60. SayıGündem Takibi

TÜRKİYE’NİN SEÇİMİ VE SAİR MESELELER

5 Mins read

Böyle basmakalıp başlıklardan hiç hazzetmem ama geçtiğimiz ayın en hararetli gündem maddesi olan 12 Haziran 2011 seçimleri o denli sıradışı oldu ki durumu dengelemek için bu klişeye sığındım. Geçen sayıda bu köşemizde seçim hazırlıklarının diğer olayların gölgesinde kaldığını yazmıştık. Bunun bir sebebi uluslararası alanda yaşanan gelişmelerin çarpıcılığıydı, diğer sebebi de seçim kampanyalarının son birkaç yıldır alışkın olduğumuzun aksine laiklik tartışmalarından uzak düşmesiydi. Anamuhalefet partisi CHP’nin AKP’yi laiklik karşıtı olmakla itham etmekten vazgeçip sosyo-ekonomik politikaları nedeniyle eleştirmeye başlaması, iktidar partisi AKP’nin sürekli olarak BDP destekli Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nu taşlaması, MHP’nin de AKP’yi –belki AKP’nin giderek daha sert milliyetçi bir söylem benimsemesi dolayısıyla- sosyo-ekonomik politikaları üzerinden eleştirmesi seçimlere önceki yıllardan çok farklı bir havada girilmesine neden oldu.

Seçim öncesi dönemin en çarpıcı gelişmesi hiç şüphesiz MHP’nin boğuşmak zorunda kaldığı kaset skandallarıydı. Her şey farkliulkuculuk.com alan adıyla yayın yapan bir internet sitesinde MHP Genel Başkan Yardımcıları Recai Yıldırım ve Metin Çobanoğlu’na ait olduğu iddia edilen görüntülerin yayınlanmasıyla başladı. Söz konusu sitede daha sonra yine bu iki kişiye ait yeni görüntülere yer verildi. Recai Yıldırım ve Metin Çobanoğlu’nun partideki görevlerinden ve milletvekili adaylıklarından istifa etmeleri suların durulması için yeterli olmadı. Recai Yıldırım ve Metin Çobanoğlu’dan sonra Genel Başkan Yardımcısı Bülent Didinmez ve İstanbul İl Başkanı İhsan Barutçu’ya ait görüntüler de sitede yer buldu. Bu iki isim de Devlet Bahçeli’nin isteği üzerine istifa ettikten sonra sitede Genel Başkan Yardımcıları Mehmet Ekici, Osman Çakır, Ümit Şafak ve Deniz Bölükbaşı, Genel Sekreter Cihan Paçacı ve Başkanlık Divanı Üyesi Mehmet Taytak’ın istifa etmeleri istendi ve aksi halde bu isimlere ait görüntülerin de yayınlanacağı bildirildi. Bu tehdit karşısında bir süre direnen MHP cephesi Mehmet Ekici’ye ait görüntülerin yayınlanmasının ardından peşpeşe gelen istifalarla sarsıldı ve sonuçta yönetici kadrosundan yedi genel başkan yardımcısı, genel sekreter, bir divan kurulu üyesi ve bir il başkanı olmak üzere toplam on kişinin görevlerinden ve milletvekili adaylıklarından çekildi.

12 Haziran 2011 akşamı ortaya çıkan seçim sonuçları çarpıcıydı. AKP %49,83 oyla tek başına iktidara gelecek milletvekilini üçüncü kez üst üste çıkarmış oldu. Çok partili parlementer demokrasilerde bir partinin üç dönem üst üste iktidarda bulunması dahi az görülen bir şeyken AKP’nin bunu her defasında oylarını arttırarak gerçekleştirmesi neredeyse herkesçe büyük bir başarı olarak addedildi. Seçimin ikinci kazananı olarak gösterilense BDP destekli Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloku oldu. Bağımsız adaylarla seçime giren blok 36 milletvekili çıkarırken hem beklenen adayların hepsinin seçilmesi hem de seçim barajının anlamsız hale geldiğinin iyice belirginleşmesi dolayısıyla Blok seçimin diğer kazananı olarak görüldü. Seçimlerden önce ortaya çıkan kaset skandallarıyla bir hayli sarsılan ve AKP’nin gittekçe artan dozda milliyetçi propaganda yapmasıyla barajın üstünde kalıp kalmayacağı merak edilen MHP %13,01 oyla barajı geçti ve mecliste bu dönem de yer aldı. Geçen dönemin anamuhalefet partisi CHP ise %25,98 oyla bu dönem de meclisin en kalabalık ikinci partisi oldu. Ne var ki CHP için işler seçimden sonra bir hayli karışık oldu. CHP içinden birkaç milletvekilinin de dahil olduğu bir grup partinin seçimlerde başarısız olduğunu ifade ederek parti yönetiminin değişmesi gerektiğini ifade etti. 12 Eylül darbesiyle kapatıldıktan sonra tekrar kurulmasından beri en yüksek oy aldığı seçimlerin ardından başarısız olunduğuna dair parti içinden sesler yükselmesi birileri tarafından eski yönetimin tekrar iş başına gelme isteği olarak yorumlanırken kimileri tarafından da CHP’nin –en azından bu seçimlerde- iki yüzü olan sosyal demokratlarla Kemalist’lerin çatışması olarak yorumlandı. 12 Haziran 2011 seçimlerinin en çarpıcı yanlarından biri de oyların meclisteki temsil oranının %95 olmasıydı ki 3 Kasım 2002 seçimleri sonrasında bu oranın %55 olduğu düşünüldüğünde bunun ne denli dikkat çekici olduğu anlaşılacaktır. Seçimlere katılım oranının %87 olduğu da göz önüne alındığında bu durumun bir istikrar göstergesi mi yoksa kutuplaşmanın resmi mi olduğu tartışılır hale geliyor ve –kanaatimce- geriye üçüncü bir seçenek bırakmıyor.

Seçim sonrasında yaşanan gelişmeler de bir hayli tartışma konusu oldu. Öncelikle Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku tarafından desteklenen ve Diyarbakır’dan bağımsız milletvekili olan Hatip Dicle’nin seçimlerden önce hakkında kesinleşmiş hapis cezası bulunması sebebiyle YSK tarafından milletvekilliği düşürüldü ve yerine AKP’nin milletvekili adayı Oya Eronat’ın milletvekilliği onandı. Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvurudan sonuç alınamayınca milletvekilliğinin düşürülmesi kesinleşti. Bir yandan bunun yargıya ait bir karar olduğu söylenirken diğer yandan YSK’nın böyle bir karar almaya yetkisinin olmadığı ve kararın siyasi olduğu söylendi. Hatip Dicle ile ilgili bu gelişmeler nedeniyle Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nda seçimlere giren bağımsız milletvekilleri yemin etmeme kararı aldı. Yemin etmeme kararı sadece bağımsız milletvekilleriyle sınırlı kalmadı. CHP milletvekilleri Mehmet Haberal ve Mustafa Balbay ile MHP milletvekili Engin Alan Ergenekon davası dolayısıyla tutuklu oldukları için serbest bırakılıp bırakılmayacağı tartışma konusuydu. Tutuklama kararının kaldırılmaması üzerine CHP ve MHP milletvekillerinin yemin edip etmeyeceği de tartışılır oldu. Yemin töreni sırasında MHP milletvekilleri meclis salonunda bulunurken CHP milletvekilleri yemin törenine katılmadılar.

Kuzey Afrika’da başlayan ve Orta Doğu’ya sıçrayan otoriter rejimlere isyan ateşinin duraklarından bahsetmiştik geçen sayımızda. Suriye’de muhaliflerle hükümet güçleri arasındaki çatışmaların giderek şiddetlenmesi ve sivillerin zarar görmeye başlaması üzerine Türkiye de dahil olmak üzere pek çok ülkeden Baas Partisi lideri ve Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’a isyanın sona ermesi için gerekli siyasi ve hukuki iyileştirmelerin yapılması hususunda tavsiyelerde bulunuldu. Esad’ın reform çağrılarına kulak asmaması ve isyanı şiddet yoluyla bastırmaya çalışması üzerine oluşan terör ortamından kaçmaya çalışan pek çok Suriyeli çevre ülkelere, en yoğun olarak da Türkiye’ye iltica etmeye başladılar. Şu an için Hatay’da sınıra yakın bir mülteci kampında konaklamakta olanların akibetinin ne olacağı ise belirsizliğini korurken ünlü aktris Angelina Jolie’nin kampı ziyaretiyle tüm dünyada varlığından haberdar olunan mülteci kampındakiler resmi ve özel yardım kuruluşlarının yardımıyla yaşama tutunuyor.

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: