Naçizane

ÜNİVERSİTEDE BİR ÖLÜM

12 Mins read
Naçizane

ÜNİVERSİTEDE BİR ÖLÜM

12 Mins read

30.06.2009 Salı. Kanlarıyla masanın üzerindeki kağıtları kırmızıya boyayan bir ceset. Cesedin elinde bir tabanca. Kafanın sağ şakağında bir mermi deliği.

“Komiserim.” dedi polis memuru, “Ne düşünüyorsunuz?”

“Olay o kadar belirsiz ki…” dedi komiser, “Nedir, ne değildir, haftalarca düşünmemiz gerekebilir.”

Komiser Mehmet haksız sayılmazdı. Gayet mutlu bir ailevi hayatı olan, haftada bir sinemaya ve ihtiyaç olduğunda markete gitmekten başka dış dünyayla bir ilişkisi olmayan, kimseyle alacak verecek meselesi olmayan, iyi üniversitelerde eğitim görmüş olup şu anda kitaplar ve makaleler yazan, öğrencileriyle arası da gayet iyi olan -derslerinde hiçbir öğrenciyi sınıfta bırakmamak gibi bir prensibi vardı- bir matematik profesörü neden intihar etsin?

Kurban Prof. Dr. Kadir Ünlü’nün eşi, çocukları ve akrabalarıyla görüşüldü, hepsi üzüntüden kahroluyorlardı, ağlamaktan konuşamıyorlardı bile. Halim selim bir kişi olan hocanın bütün komşuları adeta yas tutuyordu. Bütün öğrencileri üniversite bahçesinde toplanmış, hocaları için ağlıyordu. Bu kadar çok seveni olan, bu kadar akademik üretkenliği olan, kendisiyle ve bütün çevresiyle barışık bir profesör neden intihar etsin, polis bu meseleye bir türlü akıl erdiremiyordu. Akıl sağlığıyla ilgili olarak başvurulan psikologların kurbanın ailesiyle yaptığı görüşmeler sonucu hocanın hiçbir psikolojik sorunu olmadığı ortaya çıktı. O halde intiharında mutlaka bir başka neden olmalıydı. Hocanın mal varlığı ve son beş yılda yaptığı bütün mali işlemler, hesap açtırmış olduğu bankalardan alınan raporlardan incelenmeye başlandı. Bu raporlar hocanın pek bir parasının olmadığını gösteriyordu. Dört oda bir salon site içinde bir ev, doçentlik yıllarında almış olduğu bir araba, alıp eşine hediye ettiği bir başka araba ve bankada hazine fonu olarak değerlendirdiği birkaç bin lira para; rahmetli profesörün bütün mal varlığı bundan ibaretti. Son beş yılda hesaplarda büyük iniş çıkışlar gözlenmiyordu, her şey oldukça rutindi. Maddi açıdan da bir derdinin olmadığı anlaşılan hocanın intiharı, giderek cinayet görüntüsü vermeye başlamıştı. Ama nasıl? Kendi halindeki bu adamı kim, neden öldürsün?..

Olayın bir cinayet olduğu yönündeki şüpheler üzerine harekete geçen cinayet masası komiseri Mehmet olay üzerinde daha detaylı bir araştırmaya girişti. Üniversitenin içinde güvenlik kamerası olmadığı için ellerinde hazır bilgi yoktu. Çok sayıda insanla konuşarak meseleyi anlamaları gerekiyordu. Önce üniversitenin güvenlik amiri Nevzat’la konuştu komiser. Nevzat olay günü hocanın rutin saatinde geldiğini, gün içinde de hiçbir anormal durumun olmadığını ifade etti.

Hoca üniversitede idari görevler de üstlenmişti. Üniversitenin meslek yüksekokulunun müdürüydü, aynı zamanda üniversite senatosunun da bir üyesiydi. Meslek yüksekokulundaki işi gayet monotondu, öğrencilerin ders kayıtlarına yardımcı olmak, kimseye pek yansımayan bürokratik düzenlemeler yapmak filan. Senatodaki görevi de öyle. Haftada bir toplanan senatoda gündeme gelen konular hakkında kısaca görüşlerini bildirir, evet ya da hayır oyu verirdi. Kurbanın bu iki göreviyle ilgili tutanakları inceleyen polisin dikkatini bir ay önceki bir senato kararı çekti. Bütün kararlarda çoğunluğa uyan oylar kullanan maktul, bir konuya nedense itiraz etmiş ve senato üyelerini de ikna ederek konu hakkında hayır kararı alınmasına önayak olmuştu. Şöyle diyordu senato tutanağı:

“04.05.2009 Pazartesi günkü senato oturumunun üçüncü gündem maddesi olan, üniversitemizde temizlik görevlisi olarak çalışan İhsan Turpçu’nun talebi üzerine senato gündemine taşınan ‘SSK güvencesinin kapsamı altında olmayan Sakamiyozin gibi ilaçların, üniversite döner sermayesinde açılacak olan bir kalem tarafından karşılanması’ talebinin yapılan oylamada iki olumlu oya karşı sekiz olumsuz oyla reddedilmesine ve ilgili sağlık yönetmeliğinde herhangi bir değişiklik yapılmamasına karar verilmiştir.”

Bir sağlık problemi ile ilgili olan bu kararın alınmasının sonucunun böyle bir cinayete yol açmış olabileceğini düşünen Mehmet komiser, talebin sahibi İhsan Turpçu’yla ilgili üniversite temizliğinden sorumlu koordinatör Nuray Hanım’la görüşmeye karar verdi. Nuray Hanım, İhsan’ın küçük kızının önemli bir hastalıkla boğuştuğundan haberi olduğunu söyledi. Asgari ücretle çalışan Mehmet’in kızına ilaç alabilmek için sürekli iş arkadaşlarından borç istediğini, bunun yeterli olmadığını görünce SSK sigortası kapsamında olmayan bir ilacın üniversite tarafından karşılanması için müracaatta bulunduğunu bildiğini söyledi. Ancak Nuray Hanım polise gösterdiği görevlendirme tablosuna göre İhsan’ın olay günü üniversite restoranının bulunduğu eksi birinci katta görevli olduğunu, Kadir Hoca’nın odasının bulunduğu üçüncü kattaysa Birsen Akça isimli temizlikçinin görevli olduğunu ve ikisinin de gün boyu görev yerlerinden ayrılmadığından emin olduğunu söyledi. Nuray Hanım’ın aktardığına göre olay günü saat üç sularında Birsen koşa koşa gelip kendisine bu ölüm olayını haber vermiş ve hemen polisi aramışlardı. Bu bilgi üzerine Birsen’den de şüphelenmeye başlayan komiser, onunla bir görüşme yaptı. Mehmet komiserin tezine göre cinayeti İhsan’la Birsen birlikte işlemiş olabilirdi. Komiser görüşmede olay gününde tam olarak neler yaptığını hatırlamayan Birsen’den önce bir şey öğrenemedi. Sonra sonra o günü anımsayan Birsen gün boyu görev yeri olan üçüncü katta bulunduğunu, yalnızca tuvalet ve yemek arası için kısa süreliğine kattan ayrıldığını, öğleden sonra saat üç sularında her gün yaptığı gibi bütün odaları bardakları toplamak üzere gezmeye başladığını ve tüyler ürpertici tabloyu görünce hemen Nuray Hanım’a haber verdiğini anlattı. İhsan’la aralarının iyi olduğunu söyleyen Birsen, ifadesiyle dikkatleri üzerine çekmişti. İhsan’ı sorgulayan polis, cinayeti onun işlediğinden emin olsa da ifadesinde hiçbir açık yakalayamadı. İhsan gün boyu görev yerinde kalmıştı, şahitleri de vardı. Saat üçte Birsen’in telaş içinde Nuray Hanım’a koşup bir şeyler söylediğini gördüğünü ve ölüm haberini bu sırada duyduğunu söylüyordu İhsan. Aksini ispat eden hiçbir durum yoktu ortada. İhsan’ın kızının ciddi bir hastalıkla pençeleştiği doğruydu ancak İhsan bu ilacı eş-dostun yardımıyla alabildiğini söylüyordu.

Silah üzerine yapılan balistik inceleme raporu ertesi gün açıklandı. Silah hemen hemen her av malzemeleri dükkanında ve birçok bin bir çeşitçide bulunabilecek bir kurusıkı tabancaydı. Evde yapılan bir işlem sonucu kurusıkı tabancanın yapısı değiştirilip gerçek mermi sıkabilecek bir tabancaya dönüştürülmüştü. Kurşunlarsa alelade 9 mm kalibreliklerdendi.

İki gün içinde açıklanan Adli Tıp raporu olayın intihar olduğunu doğrulamakla birlikte çok ilginç bir ayrıntı içeriyordu: Silahın üzerinde bir saç teli bulunmuştu! Bu saç telinin Birsen ve İhsan’a ait olup olmadığı adli tıpçılarca incelendi, saç onlara ait değildi. Hemen bütün üniversitede kapsamlı bir araştırmaya girişildi ve binlerce öğrenciden DNA örnekleri toplandı. Bir hafta süren inceleme sürecinin sonunda saç telinin Yiğit Keskin adlı bir Halkla İlişkiler bölümü öğrencisine ait olduğu ortaya çıktı.

İntihar süsü verilmiş bir cinayet olduğu düşünülen bir ölüm, kurusıkıdan dönüştürülmüş bir silah, iki temizlik görevlisi ve bir öğrenci. Bunların oluşturduğu çok bilinmeyenli denklem nasıl çözülecekti?

Öğrenciyle görüşen polisler öğrencinin korkak yapısından, sorgu sırasında sürekli ağlamaklı olan suratından bu çocuğun değil bir cinayet işlemek, bir sinek bile öldürebileceğinden şüpheliydi. Peki o saç teli orada ne arıyordu? Çocuk salya sümük ağlayarak ölen hocayla aynı fakültede bile olmadıklarını, kendisini hiç tanımadığını, onunla bir kez olsun konuşmadığını söylüyordu. Üstelik bu ürkek çocuk bir cinayete intihar süsü veremeyecek kadar aklı havada ve mantıksız bir tipti.

Daha başka birçok sorgudan ve incelemeden bir sonuç elde edemeyen polis, profesörün ailesinin açtığı dava üzerine Birsen, İhsan ve Yiğit’i mahkemeye gönderildi, olayla ilgili hiçbir bağlantıları bulunmadığı anlaşılan Birsen ve İhsan beraat ederken olay yerinde bulunan somut bir bulgunun sahibi olan Yiğit tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Bundan sonrası yargının işiydi, polis açısından dosya bu şekilde kapandı.

Birkaç gün sonra kurbanın odasına amaçsızca şöyle bir bakınmak için gelen Mehmet komiser çok ince bir ayrıntıyı fark etti. Profesörün kitaplığında onca matematik kitabının yanında “Bilgi Yüzyılında İletişim” adlı bir kitap duruyordu. Mehmet komiser bu olayla ilgili o kadar çok kişiyle görüşmüştü ki artık rahmetliyi iyi tanır olmuştu. Profesör tam anlamıyla bir inekti ve kesinlikle çok yönlü biri değildi, böyle bir kitabı okuması mümkün değildi. Kitabın üzerindeki etiketten, kütüphaneye ait olduğu anlaşılıyordu, komiser hemen kitabı kütüphaneye götürdü ve kitabın en son Halka İlişkiler bölümü öğrencisi Yiğit Keskin tarafından alınmış ancak iade edilmemiş olduğunu kütüphane memurlarından öğrendi. Yiğit polisteki ve savcılıktaki bütün ifadelerinde profesörü tanımadığını, onunla bir kere bile görüşmediğini inandırıcı bir şekilde söylemişti. Peki o zaman Yiğit’in kütüphaneden aldığı bir kitap cinayet mahalline nasıl gelmişti?

Komiser hemen arabasına atlayıp Yiğit’in evine gitti. Yiğit olaylardan dolayı o kadar üzülmüştü ki epey zayıflamıştı, gözleri mosmordu. Mehmet kitabı Yiğit’e gösterdiğinde Yiğit çok şaşırdı, geçen haftalarda kaybettiği kitabını şimdi komiserin elinde görüyordu. Yiğit kitabı en son 26 Haziran Cuma günkü “Bilgi Çağı ve Modern İletişim Teorileri” adlı derse götürdüğünü çok iyi hatırlıyordu, kitabı da zaten bu derse yardımcı olması için almıştı kütüphaneden. Yiğit o gün üniversiteden çıkarken kitabı sınıfta unuttuğunu fark ettiğini ama arkadaşlarından ayrılıp sınıfa gelmek istemediğini, yarın alırım diye düşündüğünü söyledi. Ertesi gün sınıfa gittiğinde kitabını sınıfta bulamamış Yiğit. Sonra da ümidi kesmiş. Kaybettiği için üzüldüğü kitabın komiserin elinde olmasına ve bu kitabın cinayetle bir bağının olmasına akıl erdiremiyordu Yiğit ama Mehmet komiser için durum çoktan aydınlanmıştı. Yiğit’e teşekkür ederek ve sabırlı olmasını tavsiye ederek hızla yanından ayrıldı komiser. Arabasına atladığı gibi soluğu temizlik koordinatörü Nuray’ın yanında aldı. Nuray’dan tam da aklındaki bilgiyi aldı, 26 Haziran günü o dersin verildiği sınıfın bulunduğu katta İhsan görevliydi. Nuray’a teşekkür eden Mehmet derhal savcıyla görüşmeye çıktı ve olayın çözümünü anlattı. Olay şöyle gelişmişti:

Kızı ciddi bir hastalığa yakalanmış olan İhsan, kızının hastane ve ilaç masraflarının sigorta kurumu tarafından karşılanmayan kısmını ödemekte zorlanıyordu. İhsan, sigorta kapsamı dışında kalan ilaçlardan Sakamiyozin çok pahalı olduğu için bu ilacın üniversite döner sermayesi tarafından bir şekilde karşılanması için üniversite senatosuna bir dilekçe vermişti. Bütün senato üyelerinin bu talebi mantıklı bularak üniversite personelinin ailesinden önemli bir hastalık geçirenlerin pahalı bir ilacının karşılanması yönünde fikir beyan etmeleri üzerine rahmetli profesör olumsuz cevap verip bunun istismar edilebileceği ve üniversitenin maddi kaynaklarının çarçur edileceğinden duyduğu endişeyi dile getirince diğer üyeler de ikna olup hayır oyu vermişti. Kızının ilaç masrafını karşılayamayan ve masum yavrusunun eriyişine şahit olan İhsan, talebinin reddedilmesine Kadir Hoca’nın sebep olduğunu bir şekilde öğrenmiş ve bir gün onu öldürmeyi ve suçu bir başkasının üzerine atmayı planlamıştı. Bir akşam görevli olduğu kattaki sınıfları temizlerken unutulmuş bir kitap görmüş, içini karıştırırken sayfaların arasında bir saç teline rastlamış ve bunun işleyeceği cinayeti birinin üzerine yıkmak için bir fırsat olabileceğini düşünerek kitabı yanına almıştı. Cinayeti, Kadir Hoca’nın katında bir başkasının görevli olduğu bir gün işleyerek şüphe çekmemek istiyordu. Evinde yıllar önce kurusıkıdan gerçeğe dönüştürdüğü silahını olay gününün sabahı çantasına kitapla birlikte koyup üniversiteye gelmiş, o gün Kadir’in katında görevli olan Birsen’in yemek arasında yemekhaneye indiğini görünce kurbanın odasının bulunduğu kata çıkmış, bütün katın yemeğe indiğinden emin olunca odadaki boş bardakları almak bahanesiyle hocanın odasına girmişti. Hocanın masasının üzerindeki bardağı almak için kurbana yaklaşırken işaret parmağı cebindeki silahın tetiğinde hazır bekliyordu. Hocanın dibine kadar sokulup sağ eliyle hocanın sağ şakağına silahını dayayıp bir el ateş etmiş, sonra silahın üzerindeki parmak izlerini silerek silahı hocanın cansız eline tutuşturmuştu. Bütün kat yemekte olduğu için silah sesini duyan olmamıştı. Hemen çantasının içinden çıkardığı kitaptan saç telini çıkararak silahın yanına bırakmış, bununla “intihar süsü verilen bir cinayet” görüntüsü oluşturmaya ve dikkatleri saçın sahibine çevirmeye çalışmıştı. Kitabın üzerini de iyice silerek hocanın kitaplığına koymuştu. Onca kitabın bulunduğu kitaplıkta bir kitap daha olması neyi değiştirirdi ki? Ama o kitap çok şeyi değiştirmişti.

Polis ekipleri İhsan’ı alıp savcının karşısına çıkardılar, İhsan köşeye sıkışınca mantıksız ve tutarsız beyanatlarda bulundu, en sonundaysa suçunu itiraf etmek zorunda kaldı. Birsen’le Yiğit aklandı ve hayatlarına kaldığı yerden devam ettiler. Hayattan art arda aldığı yumruklarla köşeye sıkışan İhsan’sa son hamlesindeki ufacık bir hatası yüzünden nakavt olmuştu.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: