Etiket arşivi: turkedergi

BİR BAKIŞ İŞTE!..

Yazar ResmiHani bakarsın ya bazen semalara, uzaklara…
Ne kimseler bilebilir gördüklerini, ne gözlerin şekil verebilir onlara.
Ama sen görürsün o uzaklara bakarken zihninde dolaşan düşünceleri, hayalleri…

Baktığın uzak diyarlar gibi hayallerinde uzaktır çoğu zaman sana.
Bazen yaklaştığını hissedersin onlara, bazen de imkansızlaşır aklında yer ettikçe.
Ve o bakış belirler çoğu zaman gideceğin yolu, atacağın her adımı…

Hatta kimi zamanlarda o da çaresiz kalır, kafan karışır.
Bakışına engel olmaya başlar göz kapakların.
Ve kapanır bazen hayallerine giden bütün yollar.

Bir bakış işte…
Kimi zaman şair eder aşığı; ak sayfasına bakarken düşündükleriyle, kimi zaman deli eder insanı aynaya bakarken canlanan korkularıyla.

Yunus LEKESİZ

Hiçbir zaman eskisi gibi olmaz

         

           oc5Mvr.48k.v3

          ‘’Gitmem lazım’’ dedi adama dönüp. Adam son zamanlarda çokça duyduğundan olsa gerek şaşırmadı…

          Kadınların hep gitmek zorunda olduklarını düşündü. Hep gidecek bir yerleri vardı. Sonra gidecek bir yeri olmadığını düşündü. Çok fazla düşündüğünü fark etti, sigara yaktı…

          Yine aynı tren garındaydılar. Tren garları artık ona pek yabancı gelmiyordu. Sanki bir gün gitse buralardan, onu yalnız bu tren garı özleyecekmiş gibi hissediyordu. Çok sonraları yandığını öğrenince, -ayrılıkları hatırlattığı için- , sevinecekti içten içe.

          Sizin de tahmin edeceğiniz gibi kadın yine gidiyor, adam O’na görkemli vedalar düzenlemiyor, ikisi de susuyordu. Bu susma anında adam mutlu günleri hatırlayıp, mutlu olmanın imkansızlığını ve kolay kaybedilir olduğunu düşündü. Hep böyle olurdu, olmuştu. Mutlu olmak için çok fazla faktörün bir araya gelmesi gerekirdi, mutsuz olmak için ise tek bir şey yeterdi…

          Çok soğuk ve çok kısa bir gündü, çok soğuk ve çok uzun bir gece olacaktı. Adam yine ikilemde kalmıştı. Ya gitmesine ses çıkarmayacak ya da itiraz edecekti. Bu tür kararsızlıkları ufak kumar oyunlarıyla çözerdi, yine öyle yapacaktı. Kadına dönüp ‘’zar atmayı deneyelim’’ dedi. ‘’Küçük atarsan kalırsın’’.  Kadına bu teklif adamın son isteğiymiş gibi geldi, acımayla karışık bir duyguyla ama kendine güvenen bir ses tonuyla ‘’kabul’’ dedi kadın.

          Adam cebinden iki zar çıkardı. Kadına zarlardan birini verdi. Kadın avucunun içinde bir iki salladı ve fırlattı. Zarın gökyüzüne bakan yüzünde beş nokta vardı. Bu, adamın şansını iyice azaltmıştı. Adam, gülüyordu; ki böyle olmaması gerekirdi…

          Zar sırası adamdaydı. Adam zarı fırlattı. Zar bulundukları noktadan daha uzağa gitti. Kadın yerinden kalktı, zarın arkasından koştu, telaşlı bir ses tonuyla ‘’üç geldi yine kaybettin’’ dedi.

          Adam ‘’yine’’ dedi, her yüzeyinde altı nokta bulunan hileli zarı yerden aldı, cebine koydu, ‘’belki de gerçekten gitmesi gerekiyordur’’ diye düşündü. Gitti…

 


Kimler kimler yok ki?

 

Bu albümde kimler kimler yok ki? Burak Kut’tan tutun, Serdar Ortaç’a, Demet Akalın’dan tutun, Işın Karaca’ya hatta ve hatta Ege Çubukçu’ya… Bir çok sanatçının albümünde yaptığı düzenlemelerle adından söz ettirmiş bir isim olan Erdem Kınay, çıkardığı “Proje” adlı albümü ile son bir aydır her yerde söz konusu oluyor. Bu albümde Türk pop müziğinin önemli isimleri yer alıken, elektronik ve dans müziğin ritmi dinleyenlere eğlenceli dakikalar yaşatıyor.

On üç farklı parçadan oluşan albümde İngilizce parçalara da yer verilmiş. Video klibi de ekranlarda dönen ve Demet Akalın’ın seslendirdiği “Rota” adlı şarkıyla çıkış yapan albümü bu yaz sıkça dinleyeceğiz gibi görünüyor.

Kaktüs Çiçeği!

Geçtiğimiz yazın en çok dinlenilen parçalarından olan “Tuttu Fırlattı” ile dinleyicilerini kendine biraz daha bağlayan Gökçe, yeni albümü “Kaktüs Çiçeği” ile sevenleri ile buluştu. “Tuttu Fırlattı” adlı parçasının yanında, yine aynı şarkının remixi ve 8 ayrı şarkıdan oluşan albüm toplamda 10 parçadan oluşuyor. “Böğürtlenli Reçel” ve “Beş Kuruş Yok” adlı albümlerinde olduğu gibi, bu albümdeki bir çok şarkının da söz ve müziği yine Gökçe’ye ait. Hatta Kaktüs Çiçeği’nin çıkış parçası olan “Ne Yapardım”ın videosu şimdiden müzik kanallarında dönmeye başladı bile! Keyifli dinlemeler!

MERHABA…

Merhabalar, Türk e-derginin 64.sayısıyla sizlerle yeniden buluşmamızın mutluluğunu yaşıyoruz. Bu sayı da ayrı bir heyecan daha taşıyorum her zamankinden biraz farklı olarak. Türk e-derginin editörü olarak yazdığım ilk sayımız. Kelimeler hangi yerlere konacağını bilemiyor, sözler havada asılı, sözlerin hepsi sizlere tutsak..

 

    Değerli ağabeyim Mehmet Egemen Özkan’ın üniversitede yıllarında kurduğu bu dergiye , üniversite birinci sınıftaki bir öğrenciyi editör koltuğuna getirmesi bazılarının kafalarında soru işaretleri , bazılarımızda neden soruları bırakmış olabilir. Biz bir aileyiz . Ayaklarımızın altına bir uçan halı serilmiş ve bana “dümene geç” denildi. Şimdi bu köklü dergiyi ileri götürebilmek, sizleri memnun edebilmek için ayaklarım titreyerek geçiyorum dümene…

   

    Türkçe’nin gücüyle, haykırmaya devam ediyoruz bir düşünceyken kalbimize yağan her şeyi…

 

   

Sözü şerbet bilip, Türkçe yazanlar

Merhaba diyorum, özden merhaba!…

Bükülmez kalemler edip ozanlar

Ocaktan ataştan közden merhaba!…

 

     Aramızdaki yeni arkadaşlarımıza ” hoşgeldiniz ” derken , siz eskimeyen dostlarım gönülden bir merhaba deyip Nihal Mirdoğan’ın bu dizeleriyle şimdilik veda ediyorum…

 

ALİ OKTAY ÖZBAYRAK


TÜRK E-DERGİ EDİTÖRÜ


    

AH… ŞU CAM PİPETLİ BALIKLAR

Mavişin bir kediyim;
Bağdaş kurmuşum,
Kutbun en yalçın buzdağının…
En yüksek platosuna.

Çok seneler öncesinden bellediğim
Bir tek oyunu oynar dururum;
Bir solumda…
Bir dişlerimin arasında,
Bir sağımda…
Bir dişlerimin arasında kuyruğum.

Görür gibi olmuşluğum var güneşi
Ama ağladığı zamanları iyi bilirim
Anlarım burun çekişlerinden
Güneş şakır şakır buz ağlar.
Mavişin bir kediyim kutupta…
Yeşil bıyıklarımdan ter damlar.

Keyiflenirim;
Kardaki zikzaklı kızak izlerini…
Kuşbakışıyla gördüğümde.
Bilirim;
Menzilimin yakınından geçen…
Kutup köpekleri tedirgindi yine
Böbürlenir, kasılırım…
Ki o ne kasılmalar…
O ne kasılmalar…
Bıyık altında tutamam gülüşümü,
Bıyığımın üstünde kahkahalar…

Huzurluyum…
Huzurlu olmasına da
Şu cam pipetli balıklar var ya;
Ta… Ötelerin ötesindeki o çölde…
Kımıl kımıl oynayan,
Rengârenk cam pipetleriyle…
Çöl kumu soluyan
Durup da kulak kesilirler ya bazı…
O gamsız balıklar.
Diken diken olur mavi tüylerim,
Sarı yüreğim hop hop, hoplar.

Mavişin bir kediyim;
Kuyruğumun ucunda zamanlar.
Huzurluyum…
Huzurlu olmasına da
Ah… Şu cam pipetli balıklar!
Sadi Atay

Nostaljik Şarkılara Pınar Aylin Yorumu

Geçtiğimiz günlerde yeni bir albüm çıkartarak sevenleriyle buluşan Pınar Aylin, 70’lerin en beğenilen şarkılarını kendine has tarzıyla yorumluyor. 12 parçadan oluşan albümün “Palavra” adlı parçasına hoş bir klip çekilmiş bile. Berlin Flarmoni Orkestrası mensubu müzisyenlerin de katılımıyla oldukça renkli bir müzikal alt yapı kazanan albümün tüm şarkıları dinlenilmeye değer.

İLETİŞİMİN İLETİŞİMDEKİ ÖNEMİ

        Sağlıklı bir iletişimdeki başlıca sıkıntı konuşanların birbirlerini anlamamaları ve anlatmaya çalışmaları için sarf ettikleri çabadan dolayı vericilerin açık alıcıların kapalı olmalarından kaynaklanır. Bu durumu sağırlar iletişimi olarak da adlandırabiliriz.

        Hz. Mevlana’nın bu konuyla ilgili olarak: “Ne kadar bilirsen bil, nasıl anlatırsan anlat, anlattıkların karşındakinin anlayabileceği kadardır.” sözü konuya açıklık getirmektedir. Mevlana bu sözüyle bir şey anlatırken karşıdakinin algılama kapasitesini, bilgi dağarcığını da göz ardı etmememiz gerektiğini anlatıyor. Aksi halde anlatan da dinleyen de iletşime kapalı olacaktır. Yine özlü bir sözde: “Dinlemesini bilen en cahilinden bile bir şeyler öğrenir.” diyerek dinlemenin ne kadar önemli olduğundan bahsetmiştir. Tabi dinlediğimiz konunun özünü de bilmemiz dinlemenin etkisini güçlendirecektir. Konuşmacı anlattığı konuyu beden dilini de kullanarak anlatımını güçlendirmesi gerekir. Zira anlatıcı hareketsiz bir şekilde durmak suretiyle anlatma yoluna gitse dinleyiciye anlatmak isteğini güçlükle anlatır. Yahut dinleyici hiç bir şey anlamayabilir. Bu noktada beden dilinin iyi bir şekilde kullanılması çok önemlidir. Ayrıca beden dilini kullanarak bir şeyler aktarmaya çalışan kişi, konunun aktarılması hususunda rahat olacak  ve anlatmak istediğini net bir şekilde anlatacaktır. Atalarımız “Bin bilsen bir bilene sor” diyerek her insanın bilmediğimiz bi şeyi bilebileceğini ve önemli olanın da bu bilmedikleirmizi karşıdaki kişiden öğrenebilmemiz gerektiğini ve her insandan bir şeyler öğrenebileceğimize vurgu yapmıştır.

        İyi bir iletişimin sağlanmasında amacımız kendimizin ve karşıdakinin gelişmesi olmalıdır. Sorunların çözümünde kendi potansiyelimiz içinde kalmayıp, sorunun bir parçası olan herkesin çözüm önermesine izin vermeliyiz. Bu şekilde iletişimin önemini idrak ederiz.

Hayatta iyi bir iletişim kurmanız temennimle. Sağlıcakla kalın…

İZLE KENDİNDEN GEÇ! ~ 2

        Sevgili Türk e-Dergi okurları, bir önceki (63.) sayıda ilkini yayımlamış olduğum İzle Kendinden Geç başlıklı yazımın ikinci dizisini yayımlamaktan mutluluk duyuyorum. İyi okumalar dilerim.

        Bir mesajı normal olarak göz önüne getirmekten çekinmeyen kişiler neden bu yola baş vuruyor diyebilirsiniz. Normal olarak izlediğiniz bir görüntünün önünü kesebilir ve verilecek mesajı peşinen reddede bilir ya da kabul eder izlersiniz. Fakat 25. Kareleri göremediğimizden kabullenme veya reddetme olanağımız da olmadığından bu yola başvurulmaktadır. Bu yöntemin temel mantığı hedef grupların  tercih seçeneğini yok etmek ve kişileri haberleri olmadan zehirlemek.

        Bu yöntemi tercih edenler insan fıtratını çok iyi bilen kişilerdir. Psikilogların, psikianalistlerin 100 yılı aşkın çalışmaları bulunmakta ve insanla ilgili gözlem ve deneylerle ortaya koydukları bulgulardan yola çıkılalarak “İnsanı nasıl etkileriz?” sorusuna cevap aramaktaydılar. Büyük şirketlerin mallarını pazarlamak için bu yöntemi kullandılar.  Sonuçta sinema da bir tür ekonomik sektör ve her yapımcı kendi iyi ya da kötü niyetini, dini inanç ve ideolojisini bu yolla empoze  etmeye çalışmaktadır.

        Hiç sigara kullanmıyor olduğum halde canım sigara çekiyorsa, kola içmediğim halde kola içesim geliyorsa, kullanmadığım halde Next&Nextstar ve Atiker Sıralı Otogaz Sistemini tavsiye edebiliyor ya da alacaklarım arasında tercih listemin başına koyuyorsam, bilinçaltıma bazı iletiler ulaşmış demektir.  Objektif olarak kendinizi sınayın göreceksiniz ki sizde 25. Karelerin ve diğer subliminal mesajların taarruzuna uğramışsınızdır.

        Knight DUNLAP adında Amerikalı bir pskikoloji profesörü göz bağcılık gösterisi yaparken bilinç gücüyle algılanamayan “hissedilemez gölgeler” kullanarak aynı uzunluktaki 2 çizgiyi seyircilerin farklı ölçüler de algılanmasını sağlamıştı. Uçları iki zıt yöne bakan çizgi ile içe bakan çizginin boyu aynı olmasına rağmen boyları farklı algılanır. Bir algılama resminde birbirine bakan iki yüz varken biz vazo olduğunu algılarız. Algılarımıza aldanırız aslında. Bunu bilen yapımcılar ilk defa subliminal mesajlar içeren reklamları 1950’li yıllarda Ameraika’da yapmaya başladılar. James Vicary adlı reklamcılık uzmanı sinema salonalrında yapmış olduğu deneylerde patlamış mısır ve kola satışlarında artış olduğunu gözlemlediğini iddia etmiştir. Yapılan bu deneyde “patlamış mısır ye” ve “kola iç” sloganları gizlenmiş subliminal mesajlar sayesinde kola satışlarında %18.1, patlamış mısır satışlarında %57.7 arttığı görülmüş.

        Bir insanı ya da bir topluluğu değil tüm insanlığı tehdit etmesine rağmen, henüz bu konuyla ilgili bir kitap çıkmamış, bir eğitim programı yapılmamış, seminerler verilmemiş. Varsa bile duyulmamış, sessiz sedasız yapılmış yapılanlar.

        Subliminal tekniği ne yazık ki çizgi filmlerde, reklam panolarında, şarkılarda, filmlerde bir şekilde kullanılıyor. Masum sandığımız bir çok çizgi filmde çocukların bilinç altına şiddet, cinsellik unsurları içeren içerikler yerleştirilmektedir. Çizgi filmleri aşırı şiddet içeren Caroon Network kanalını kesinlikle önermiyorum. Evin akıllı kedisi gibi görünen Tom’un Jerry’i yakalama mücadelesi esasında şiddet içerikli bir çizgi filmdir. O, çok sevimli gördüğümüz Disney yapımı çizgi filmlerde yıllardır cinsellik teması çocukların bilinçaltına hücum etmektedir. Çocuklarımızın gelecekleri açısından bu tür yayınlar içeren çizgi filmleri çocuklarımızdan uzak tutmalıyız.

Yazımın devamı bir sonraki sayımızda olacak. Sevgilerimle, hoşçakalın.

İZLE KENDİNDEN GEÇ! ~ 1

               Adına televizyon denildi ilkin, söyleyemeyenler de vizontele dedi. Türk Dil Kurumu: Vericiden iletilen dalgaların görüntü ve ses olarak görünmesini ve duyulmasını sağlayan aygıt, diye anlamlandırdı. Nerden bilebilirlerdi ki televizyon izleyenlerin kendinden geçeceğini. Bizlere hep televizyonun fiziki zararlarından bahsettiler. Üç metre geriden izlenecek de, karanlıkta izlenmeyecek de vs. gibi… Kimse çıkıpta televizyonda verilen yayınlardaki, programlardaki, filmlerdeki ve sinemalardaki zararlardan bahsetmedi. Bir bakış açısı oluşturur diye değinmek istiyorum.

                Televizyonun zihnimize yaptığı tahribat fiziksel zararlarından kat kat daha fazladır. Bu tahribatı ve tedavi şeklini, Alman Beyin Antrenman Kurumu Başkanı Prof. Bern Fischer: İki saat televizyon seyretmek suretiyle beynin uyarımdan yoksun bırakılmasının beyinde oluşturduğu tembelliği gidermek için bir hafta zihin eğzersizi yapmak gerekir, şeklinde dile getiriyor. Bir de günde 2 saat televizyon izlemenin bizden neleri çaldığını hesaplayalım. Bir kişi günde 2 saat televizyon izlerse, yılda 730 saat eder. Bu da 12 aydan 1 ayını gece gündüz televizyon izlemekle geçirmiş olacak. Zaman benim için değerlidir, boşa harcamak istemem. Geri getiremediğimiz şeylerin kıymetini bilmeliyiz. Zamanda su gibi akıp giderken geri getirmemiz mümkün değil. Bu yüzden zamanımızı televizyon başında harcamamalıyız. Günde 2 saat kitap okuyan bir kişi inanılmaz bilgi birikimine sahip olacaktır. 2 saat ibadet eden kişi Allah’a daha da yakın olacak. Ailenize ayıracağınız 2 saat aile içi muhabbetinizi arttıracak. İşinize ayırdığınız 2 saat cebinize yarayacaktır. Ve neler neler. Örnekleri arttırmak mümkün.

                Televizyonun zihne yaptığı bir diğer etki subliminal etkidir. Peki nedir bu subliminal? Bilinçaltını etkilemeyi hedefleyen mesajlardır. Genel olarak bilinçaltına yönelik gizli mesajlar olarak ifade edilir. Kişinin bilinçaltına mesaj göndermenin bir çok yolu var. Bunlardan en çok kllanılanları; dijital ses dosyalarına gizlenen işitsel yollar. Gözle algılanamayacak kadar kısa süreyle ve sık patlayan flaşlar şeklinde sinema ya da televizyon görüntüsü yoluyla bilinçaltına iletilen 25. kareler, reklam afişleri, logoları ve saklanmış şekil, kelime ve reklamlardır. Bu yöntem, bir ürünün reklamını yapmaktan, bir inancın ya da görüşün propagandasını yapmaya kadar varan geniş bir yelpazede kullanılmaktadır. Tabi bilinçli algılananlar değil bilinçaltı seviyesinde algılanan söz, resim, görüntü ve şekillerden oluşur. İnsan kulağı sadece belli bir frekans aralıklarındaki sesleri duyabilir. Üzerinde oynanabilirliği,işlenilmesi ve yayılmasındaki kolaylık sebebiyle mp3  dosyaları subliminal mesajlar için biçilmiş kaftandır. Yine insan beyninin algısı ise, bundan daha düşük ya da daha yüksek frekansları algılayabilecek kapasitededir. Yani kulağımız belli desibel aralığındaki sesleri duyabilirken beynimiz bu aralığın çok ötesindeki sesleri algılar. Şöyle ki 8-12 hertz dalga boyundaki subliminal mesaj içeren bir mp3’ü kulağımızla dinleriz, ancak içindeki gizli mesajı beynimiz dinler. Bu gizli mesajları frekans aralığına göre analiz eden yazılımlar da mevcuttur.

                Kişinin bilinç altına subliminal mesaj göndermenin bir diğer yolu da 25. kare tekniğidir. Kısaca tanımı ve tarihçesini yaparsak; gördüğümüz bir anlık görüntü, 655 satır ve çerçeve denilen 24 küçük kareden oluşur. Sinema bandında saat, dakika, saniye olarak bir diziliş vardır.  Saniyeden sonra kareler gelir ve bir saniye 24 karedir.  Her 24 kare ise bir ekran büyüklüğündeki kareyi oluşturur. Her 327.5 satırda bir de “control track” denilen aralıklar vardır. İşte bu görüntüler kesilip aralarına başka görüntüler atılarak 25. Kare oluşturulur. Bir saniyelik görüntü 1/24 bölünecekken 1/25’e bölünmüş olur. Bu 25. kare genelde görülmez ama bilinçaltımız tarafından algılanır. İşte 25. karenin temel esprisi bilinçaltına mesaj yollamak olduğu için, dünya sinema sektöründe bu tekniği kullanmayan yok gibidir. Siz koltuğunuzda oturup dizi, film veya belgesel izlerken bilinç altımız 25. karelerin saldırısına maruz kalıyor. Gözün görmediği fakat saniyenin üç binde biri kadar bir zaman aralığında görüntü bilinçaltına ulaşırken, o reklamı, diziyi, filmi hazırlayan yapımcı kendi hedefine, niyetine ve ideolojisine göre vermek istediği mesajı 25. karelerle bilinçaltımıza göndermiş oluyor.

*** İzle Kendinden Geç! adlı yazımın ilk dizisini yayımlamaktan mutluluk duyuyorum. Yazımda televizyonun, filmlerin verebileceği bilinçaltı zararlarından Psk. Dan. İdris BİLEN’in de notlarından istifade ederek bahsetmeye çalıştım. Bir sonraki sayıda yazımın devamında buluşmak üzere hoşça kalın.

SIMSICAK BİR KIŞ!

Kış soğukları kapımıza kadar dayanmış durumda, kat kat giyiniyor, kapalı mekanlardan mümkün olduğunca dışarı adım atmamaya çalışıyoruz. Buna rağmen müzik her zaman içimizi ısıtmaya devam ediyor. Tam da böyle bir albüm olan “En Estambul” ile Latin müziğinin ritmik ve kıpır kıpır dünyası insanı dans etmeye zorluyor. Ayhan Sicimoğlu’na ait albümde, sanatçıya Burcu Güneş, Sibel Tüzün, Serdar Ortaç, Esin İris, kızı Ayşe Sicimoğlu ve Banu Kunt gibi isimler eşlik ediyor. Balık Ayhan, Hüsnü Şenlendirici ve Rodrigo Rodriguez gibi isimlerin de enstrümanlarıyla coşku kattıkları şarkılar, albümün bütününü güzel kılmaya yetiyor. Albümün öne çıkan parçaları ise Burcu Güneş’in seslendirdiği “Mutlu Bütün Şarkılar”, Sibel Tüzün ve Hüsnü Şenlendirici’in yer aldığı “Bırakma Beni” ve Ayşe Sicimoğlu’nun klasik tarzı ve güzel sesiyle yorumladığı “Padre E Hija” olarak karşımıza çıkmakta. Albümü müzik marketlerde bulabilir ve internet üzerinden satın alabilirsiniz.