olmuştu. Mutlu olmak için çok fazla faktörün bir araya gelmesi gerekirdi, mutsuz olmak için ise tek bir şey yeterdi…

          Çok soğuk ve çok kısa bir gündü, çok soğuk ve çok uzun bir gece olacaktı. Adam yine ikilemde kalmıştı. Ya gitmesine ses çıkarmayacak ya da itiraz edecekti. Bu tür kararsızlıkları ufak kumar oyunlarıyla çözerdi, yine öyle yapacaktı. Kadına dönüp ‘’zar atmayı deneyelim’’ dedi. ‘’Küçük atarsan kalırsın’’.  Kadına bu teklif adamın son isteğiymiş gibi geldi, acımayla karışık bir duyguyla ama kendine güvenen bir ses tonuyla ‘’kabul’’ dedi kadın.

          Adam cebinden iki zar çıkardı. Kadına zarlardan birini verdi. Kadın avucunun içinde bir iki salladı ve fırlattı. Zarın gökyüzüne bakan yüzünde beş nokta vardı. Bu, adamın şansını iyice azaltmıştı. Adam, gülüyordu; ki böyle olmaması gerekirdi…

          Zar sırası adamdaydı. Adam zarı fırlattı. Zar bulundukları noktadan daha uzağa gitti. Kadın yerinden kalktı, zarın arkasından koştu, telaşlı bir ses tonuyla ‘’üç geldi yine kaybettin’’ dedi.

          Adam ‘’yine’’ dedi, her yüzeyinde altı nokta bulunan hileli zarı yerden aldı, cebine koydu, ‘’belki de gerçekten gitmesi gerekiyordur’’ diye düşündü. Gitti…

 


64. SayıEditördenNaçizane

MERHABA...

1 Mins read

Merhabalar, Türk e-derginin 64.sayısıyla sizlerle yeniden buluşmamızın mutluluğunu yaşıyoruz. Bu sayı da ayrı bir heyecan daha taşıyorum her zamankinden biraz farklı olarak. Türk e-derginin editörü olarak yazdığım ilk sayımız. Kelimeler hangi yerlere konacağını bilemiyor, sözler havada asılı, sözlerin hepsi sizlere tutsak..

 

    Değerli ağabeyim Mehmet Egemen Özkan’ın üniversitede yıllarında kurduğu bu dergiye , üniversite birinci sınıftaki bir öğrenciyi editör koltuğuna getirmesi bazılarının kafalarında soru işaretleri , bazılarımızda neden soruları bırakmış olabilir. Biz bir aileyiz . Ayaklarımızın altına bir uçan halı serilmiş ve bana “dümene geç” denildi. Şimdi bu köklü dergiyi ileri götürebilmek, sizleri memnun edebilmek için ayaklarım titreyerek geçiyorum dümene…

   

    Türkçe’nin gücüyle, haykırmaya devam ediyoruz bir düşünceyken kalbimize yağan her şeyi…

 

   

Sözü şerbet bilip, Türkçe yazanlar

Merhaba diyorum, özden merhaba!…

Bükülmez kalemler edip ozanlar

Ocaktan ataştan közden merhaba!…

 

     Aramızdaki yeni arkadaşlarımıza ” hoşgeldiniz ” derken , siz eskimeyen dostlarım gönülden bir merhaba deyip Nihal Mirdoğan’ın bu dizeleriyle şimdilik veda ediyorum…

 

ALİ OKTAY ÖZBAYRAK


TÜRK E-DERGİ EDİTÖRÜ


    

64. SayıNaçizane

İLETİŞİMİN İLETİŞİMDEKİ ÖNEMİ

1 Mins read

        Sağlıklı bir iletişimdeki başlıca sıkıntı konuşanların birbirlerini anlamamaları ve anlatmaya çalışmaları için sarf ettikleri çabadan dolayı vericilerin açık alıcıların kapalı olmalarından kaynaklanır. Bu durumu sağırlar iletişimi olarak da adlandırabiliriz.

