ArşivNaçizane

ÜLKE SEVGİSİ

5 Mins read
ArşivNaçizane

ÜLKE SEVGİSİ

5 Mins read

Yıllardır söylenir: “Birlik ve bütünlük içinde olmalıyız.“ veya “Birlik ve bütünlüğümüzü korumalıyız.“ Bu tarz söylenen bu sözler boşuna değildi. Belki kimimiz o gün söylendiğinde sadece gülüyorduk; belki de başka şeylerle ilgileniyorduk fakat bu söylemin boşuna olmadığı anlaşılmaya başlandı. Arkadaşlar, artık gülüp geçilebilecek gibi durum söz konusu değil. Olup bitenlerin farkına varalım veya farkına varmaya çalışalım. Gerçekten hissedebileceğiniz gibi “birlik ve bütünlüğümüzü” tehlikeye sokmak isteyenler bulunmaktadır. Yurt içinde, dışarıdan silahları ile Portekiz, siyasi destek veren Yunanistan, mayınları ile İtalya ve her türlü korumayı sağlayan Amerika gibi ülkelerin desteklerini alan bir PKK olgusu var. Aynı zamanda bu terörist grubu siyasi malzeme yaparak kendi hesaplarınca af çıkarmaya çalışan bir siyasi parti de mecliste bulunmaktadır. Ağızlarda sakız olmuş bir “Kürt Sorunu“ sözü var fakat içeriği sorulunca cevap alınamayan bir söz bu. Nedir peki bu sorun? Yoksa bu sözü kimi siyasi partiler gibi PKK olgusuyla kullanıp sadece kendilerine siyasi bir rant sağlama derdi olanlar mı var? Tüm siyasetlerini PKK terörüne ve ağızlarında sakız olan “Kürt Sorunu“ içerikli cümleleri arkasından yapmaya çalışmaktadırlar.

Maalesef yurt içinde bir de irtica dediğimiz bir olgu var. Yani din olgusunun hem siyasi, hem maddi (parasal), hem de manevi olarak kullanılması durumu var. Siyasi olarak kullanılıyor çünkü cemaat denen topluluklardaki bireyler kendileri düşünemedikleri için başlarındaki kişi düşünce olarak kime veya hangi partiye oy verin derse o kişiye veya o partiye oy vermektedirler. Yani siyasi bir rant olarak kullanılmaktadır. Parasal olarak kullanılıyor. Cemaat içindeki kişilere işler yaptırılıyor, para yardımı, iş veriliyor. Böylelikle cemaate bağlılık güçlendiriliyor. Manevi olarak da kullanılarak cemaatin başındaki -sözde- Allah’ın seçtiği kişiye bağlılık sağlanıyor. Tüm bu durumların irdelendiği yerli yapım bir film var. Hatta bu film Bosna Hersek’te ödül kazandı. Filmin adı “TAKVA“. İzlemenizi rica ederim. Birçok cemaatin ve günümüz tarikatların incelenmesi ile ortaya böyle bir film çıkmış. Aslında düşündüğümüzde dershaneleri, okulları (yurt içinde ve yurt dışında), bankası, (bedava dağıttıkları) gazeteleri, evleri ve televizyon kanalları olan böyle bir cemaat şu an da bulunmaktadır. Kendini mübarek kişi ilan edenler var. Kendi kitapları ve televizyon kanallarındaki yayınları izleyen bir kitleleri bulunmaktadır. Diğer yayınları ve televizyon kanallarını dışlayan anlayışları da bulunmaktadır. Onlar açısından düşününce haklılık payları var. Maazallah, eğer başka yayın izlerlerse belki de gözleri açılır diye düşünüyor olabilirler. Eğer gözleri açılırsa kişi kendisinin kullandığının farkına varacağı için bunu engellemek için gayet ideal bir yol bu. YASAKLAMAK.

“İnsanlar neden yönlerini veya yollarını şaşırıyor veya kaybediyor?” diye bir soru soralım kendimize. İlki; yeterince okumuyoruz. Yeterince okumayınca insanlar birbirlerini kolayca yönlendirebilir diye düşünüyorum. Bir şekilde okumamış ve cahil kalmış insanları buraya koyabiliriz ve maalesef ne aşılanırsa bu insanlarda o kalacağı için,onları kurtarabilmek için eğitime önem vermeliyiz. Eğitim ile beraber iş imkanı yaratacak mutlaka ve mutlaka yatırımlar yapmalıyız. Yatırım yapacaklara destek vermeliyiz. İkincisi; bilinçli olup da sadece çıkar elde etmek için kendi yönlerini şaşırtanlar da mevcut. Bana kalırsa üçüncü grup ise; sadece ve sadece kendi çıkarlarını düşündükleri için hangi olgunun içinde iseler o olguları kendilerine çıkar sağlayabilmek için kullanan insanların da mevcut olması.

Geçmişte din olgusu kullanılıp isyanlar çıkartıldı. Günümüzde de etnik milliyetçilik yaratılıp ve kullanılıp huzursuzluk yaratılıyor. Bununla birlikte din olgusu da yedekte tutuluyor. Yeniden Amerika’yı keşfetmeye gerek yok. Yerli bir sentezimiz olan kemalizmi yeniden hatırlamaya şiddetle ihtiyacımız var. Tam bu noktada biraz uzunca bir alıntı yapmak istiyorum :

Kemalizm Anadolu’da yaşayanların (etnik kökenlerinin ve dinlerinin) hepsinin üstünde “ulusal bir Türk kimliği” görür. Devletin varlığını ve birliğini bu kimliğin geliştirilmesinde bulur. Atatürk milleti tanımlamaktadır : “Bir insan topluluğunun millet sayılabilmesi için ‘zengin bir hatıra mirasına, birlikte yaşamak hususunda ortak istekte samimi olmaya, sahip olunan mirasın korunmasını birlikte sürdürebilmek konusunda iradelerin ortak bulunmasına, gelecekte gerçekleştirilecek programın aynı olmasına, birlikte sevinmiş, birlikte aynı ümitleri beslemiş olmaya’ ihtiyaç vardır, işte bu ana şartları taşıyan bir insan topluluğu MİLLET sayılır.”

Atatürk, devletin laik ve üniter olması, toplumla ilişkilerinde din ve etnik ögeler bakımından tarafsız olması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Atatürk, devleti şekillendirmeyi ve bu bağlamda devletin milletle ilişkisini düzenlemeyi savunmuştur. Atatürk’ün millet anlayışında Türk kimliği milliyetçilik ilkesi doğrultusunda, tüm etnik grupları tarafsız olarak içine alır. Cumhuriyet’in devamlılığı için bu ilke tarafsız bir biçimde ilerletilir. Bu sayede Türk Milleti’nin toplumun en etkin gücü olması öngörülür.

Unutmalıyım hiçbirimiz! Yere düşen her Mehmetçik bizim Mehmetçiğimiz! Bu topraklar bizim, hepimizin. Bu topraklarda ne komunizm, ne panislavizm, ne megola idea, ne de Sevr gerçekleşti. Bu bölücü terör ise hiçbir şey elde edemez. Atatürk’ün dediği gibi “Ne mutlu Türk’üm diyene“ sözünü iyice kanıksamalıyız. Sözlerimi herkesin Cumhuriyet Bayramı’nı kutlayarak bitirmek isterim.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: