TÜRKİYE’DE 3G’NİN İLK 3 AYI

Türkiye 3G ile tanışana kadar

Birçok kişi 1G diye bir şeyi duymadan, 2G nedir bilmeden 3G’li hayata girmiş durumda. Dünya üzerinde taşınabilir iletişim kanalları artarken, diğer bir değişle mobil teknolojide gelişmeler dur durak  bilmezken herkesin dilinde olan 3G, International Telecommunication Union (ITU) tarafından 1999 yılında yeni bir GSM standardı olarak lanse edildi. 3G’yi aboneleriyle ilk buluşturan dünyanın önde gelen GSM şirketlerinden Japon NTT DoCoMo oldu (2001).

Japon NTT DoCoMo’yu sırasıyla Norveç Terenor (Aralık 2001), Güney Kore SK Telecom (Ocak 2002) ve KTF (Mayıs 2002), ABD Monet Mobile Networks ve Veriozon (Ekim 2003), Avustralya m.NET (Şubat 2002) ve Hutchison Telecommunications ( Mart 2003) ve Güney Afrikalı Vodacom (Kasım 2004) takip etti.

29 Temmuz 2009 tarihinde Türkiye, aklınıza bile gelmeyecek Kenya, Etiyopya, Uganda, Moğolistan, Nepal, Tayland, Peru, Irak gibi ülkelerden sonra dünyada 121. sırada 3G ile tanışan ülke oldu.

Türkiye, operatörlerin altyapısı büyük ölçüde hazır olmasına rağmen uzun süre ertelenen 3G ihalesini 28 Kasım 2008 tarihinde gerçekleştirebildi. Bant genişliğine göre A, B, C ve D lisans tiplerine ayrılmış olan ihale büyük bir çekişme olmadan sonuçlandı. A tipi lisansa Turkcell, B tipi lisansa Vodafone ve C tipi lisansa Avea sahip oldu. Turkcell’den KDV dahil 858 milyon TL, Vodafone’dan 600 milyon TL, Avea’dan da 512 milyon TL olmak üzere toplam 1 milyar 970 milyon TL gelir elde edilmesine rağmen birçok kesim tarafından devletin gerektiği kadar gelir elde edemediği fikri, Avrupa’da lisansların 108.2 milyar euro bedel ödenerek 62 operatör tarafından satın alınmasıyla karşılaştırıldığında haklı çıkıyor.

Lisans tiplerinde önemli farklılıklar var mı ?

Ulaştırma Bakanlığı Telekomünikasyon Kurulunun ihaleyi  frekans boyutlarına göre  A tipi lisans için 45 Mhz, B tipi lisans için 35 Mhz, C tipi lisans için 30 Mhz, D tipi lisans için 25 Mhz olarak belirlemişti. D tipi lisans dışında tüm frekans aralıklarına talip çıktı.

Lisans tiplerinin arasında fazla bir fark olmamakla birlikte dünya üzerinde olduğu gibi Türkiye’de de yüksek frekans aralığına talip olmanın asıl nedeni prestijidir. Fazla bir fark yok denmesinin nedeni ihtiyaca göre değerlendirme yapılmasından dolayıdır.  Frekans boyutu mevcut kapasitenin ne kadar aboneye hizmet edebileceği, ne kadar hıza ulaşılabileceği, çekim gücünün kuvvetli olup olmaması, sesteki ve tabii görüntüdeki kalite ve akışın devamlılık beklentilerine göre değişmesidir.

3G’nin ataları

2G

Nesil (2G) yeni bir GSM standardı olarak Radiolinja tarafından Finlandiya’da 1991 yılında (şimdi Elisa Oyj satın aldı) piyasaya sunuldu. 2G’nin kendisinden önceki teknolojilere göre 3 temel farkllığı vardı:

1.      Analog olarak yapılan telefon görüşmeleri dijitalleştirildi.

2.      Mobil telefon çekim gücü seviyesi (penetration level) daha da genişletildi.

3.      Kısa mesaj servisi (SMS) devreye girdi.

2G’den 2.5G’ye

3G evriminde ilk büyük adım, Genel Paket Radyo Servisi (GPRS) getirilmesi ile oluştu. Böylece hücresel hizmetler GPRS ile birlikte “2.5G” oldu.

GPRS’in 56kbit/s ile 114kbit/s arasında veri alışverişi yapabiliyor olması çoğumuzun yakından bildiği ve kullandığı Kablosuz Uygulama Protokolü (WAP), daha çok görüntülü mesaj olarak anılan Multimedya Mesaj Servisi (MMS), cepten internet kullanımı ve e-posta alımını sağladı.

2.5G’den 2.75G’e

2.5G’den 2.75G’ye geçiş ise GPRS teknolojisinin geliştirilerek (farklı bir ağ genişliği ve kodlama mantığı kullanılması) EDGE (Enhanced Data rates for GSM Evolution) ile daha yüksek veri akışının sağlanmasıyla olmuştur.

 “Zeki Müren de bizi görecek mi ?”

Vizontele filminde Cem Yılmaz’ın ağzından çıkan “Zeki Müren de bizi görecek mi?” repliğine 29 Temmuz’dan itibaren verilecek cevap “Rahmetli olmasaydı görecekti.” olacaktır.  Bugün artık 3G ile videolu görüşme yapabilirken aynı zamanda telefonumuzdan televizyon seyredebiliyorsak bu operatörlerimizin 7.2 Mbit/s hızına kadar olanak sağlamasından dolayıdır.

Evimizdeki ADSL hizmeti 7.2 Mbit/s’e çıkamazken cep telefonlarımızı ya da bağlantı kartlarımızı modem olarak kullanarak dağda, bayırda, denizde rahatlıkla internete bağlanma şansını veren 3G hayatımızdaki bütün sınırları yavaş yavaş kaldıracaktır.

3G Ekonomiyi büyütür mü ?

3G özellikle mobil cihaz pazarına büyük bir katkı sağlayacak, 3G destekleyen yeni mobil cihazların eskilerinin yerini alması ekonomik cihaz olarak adlandırılan pazara darbe vursa da yine de ekonomiye büyük destek dağlayacaktır.

3G’nin en büyük avantajı mobil yazılım üreten şirketler için olacaktır. GSM operatörlerinin iş ortağı olan yazılım firmaları, GSM operatörlerinin hizmet verdiği sağlıktan eğitime, ulaşımdan adalet sistemine, güvenlikten modaya mobil yazılımlar ve servisler üreteceklerdir.

Operatörlerin katma değerler servisleri de operatörlere para kazandırmak için yeni servisler ve hizmetler çıkarması da diğer bir ekonomik boyuttur. Her servis ve hizmetin istihdam yaratacağı üzerinde birçok kişi hemfikirdir.

Ama önemli kazanç vergilerden elde edilecektir şüphesiz. Turkcell Genel Müdürü Süreyya Ciliv’in de demeçlerinde altını çizdiği gibi mobil iletişimin %50’den fazlası dolaylı ya da doğrudan vergi olduğu için en büyük kazanç devletin olacaktır.

Türk Telekomünikasyon kurumunun açıkladığı Haziran 2009 istatistiklerine göre Türkiye’de 17,071,269 sabit aboneye karşın 63,614,157 GSM abonesi olması Türkiye’de GSM’e yönelik ilginin 3G servislerinin Türkiye’deki geleceği için umut vermekte ve ekonomiye katkısının düşünülenden daha fazla olacağı yönünde görüşlerin artmasını sağlayacağı düşüncesini desteklemektedir.

3G’nin ilk 3 ayını doldurmandan 6 milyonu aşkın kullanıcıya ulaşması operatörleri de şaşırtmış, Turkcell Genel Müdürü Süreyya Ciliv 3G’nin en büyük nimeti olan görüntülü konuşma bakımından ilk 5 ilin Diyarbakır, Elazığ, İstanbul, Malatya, Trabzon olarak sıralandığını, toplam 5 milyon dakika görüntülü konuşma yapıldığını söylemesi şaşkınlığınızı bir derece daha fazla artırabilir.

4G diye bir şey olacak mı ?

Dünya üzerinde çeşitli adlarla teknolojisi geliştirilmeye çalışılan 3G sonrası GSM teknolojisinin dünyada ticari bir uygulaması yok ancak kısa sürede öncü ülkeler bu teknolojiyi  kullanmaya başlayabilirler.

Bir Cevap Yazın