        Hz. Mevlana’nın bu konuyla ilgili olarak: “Ne kadar bilirsen bil, nasıl anlatırsan anlat, anlattıkların karşındakinin anlayabileceği kadardır.” sözü konuya açıklık getirmektedir. Mevlana bu sözüyle bir şey anlatırken karşıdakinin algılama kapasitesini, bilgi dağarcığını da göz ardı etmememiz gerektiğini anlatıyor. Aksi halde anlatan da dinleyen de iletşime kapalı olacaktır. Yine özlü bir sözde: “Dinlemesini bilen en cahilinden bile bir şeyler öğrenir.” diyerek dinlemenin ne kadar önemli olduğundan bahsetmiştir. Tabi dinlediğimiz konunun özünü de bilmemiz dinlemenin etkisini güçlendirecektir. Konuşmacı anlattığı konuyu beden dilini de kullanarak anlatımını güçlendirmesi gerekir. Zira anlatıcı hareketsiz bir şekilde durmak suretiyle anlatma yoluna gitse dinleyiciye anlatmak isteğini güçlükle anlatır. Yahut dinleyici hiç bir şey anlamayabilir. Bu noktada beden dilinin iyi bir şekilde kullanılması çok önemlidir. Ayrıca beden dilini kullanarak bir şeyler aktarmaya çalışan kişi, konunun aktarılması hususunda rahat olacak  ve anlatmak istediğini net bir şekilde anlatacaktır. Atalarımız “Bin bilsen bir bilene sor” diyerek her insanın bilmediğimiz bi şeyi bilebileceğini ve önemli olanın da bu bilmedikleirmizi karşıdaki kişiden öğrenebilmemiz gerektiğini ve her insandan bir şeyler öğrenebileceğimize vurgu yapmıştır.

        İyi bir iletişimin sağlanmasında amacımız kendimizin ve karşıdakinin gelişmesi olmalıdır. Sorunların çözümünde kendi potansiyelimiz içinde kalmayıp, sorunun bir parçası olan herkesin çözüm önermesine izin vermeliyiz. Bu şekilde iletişimin önemini idrak ederiz.

Hayatta iyi bir iletişim kurmanız temennimle. Sağlıcakla kalın…

64. SayıAraştırma

İZLE KENDİNDEN GEÇ! ~ 2

2 Mins read

        Sevgili Türk e-Dergi okurları, bir önceki (63.) sayıda ilkini yayımlamış olduğum İzle Kendinden Geç başlıklı yazımın ikinci dizisini yayımlamaktan mutluluk duyuyorum. İyi okumalar dilerim.

        Bir mesajı normal olarak göz önüne getirmekten çekinmeyen kişiler neden bu yola baş vuruyor diyebilirsiniz. Normal olarak izlediğiniz bir görüntünün önünü kesebilir ve verilecek mesajı peşinen reddede bilir ya da kabul eder izlersiniz. Fakat 25. Kareleri göremediğimizden kabullenme veya reddetme olanağımız da olmadığından bu yola başvurulmaktadır. Bu yöntemin temel mantığı hedef grupların  tercih seçeneğini yok etmek ve kişileri haberleri olmadan zehirlemek.

        Bu yöntemi tercih edenler insan fıtratını çok iyi bilen kişilerdir. Psikilogların, psikianalistlerin 100 yılı aşkın çalışmaları bulunmakta ve insanla ilgili gözlem ve deneylerle ortaya koydukları bulgulardan yola çıkılalarak “İnsanı nasıl etkileriz?” sorusuna cevap aramaktaydılar. Büyük şirketlerin mallarını pazarlamak için bu yöntemi kullandılar.  Sonuçta sinema da bir tür ekonomik sektör ve her yapımcı kendi iyi ya da kötü niyetini, dini inanç ve ideolojisini bu yolla empoze  etmeye çalışmaktadır.

        Hiç sigara kullanmıyor olduğum halde canım sigara çekiyorsa, kola içmediğim halde kola içesim geliyorsa, kullanmadığım halde Next&Nextstar ve Atiker Sıralı Otogaz Sistemini tavsiye edebiliyor ya da alacaklarım arasında tercih listemin başına koyuyorsam, bilinçaltıma bazı iletiler ulaşmış demektir.  Objektif olarak kendinizi sınayın göreceksiniz ki sizde 25. Karelerin ve diğer subliminal mesajların taarruzuna uğramışsınızdır.

        Knight DUNLAP adında Amerikalı bir pskikoloji profesörü göz bağcılık gösterisi yaparken bilinç gücüyle algılanamayan “hissedilemez gölgeler” kullanarak aynı uzunluktaki 2 çizgiyi seyircilerin farklı ölçüler de algılanmasını sağlamıştı. Uçları iki zıt yöne bakan çizgi ile içe bakan çizginin boyu aynı olmasına rağmen boyları farklı algılanır. Bir algılama resminde birbirine bakan iki yüz varken biz vazo olduğunu algılarız. Algılarımıza aldanırız aslında. Bunu bilen yapımcılar ilk defa subliminal mesajlar içeren reklamları 1950’li yıllarda Ameraika’da yapmaya başladılar. James Vicary adlı reklamcılık uzmanı sinema salonalrında yapmış olduğu deneylerde patlamış mısır ve kola satışlarında artış olduğunu gözlemlediğini iddia etmiştir. Yapılan bu deneyde “patlamış mısır ye” ve “kola iç” sloganları gizlenmiş subliminal mesajlar sayesinde kola satışlarında %18.1, patlamış mısır satışlarında %57.7 arttığı görülmüş.

        Bir insanı ya da bir topluluğu değil tüm insanlığı tehdit etmesine rağmen, henüz bu konuyla ilgili bir kitap çıkmamış, bir eğitim programı yapılmamış, seminerler verilmemiş. Varsa bile duyulmamış, sessiz sedasız yapılmış yapılanlar.

        Subliminal tekniği ne yazık ki çizgi filmlerde, reklam panolarında, şarkılarda, filmlerde bir şekilde kullanılıyor. Masum sandığımız bir çok çizgi filmde çocukların bilinç altına şiddet, cinsellik unsurları içeren içerikler yerleştirilmektedir. Çizgi filmleri aşırı şiddet içeren Caroon Network kanalını kesinlikle önermiyorum. Evin akıllı kedisi gibi görünen Tom’un Jerry’i yakalama mücadelesi esasında şiddet içerikli bir çizgi filmdir. O, çok sevimli gördüğümüz Disney yapımı çizgi filmlerde yıllardır cinsellik teması çocukların bilinçaltına hücum etmektedir. Çocuklarımızın gelecekleri açısından bu tür yayınlar içeren çizgi filmleri çocuklarımızdan uzak tutmalıyız.

Yazımın devamı bir sonraki sayımızda olacak. Sevgilerimle, hoşçakalın.

63. SayıAraştırma

İZLE KENDİNDEN GEÇ! ~ 1

3 Mins read

Adına televizyon denildi ilkin, söyleyemeyenler de vizontele dedi. Türk Dil Kurumu: Vericiden iletilen dalgaların görüntü ve ses olarak görünmesini ve duyulmasını sağlayan aygıt, diye anlamlandırdı. Nerden bilebilirlerdi ki televizyon izleyenlerin kendinden geçeceğini. Bizlere hep televizyonun fiziki zararlarından bahsettiler. Üç metre geriden izlenecek de, karanlıkta izlenmeyecek de vs. gibi… Kimse çıkıpta televizyonda verilen yayınlardaki, programlardaki, filmlerdeki ve sinemalardaki zararlardan bahsetmedi. Bir bakış açısı oluşturur diye değinmek istiyorum. ………

Read more