TÜRKİYE’YE DAİR ÜTOPYAM

Cumhuriyet tarihinden beri Türkiye’de siyaset, güç odaklı olarak yapılıyor. CHP 1950 yılına kadar ülkeyi tek başına yönetmiş olmasından dolayı, rejimi istediği gibi şekillendirmiş ve devlet yönetiminin sadece elit kesimlerin üstlenmesi gerektiğini göstermiştir.

1950 seçimlerinde iktidara gelen Demokrat Parti, CHP’nin katı siyasi tutumuna binaen kendi kadrolarını kurma girişimleri sonucunda, “devletçi” zihniyete matuf ordumuzun 27 Mayıs 1960 askeri darbesi sonucunda, Türk siyasal hayatında tarih oldu.

27 Mayıs 1960 darbesinden sonra en özgürlükçü anayasamız olan, 1961 anayasası devreye girdi. Toplumumuz ve devletimiz, 1961 anayasasına nail olamadığı için, 1971 yılında yapılan değişiklerle eskiye dönüş sürecine girdik. Sonraki dönemlerde de malum 12 Eylül darbesi, sonrasında 28 Şubat ve bunlara benzer antidemokratik dönemler…

Bu güç odaklı siyasi çekişmeler, 88 yıldır devam ediyor. 3 Kasım 2002 tarihine kadar statüko kanadına işleyen bu süreç, şu anda da AKP kanadı için işliyor. Bir seçmen olarak doğrusu AKP’den çok beklentilerim vardı; fakat 2007 seçimlerinden sonra AKP’nin de daha önceki partilerden hiçbir farkı olmadığını anladım. Bir taraftan hak, hukuk, adalet ve adil bir düzenden bahsederken, meğerse aynanın öbür yüzünde bu söylemlerin hepsi fasa fisoymuş.

Bu şekil (ben merkezci) yönetim ve hükümetlerle bu ülkedeki güçler savaşı ile bir yere varılamayacağını, adaletin, özgürlüklerin, refahın ve sosyal hayatımızın Avrupai standartlara hiçbir zaman ulaşamayacağı bariz ortadadır.

Şunu ifade etmekte çok ama çok fayda görüyorum, bu ülkeyi; sağ tarafları, dini teşhir eden ve cumhuriyetçi fikirleri ağır basanlar yönettiği sürece, kesinlikle ve hiçbir zaman, hayal edilen özgür ve demokratik bir ülkeyi kimse düşlemesin.

CHP’ye cumhuriyet tarihinden beri, bu halkın çoğunluğunun kendilerine ve fikirlerine ters olduğu, Milli Görüş eksenli partilerin, herkesi dindar yapamayacağı ve MHP ile BDP’nin de, herkesi milliyetçi eksende toplayamayacağı, her kesimin bilip kabul etmesi gereken en bariz gerçeklerdir.

Diğer taraftan CHP’ye yıllarca sol parti diye oy veren insanlara da doğrusu, üzülmemek elde değil. Yıllarca statükoyu savunup, darbeleri ve antidemokratik olguları normal karşılayan, her seçim sonrası parti içinde hizipçi ayrılıklara giderek, bir yere varılamayacağını partiye oy veren seçmenin artık anlaması gerekir. Ayrıca CHP’nin bu tutumları AKP’ye giderek alternatifsiz bir parti olma yolunu açıyor, bu nedenle ne doğru dürüst bir ana muhalefet ne de iktidar alternatifi bir parti oluşmuyor.

Tüm bu gerçeklere karşı tek bir seçenek kalıyor, o da bütün toplumumuzu dili, dini, ırkı, mezhebi ne olursa olsun, hepsini kucaklayan ve hepsinin insanca yaşamaya hakkı olduğunu, devleti milletten üstün görmeyen, temel hak ve özgürlüklere önem veren, insana insan olduğu için değer veren, ana muhalefet görevini en iyi şekilde üstlenecek, yeri geldiğinde iktidara oynayacak, kısacası halkı kötünün iyisine muhtaç etmeyen, yepyeni bir siyasi akıma fazlasıyla ihtiyaç var.

Benimkisi bir ütopya, fakat birlik olduktan sonra bu ülkede ütopyaların da gerçeğe dönüşmesi muhtemel; tıpkı kurtuluş savaşında olduğu gibi, yeter ki samimiyet ve vatan aşkı olsun. Şimdi diyeceksiniz ki böyle bir hareketi kimler yapacak? Böyle bir harekete Hikmet Çetin, Fikri Sağlar, Ufuk Uras, Akın Birdal, Has Parti Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, BDP’li Altan Tan, Şerafettin Elçi, Ertuğrul Kürkçü, Sırrı Süreyya Önder ayrıca medya kanadından Ahmet Altan, Hasan Cemal, Cengiz Çandar, Şahin Alpay, Orhan Miroğlu, Etyen Mahçupyan, Ali Bayramoğlu, Umur Talu ve böylesi yazamayacağım bir çok politikacı ve aydın öncülük edebilir.

Bu ülke lider bazlı değil, çoğulcu bir hareket ile demokratikleşebilir. Lider odaklı yapılanmaların sonuçları ortada, insanların benimsemedikleri halde, şimdiki partilere zaruri oy vermelerinin önüne geçmek gerekiyor.

Bir Cevap Yazın