62. SayıNaçizane

YARATICILIK VE İNSAN BEYNİ

2 Mins read

Büyük dehalar elbet çılgınlığa yakındır;

Ve aralarındaki sınırı çok ince duvarlar çizer.

John Dryden, Absalom ve Achitopel

 

Yaratıcılık, binlerce bakış arasında, farkındalığı yaratacak somut bakış açısına sahip olabilmektir, görülmeyeni görmek, hissedilmeyeni hissetmek,  evrende hiç yer almamış ya da soyutluktan öteye geçememiş varlıkları somutlaştırmaktır. Yaratıcılık; özel olanın doğal olmasını, doğal olanın özel olmasını sağlayan harekettir.

Yaratıcılık, kişiden kişiye, zamandan zamana değişkenlik gösterir. Örneğin; yaratıcılık deyince; bazı insanların aklına; Picasso, bazılarının aklına; Leonardo Da Vinci, bazılarının aklına Mozart gelir. Kimisi içinse, yaratıcı olan; Einstein,  Newton, Abraham Lincoln, Edison’dur.

Zamana, mekana, eğitime, aileye vb. bir çok etkene göre değişkenlik gösteren yaratıcılık sürecinde, psikolojik rahatsızlıklar kendini  göstermektedir. Bu tür rahatsızlığı olan üstün yetenekli ve yeteneğini yaratıcılığına yansıtan insanları saptamak hiç de zor değildir.  Müzik, edebiyat, felsefe, matematik, fizik, kimya, resim, siyaset, tarih de dahil olmak üzere pek çok alana yayılmış olan bu insanlara örnek vermek gerekirse;  John Nash, Einsten, Nietzche, Tolstoy, Einstein, Abraham Lincoln, Ludwig Von Beethoven, Samuel Johnson, Jonathan Swift, Graham Greene gibi  insanlığa ve hayata yön veren bir çok insan sayılabilir.

Yaratıcılık ve insan beynindeki ilişki, Antik Yunan döneminden bu yana ilgiyle takip edilmekte,  bu ilişkiyi çözümlemek

için pek çok çalışma yapılmaktadır. Fakat bu konu üzerinde sistematik çalışmalara ancak on dokuzuncu yüzyılda başlanabilmiştir. İlk kapsamlı inceleme, İtalyan Psikiyatr Cesare Lombroso tarafından yapılmıştır.  Yaratıcı olan insanların psikolojik rahatsızlıklara yatkın olduklarını saptamıştır.

Yaptıkları, keşfettikleri bu günümüzü dahi etkileyen, Albert Einstein’ında normalden uzak bir tarzı ve psikolojik sorunları olduğu bilinmektedir. Örneğin, insanlarla ilişki kurmakta sorunlar yaşıyor, kendine bakmıyor ve temizliğine dikkat etmiyordu. Bu tür davranışlar, şizoptik özelliklerden sayılıyor. Aynı zamanda, ilk evliliğinden olan oğlu da, şizofrendi.

Bir başka örnek ise; Isaac Newton. Isaac Newton prematüre olarak doğmuş ve ilk yıllarını ciddi zorluklar yaşayarak geçirmiştir. Yaşamı süresince, sürekli bir kuşku içinde olduğu, gizemli inançları olduğu, çeşitli şizoptik özellikler sergilediği bilinmektedir. Başkaları tarafından rahatsız edildiğine inanmış ve çeşitli psikolojik ataklar geçirdiği kayıt altına alınmıştır.

Akıl Oyunları (1998) adlı kitapta yer alan, aynı zamanda da aynı isimle yayınlanan film ile Oscar ödülü olan filmde yer alan, John Nash’in yaşam öyküsü de hepimize tanıdık gelecektir.  Oyun teorisinde yaptığı inanılmaz buluş ile Nobel ödülü kazanmasının yanısıra müthiş bir matematikçiydi. Genç yaşlarda, o da, yoğun şizoptik özellikler göstermeye başlamış ve otuzlu yaşlarının başındayken psikoza girmişti, kendi adını verdiği oğlu da, bir şizofrendi.

Yaratıcılık ile psikolojik rahatsızlıkların derin bir ilişkide olduğunu görmek kaçınılmaz. Fakat asıl önemli olan nokta şudur: Yaratıcılığı, psikolojik rahatsızlıklar mı yaratıyor yoksa yaratıcı insanlar mı psikolojik rahatsızlıklara yatkın oluyor?

Bilim ve tıp dünyası hala bu sorunun cevabını arıyor.

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: