Naçizane

UMUTLA YÜKLÜ GÜVERCİNLER KERVANI

5 Mins read
Naçizane

UMUTLA YÜKLÜ GÜVERCİNLER KERVANI

5 Mins read




 

Hayat, ölümüne beş kaldığını hissettiğin anda daha yaşanmamış mutlu, huzurlu yılların olduğunu anladığın ve her an yeniden dirildiğin bir zaman geçidiydi. Her şeyin sona erdiğini gördüğün, elinde ölüm yolculuğuna ait bir biletle beklerken sana, “Dur!” diyen bir mavinin gerçekliğini fark ettiğin bir beyazdı hayat. Yeniden başlayabilmek, yeniden umut besleyebilmekti.

Küçücüktüm daha, elime ilk çiçek bombası düştüğünde… Oyun oynuyordum sokakta arkadaşlarımla. Bir ara gökyüzüne baktık. Alabildiğine mavi ve alabildiğine bizimdi sanki; benim, arkadaşlarımın, çocukların… Öyle parlaktı ki barışın, sevginin ve hayattaki tüm güzelliklerin toplandığı bulutu saklıyordu; mavi mi mavi, beyaz mı beyaz, griye inat. Güzellikler yağmuruyla beslenirdik çoğu zaman. Çünkü bizim bir şeye ihtiyacımız vardı, bize tüm güzellikleri veren mavi gökyüzüne. Öylesine bütündük işte…

Önce korkunç sesler sarmıştı mavi gökyüzünü. Çaresizdi, biliyorduk. “Kovdum, çocuklarımın size ihtiyacı yok, gidin, dedim ama nafile.” diyordu, düşen yağmur taneleriyle bize. Yapacağı bir şey yoktu. Yalnız bize, “Umudunuzu yitirmeyin, sabredin.” diyordu. Sonra kara kara, kocaman kocaman uçuşan sinekler gördük gökyüzünde. Çocukluk merakı hep dışarı çıktık, baktık onlara. Anlamaya çalıştık, gökyüzümüze girme cesareti gösteren, mavimizi kızdıran bu sinekler de neyin nesi diye? Meğer sineklerin en zehirlisi, en can alıcısıymış gördüklerimiz. Salgılarıyla insan kanı emen ve her emdiğinde daha çok acıkan, daha çok kan emen.

Küçücüktüm daha, elime ilk çiçek bombası düştüğünde, etrafımdakilerin kanı emildiğinde, gök daha çok karardığında… Avucuma düşen bir çiçekti kapkara. Bir yok oluşun başlangıcıydı. Tüm hayalleri, umutları yok edecek, maviyi tutsaklığa sürükleyecek bir siyahı tutuyordu avuçlarım. Lanet olası, yapışıp kalmıştı elime. Çevremde yardım edecek yok muydu? Yoktu tabi ki… Hepsi birer birer tutmuştu siyahı ve kanları çoktan emilmeye başlamıştı. Bense kanımı vermemeliydim. Sözümüz vardı mavimize. Umutlu olacaktık. Siyaha yenilmeyecektik. Tüm güzellikler bizim olacaktı.

Son bir direnişle kalktım ayağa, karşı eve yürüdüm. Aman Tanrım! Olamaz, arkadaşlarımdan biri kanlar içinde yerde yatıyordu. Beni fark etmiş olacaktı ki kanlar içindeki güzel mavi gözleriyle içten bir gülümsemeyle baktı bana. Umutluyum, diye mırıldandı; çiçekler güzeldir, yalnız arada dikeni batıp yaralayanlar da vardır, umut mavinin altındaki çiçeklerde, durma koş onlara, biz mavinin yanındayız meraklanma… Ve son sözleriyle yine “Koş, koş” dedi bana. Öyleyse “Koş, koş maviliğe, durma.” dedim, kendime.

Koştum günlerce, haftalarca; koştum aylarca, yıllarca… Hiç durmadan koştum. Her adımda arttıkça umudum, yitirdim onlarca insanı da gözlerimin önünde. Amansız bir sinek hastalığı gibi siyah çiçeği tutan her el, umudunu bana teslim ederek mavi yolculuğa çıktı. “Umudunu yitirme, koş çocuğum.” diyerek, arkamdan bağırdı her yürek. Bizi boşver, geleceğimizin, çocuklarımızın, torunlarımızın ihtiyacı daha çok mavi gökyüzüne. Tüm güzellikler barınır içinde: barış da, sevgi de, dostluk da, kardeşlik de, birlik ve beraberlik de… Her şey onda gizli ve açık, umudunu yitirme, koş…

Küçücüktüm daha, yürümeden koşmaya başlamıştım. Harap olmuş kara evler arasından, yollara serilmiş onlarca kardeşlerimin üzerinden ve tüm siyahlığa rağmen umut olmuş her bedenin ruhları arasından yol aldım maviye hasret kalmayacak yıllara, geleceğime. Elimdeki çiçek bombası hâlâ duruyorken, hâlâ simsiyahken, onun açılmış ve kokusuyla sarhoş olacağım yıllarıma koşuyordum. Bir daha siyah görmeyecek, bir daha arkadaşlarım gibi çocukların da sineklerden ölmeyeceği, oyunlarında güzelliklerin kucaklandığı, sevgi ve barışın yeniden dirileceği, insanlar arasında oluşabilecek tüm siyahların ve kan emen insafsız sineklerin yok edilebileceği, umut dolu yarınlara koşuyordum. Önümde umutlar ve arkamda her geçen saniye umutları yeniden yeşerip bana katılan insanlarla umutlarımızı geleceğe sürüklüyorum. Gideceğimiz yıllar, karşımda duran yeşil vadinin çiçeklerle donatılmış cenneti kadar yakınımızda.

Bu mavi yolculukta benim ve bana katılan tüm insanların tek amacı var: sevgiyi, saygıyı, barışı, özgürlüğü ve daha sayamadığımız birçok güzelliği, maviyle yeniden bütünleştirebilmek. Hani hep deriz ya; özgürlük çocukların ellerindeki uçurtmalar, barış onların gökyüzü, sevgi el ele oynadıkları oyunlar, kardeşlik bilyelerini paylaşmaları, birlik ve beraberlik yarınlarına umutlarıyla koşmaları… Bunlar onların hayatları. Küçücük dünyaları, bu kadar saf ve mavi. Elleri, sineklerden düşen çiçek bombalarına yabancı. Dokunamazlar onlara, dokunmamalılar da. Maviliklerden geldikleri bu cenneti, onlara siyah etmemize hiç gerek yok.

O yüzden küçücüktüm, elime ilk çiçek bombası düştüğünde. Her şeyin sona erdiğini düşündüğüm o anda, yeniden sırtıma yükledim umutlarımı ve koşmaya başladım. O zamanlar küçücüktüm, şimdi büyüdüm ve onlar için koşuyorum. Maviye hasret kalmak üzereyken belki de umutlarımla hiç de hasret kalmadan ulaşabileceğim ona. Hayat, yeniden başlamaksa ve sonsuza dek siyahı yok edip uzanmaksa maviliğe sevginin, barışın, kardeşliğin, güzelliklerin içinde, ben de maviyim umutlarla yüklü güvercinler kervanında…

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: