YENİ KAPİTALİZMDE İŞ, KİŞİLİK VE TOPLUM: BİR RİCHARD SENNETT MONOGRAFİSİ

İÇİNDEKİLER

1.            Giriş

2.            Ancien Régime’den Yeni Kapitalizme Değişim ve Dönüşüm

3.            Yeni Şehir ve Kamusal Hayat, Yahut Bir Çöküşün Öyküsü

4.            Yeni Kapitalizmde Bilginin ve Bilgi Üreticilerinin Yabancılaşması

5.            Sonuç

6.            Kaynakça

1. GİRİŞ

Richard Sennett: Sosyolojiden psikolojiye, tarihten etnografyaya, antikiteden modernliğe uzanan engin bir bilgi birikimine sahip bu büyük araştırmacının eserlerini bir araştırma konusu olarak ele almak oldukça heyecan verici bir girişim. 1943 yılının ilk gününde Chicago’da doğan, 1961’de Julliard Müzik Okulu’nu, 1964’te Chicago Üniversitesi’ni bitiren ve 1969’da Harvard Üniversitesi’nde doktora eğitimini tamamlayan, dünyanın başat üniversitelerinde ve araştırma kurumlarında hocalık ve baş araştırma görevliliği yapan bu değerli bilim insanı, bizlere kitaplarında aktardıklarından anladığımız kadarıyla bugünün en büyük sosyal bilimcileriyle samimi arkadaşlıklar kurmuştur: Jurgen Habermas, Michel Foucault, Anthony Giddens, Craig Calhoun… Sennett halen New York Üniversitesi ve London School of Economics’te Sosyoloji profesörüdür. Küreselleşme ve göç konularında değerli araştırmaları bulunan sosyolog Saskia Sassen ile evlidir.

Çok yönlü bir kişi olan Richard Sennett’ın internet sitesinde verilen bilgiye göre kendisi yemek yapmayı çok seviyormuş. Akademik hayatının ortasında 7 yıllık (1980-1987) bir süreyi edebiyata ayırıp üç roman yazmıştır. Resmi görevlerde de bulunmuş (American Council on Work başkanlığı), daha sonra İngiltere’de 1997’de İşçi Partisi’ne bir nevi politika danışmanı olarak dahil olmuştur. Aynı zamanda bir müzisyen olup piyano ve çello çalabilmektedir. Hatta gençlik yıllarında elinde meydana gelen bir rahatsızlıktan dolayı müziği bırakıp sosyolog olmaya karar vermiştir. Sennett’ın akademik biyografisi ana hatlarıyla şu şekildedir:

Akademik Araştırma Eserleri:

  • The Craftsman (Zanaatçı), 2008
  • Practising Culture (Kültür Üzerine Çalışmak), 2007
  • The Culture of the New Capitalism (Yeni Kapitalizmin Kültürü), 2005
  • Respect in a World of Inequality (Eşitsizlik Dünyasında Saygı), 2003
  • The Corrosion of Character: The Personal Consequences Of Work In the New Capitalism (Karakter Aşınması: Yeni Kapitalizmde İşin Kişilik Üzerindeki Etkileri), 1998
  • Flesh and Stone: The Body And The City In Western Civilization (Ten ve Taş: Batı Uygarlığında Beden ve Şehir), 1994
  • The Conscience of the Eye: The design and social life of cities (Gözün Vicdanı: Şehirlerin Tasarımı ve Toplumsal Hayatı), 1991
  • Authority (Otorite), 1980
  • The Fall of Public Man (Kamusal İnsanın Çöküşü), 1977
  • Beyond the Crisis Society (Bunalım Toplumunun Ötesi), ortak yazar, 1977
  • The Psychology of Society: An Anthology (Toplumun Psikolojisi: Bir Antoloji), editör, 1977
  • The Hidden Injuries of Class (Sınıfın Gizli Yaraları), ortak yazar, 1972
  • The Uses of Disorder: Personal Identity & City Life (Düzensizliğin Kullanılması: Şahsi Kimlik ve Şehir Hayatı), 1970
  • Families Against the City: Middle Class Homes of Industrial Chicago, 1872-1890 (Kent Karşısında Aile: Endüstriyel Chicago’nun Orta Sınıf Evleri, 1872-1890), 1970
  • Nineteenth Century Cities: Essays In The New Urban History (On Dokuzuncu Yüzyıl Kentleri: Yeni Şehir Tarihi Üzerine Yazılar), ortak editör, 1969
  • Classic Essays On The Culture Of Cities (Kentlerin Kültürü Üzerine Denemeler), editör, 1969

Romanları:

  • Palais-Royal, 1986
  • An Evening of Brahms, 1984
  • The Frog Who Dared to Croak, 1982

Son Üç Yıl İçindeki Ödülleri:

  • Tessenow Ödülü, 2009
  • Gerda Henkel Ödülü, 2008
  • European Craft Ödülü, 2008
  • Hegel Ödülü, Germany, 2006

Buraya aktarmaya gerek görmediğimiz birçok ödülü ve bilimsel üyelikleri 1 olan yazar, hayli üretken bir dimağ olduğunu açıkça göstermektedir.

Richard Sennett’ın akademik eserlerini takip ettiğinizde gözünüze çok belirgin olarak bir özellik çarpar. Sennett, bütünsel düşünen ve üreten bir bilim insanıdır ve bütün kitapları -ilk bakışta çok farklı konuları işliyor gibi görünenler bile- aslında Sennett’ın zihnindeki bütüncül bir bilgi birikiminin farklı yapıtaşlarını oluşturmaktadır. Her kitabı başlı başına bir bütün olmasının yanı sıra onun bir başka kitabını okuduğunuzda aslında bu ikisinin birleşerek bir gerçeği oluşturduklarını fark edersiniz, bir başkasını okuduğunuzda ise aslında bu üçünün bir bütünün parçaları olduğunu… Her kitabında diğerlerine minimal düzeyde fakat ana fikre katkı açısından çok değerli göndermeler yapar. Bu referansların izini sürerek Sennett’ın orijinal şehir-kişilik-kültür görüşlerini imbikten süzebilirsiniz.

Bu monografi çalışması temelde Sennett’ın “The Culture of the New Capitalism [Yeni Kapitalizmin Kültürü]” eserinin üzerine inşa edilmiştir. “Yeni kapitalizm nedir? Nasıl bir iş hayatı ve bürokrasi inşa etmektedir, kurumları nasıl dönüştürmektedir? İnsanların karakterine nasıl etki etmektedir?” gibi temel ve tanımlayıcı soruların cevabını bu kitaptan bularak çalışmamızda sunduk. Bu kitabı deneysel olarak büyük bir içerik zenginliğiyle destekleyen “Karakter Aşınması” ve “The Hidden Injuries of Class” kitaplarıysa çalışmamıza en büyük desteği sağlamaktadır. Yeni kapitalizmin kişinin karakterinde yarattığı etkiyi baz alan bu üç temel eserin yanı sıra bu olgunun toplumsal boyutlarını, onun kamusal alan algısının değişen anlamı ve insanların yaşadıkları şehirle aralarında kurdukları diyalog üzerindeki izlerini incelikle anlatan “Kamusal İnsanın Çöküşü” ile “Ten ve Taş” eserlerinden faydalandık. “Otorite” ise yeni kapitalizmin kapsama alanındaki kişinin karakteri ile onun toplumsal hiyerarşi içindeki mevkisi arasında kıvrak geçişler yapabilmemizi sağladı.

İngilizce orijinal isimlerini verdiğimiz kitaplarından yaptığımız alıntıları İngilizce aslıyla yapmayı ancak makalemizin ileriki kısımlarında açıklayacağımız “bilgi üreticilerinin yabancılaşması” tuzağına düşmemek, ait olduğumuz ve hitap ettiğimiz toplumumuza yabancılaşmamak ve İngilizce bilen bilmeyen herkese bu bilgileri ulaştırmak istediğimiz için bu alıntıların Türkçelerini kendi çevirimizle köşeli parantezler içinde sunmayı doğru bulduk.

Çalışmamızın yol haritası şu şekildedir: İkinci bölümde Sennett’a göre yeni kapitalizmin kültürünün ne olduğunu, onun bürokratik yapısını merkeze alarak ve bu yeni kültürün kişinin karakteri üzerindeki etkilerini ön plana çıkararak işleyeceğiz. Üçüncü bölümde yeni kapitalizmin kültürünün kamusal hayat ve mahremiyet dengesini nasıl şekillendirdiğinden, insanların şehirleriyle olan manevi temaslarını örnek vererek bahsedeceğiz. Dördüncü bölümde ise Richard Sennett’ın özellikle Karakter Aşınması’nda kullandığı yöntemi kullanarak edindiğimiz orijinal bulgulara yer vereceğiz. Bu orijinal bulguları yabancılaşma problemi bağlamında yorumlamayı planlıyoruz. Çalışmamızın sonuç bölümünde Sennett’ın yeni kapitalizmin kişinin karakteri ve toplumsal hayat üzerindeki etkileri hakkındaki bütünsel fikriyatını, bizim ulaştığımız sonuçlarla harmanlayarak özetleyeceğiz.

2. ANCIEN RéGIME’DEN YENİ KAPİTALİZME DEĞİŞİM VE DÖNÜŞÜM

Sennett 1960’larda üniversite öğrencisiyken saflarına katıldığı 2Sol’un mevcut bürokrasiye nasıl savaş açtığını anlatarak başlar “The Culture of the New Capitalism” adlı kitabına.

In the 1960s, … serious young radicals took aim at institutions, in particular big corporations and big government, whose size, complexity and rigidity seemed to hold individuals in an iron grip.

[1960’larda ciddi genç radikaller kurumları, özellikle büyüklüğü karmaşıklığı ve sertliğiyle bireyleri bir demir pençeyle tutuyor gibi görünen büyük ortaklıkları ve hükümeti hedef aldular.]

Bir müddet sonra devlet sosyalizminin de çokuluslu şirketlerin de mevcut yapısında ciddi değişimler gerçekleştiğine tanıklık edilecekti. Sosyalist devletlerin merkezi denetim ve planlama gibi politikalarında değişim yaşanırken işçilere ömürlük işler sunan ve uzun süre tek tip ürün üreten kapitalist firmalar da yok olmaya başladı. Sağlık, eğitim ve sendikal hakların karşılandığı refah kurumları da silinmeye başladı. Katı olan bir şey daha buharlaşıyordu: bürokrasi! The Hidden Injuries of Class’ta ele aldığı Enrico’yla Karakter Aşınması kitabında analiz ettiği oğlu Rico’yu karşılaştırırken işin zaman içindeki değişimini kökten değişmiş bir ekonomi bağlamında inceleyip gözler önüne serer Sennett.

Kurumlar parçalanırken insanları bir arada tutabilmek nasıl mümkün olacaktı? 60’ların solcularının “kurumsuz, otoritesiz komünal köy” şeklinde zihinlerinde canlandırdıkları cemaat olgusu giderek yok olmaktaydı, gündelik hayatta köy hayalinin yerine tren istasyonu gerçekliği oturuyordu. Meskûnluktan çok göçebelik, sakinlikten çok telaş, soluklanmaktan çok soluksuz kalmak, komünal hayattan çok giderek vahşileşen rekabetçi bir hayat gerçekliğin orta yerine kuruluyordu.

Bugün üretim, piyasa ve finansın küresel dağılımı ile yeni teknolojilerin yükseliyor oluşu dolayısıyla dünya ekonomisi, Marx’ın önceden kullandığı “akışkan modernlik”, Schumpeter’in de ondan bir zaman sonra kullandığı “yaratıcı yıkıcılık” gibi istikrarsızlığı tasvir eden kavramların potansiyel kuvvetleriyle yüklü gibi görünüyor. Bu istikrarsız potansiyel enerji açığa çıkıp kinetik enerjiye dönüştüğünde sistemde en az maddi pay sahibi gibi görünen ancak en fazla nüfusu teşkil eden orta direk kesiminin yerinde saydığını, hatta gerilediğini görmekteyiz. İşte kurucularının “yeni sayfa” adını verdikleri sistemin en şiddetli dalgaları bu en kalabalık sahile vurmakta ve kültürel değişim bu noktada baş göstermektedir. Yeni sayfa, eskilerinden oldukça farklı bir sistemdir:

The rise of immense cities linked in a global economy all their own; innovations in communications technology and in transport which little resemble where people used to live, how they made contrats with others, or how goods once traveled.

Yeni sayfanın benzersizliğinin en önemli emaresi ise eskiden ulus devletin politikalarıyla aynı rayda ilerleyen, hatta devleti kendi rayına çeken çokuluslu şirketlerin bu ulusal özdeşlikten kopmuş olmaları. Uluslar ekonomik kıymetini kaybediyor, artık uluslar üstü oluşumlar ekonomiye yön veriyor.

Kapitalist sistem, ortaya çıkışından itibaren kabuğunu kalınlaştırdı, fabrikanın rutinlerini borsaların anarşisiyle birleştirdi. Ancak 19. yy’da borsa anarşisinin bitmesiyle birlikte bürokrasi kabuğu daha da kalınlaştı. 19. yy başında işleyen fabrikalar fordizm gibi bir kavrama referansla insanı sersemleten rutinle istikrarsız istihdamı birleştirmişti. Sennett’ın “ilkel kapitalizm” ya da “toplumsal kapitalizm” olarak nitelendirdiği bu yapı bir devrim reçetesiydi. 1860’lardan 1970’lere kadarki süreçte şirketler piramit şeklinde bir bürokratik yapı kurarak istikrar sağladılar ve devrimden kurtuldular.

Piramit şeklindeki bürokratik yapıyı Sennett, Max Weber’e atıfta bulunarak anlatır, Weber’se bu yapıyı Otto von Bismarck’ın Almanya’da uyguladığı askeri sivil toplum yapısını çözümleyerek literatüre kazandırmıştır. Otto von Bismarck, her mevkinin keskin sınırlarla belirlendiği, mutlak bir hiyerarşik düzen ile var olan ve müthiş bir disiplinle işleyen Prusya ordusunun yapısını Alman işletmelerine ve sivil toplumuna uyarlamıştı. Bu modele göre:

1. Toplumdaki herkesin bir kademesi vardır (Piramit rasyonalize edilmiştir).

2. Niteliğine bakılmaksızın çok sayıda kişi piramide dâhil edilebilir.

3. Etkin bir sosyal yapının kurulmasından önce her bireyin içerildiği ve mevkisinin iyi tanımlanmış olduğu bu reçetenin uygulanmasının aciliyeti vardır.

Niteliği ve sosyoekonomik durumu ne olursa olsun, toplumda bir yeri olduğunun bilincinde olan bir işçi, böyle bir bilince sahip olmayan, daha esnek bir toplumda yaşayan bir işçiye göre daha düşük ihtimalle isyan eder, düşüncesi bu üç özelliği pekiştirdi. Bireyler pasifleştirilmeliydiler, topluma muhakkak dâhil edilmeliydiler, toplum bu uğurda obezleştirilebilirdi. Yirminci yüzyılda firmalar daha uzun vadeli kazanımlara gönüllü oldular, işçiler de sendikalar vasıtasıyla planlama süreçlerine dâhil edildi. Böylece bürokrasi, sisteme kâr ettirecek bir ilaç haline geldi. Robert Wiebe’in “düzen arayışı” olarak adlandırdığı bu durum iş hayatından devlete, oradan da sivil topluma geçti. Firmalardaki bürokrasi deneyiminin kazançları göz önünde bulundurularak devlet memurlarının statüleri pekiştirildi3. İşte bu sıkı bürokratik yapıyı Weber “demir kafes” olarak adlandırdı. Böyle bir kurumsal yapıda çalışan kimse bir demir kafeste yaşamaktadır. Weber’e göre bürokrasiler insana doyumu ve kazancı ertelemeyi öğretir. Asla bugüne ve geçmişe dönüp bakmamalı, hep geleceğe odaklanarak sabretmelisiniz, gelmeme ihtimali olan bir kazanç için bile! Üstelik kişi aklını yitirerek bu kazanç için sabretme eylemini kazancın kendisinden daha çok sever bir hale gelebilir, bu durumda aslında bir hapishane olan demir kafes bir eve de dönüşebilir.4 Enrico ailesi için iyi bir gelecek planlamış ve Rico cephesine bakılacak olursa bunu sağlamıştı da ancak kendisi işini hiç değiştirmemiş, sınıf atlayamamıştı. Sadece eski akrabalarının yanına gtittiğinde saygın bir kişiliğe bürünebiliyordu. Babasının hayallerini Rico gerçekleştirmişti ama Enrico sadece hayal edebilmişti.

Bismarck’ın ordu yapılanması, Adam Smith’in piyasa yapılanmasından daha çok kâr getiriyordu ve çok daha güvenliydi. Gerçi şunu da eklemek gerekiyor ki Smith’in liberal teorilerinin yüzüne bakan pek kimse de yoktu, Andrew Carnegie ve John D. Rockefeller gibi Batı’nın en zengin isimleri dahi dikey tröstler ve tekeller vasıtasıyla piyasa rekabetini engelleyerek sivil generaller gibi davranıyorlardı.

Bismark’tan bir süre sonra SSCB’de tesis edilen sosyalist düzen, bu askeri toplum yapısının bir başka örneğiydi. Yıllar önce konuştuğum Azerbaycanlı bir tanıdığım, ortaokul çağlarında Komsomo 5 teşkilatının temsilcisi olduğunu ve bir Sovyet bayramında kendi okulunda okuyan akranlarına “Değerli genç komünist kardeşlerim! Sizler geleceğin dev komünistlerisiniz!” şeklinde bir nutuk çektiğini anlatırdı. İronik olan şudur ki bu tanıdığım çocukluk yıllarında Sovyetler’de özünü kaybetmeyen bir Azerbaycanlı ailenin çocuğuydu ve bugün Türkiye’de Türkçü akımın kapsamında bir kuruluşta faaliyet göstermekteydi. Bu çarpıcı örnek askeri toplumsal yapının gücünü göstermektedir: İleride, komünizmle örtüştürülemeyen milliyetçilik akımını benimseme potansiyeline sahip bir bireyi bile kapsamı altında tutmayı başarabilme gücünü…

Bu askeri bürokrasi toplum yapısının temelinde uzun süreli, birikimli ve öngörülebilir bir zaman algısı yatmaktaydı. Çalışanlar kariyerlerinin aşamalarını planlayabiliyor, bir şirkette uzun süreli çalışarak maddi birikimlerini artırmayı düşünüyor, hatta ev alma hayalleri bile kurabiliyorlardı! Çalışanın bir firmada istikrarı ve sebatı, anlık sıçramalardan daha önemli bir hâle gelmişti. Kişiler toplumsal yapı içindeki yerlerini bir merdivende durma örneğiyle somutlaştırıyorlardı; inebilirsin de çıkabilirsin de sabit de kalabilirsin ancak üstünde çıkılacak bir basamak hep vardır. Tıpkı Enrico’nun sürekli olarak aynı işi yapması, bunu kariyer olarak adlandırmalıyız, ve bu durumdan kesinlikle yüksünmemesi. Yine çok değil 20 yıl önce Türkiye’deki orta direk zihniyeti de bu durumu anlamamıza yardımcı olacaktır. Devlete kapağı atmak kesin çözümdür çünkü devlet için çalışmak risksiz, sürekli ve garantilidir. Ayrıca memur olup da bir üstü olmayan biri bulabilir miydiniz?

Sivil piramidin önemli bir özelliği, çalışanların, yukarıdan gelen bir emri gerek algılarken ve gerek alt kademelere iletirken anlayabilmek için tercüme etmeleridir. Piramit ne kadar büyükse o kadar tercüme yapılmasına ihtiyaç vardır. Frederick Taylor gibi verimlilik uzmanları bu tercüme edimini hesaba katmadıkları için bazı kararlarında yanılmışlardı. Bürokratik yapılarla ilgili tekrar Sennett’a kulak verelim:

Bureucratic structures provide the occasion for interpreting power, … they thus can give individuals a sense of agency. Even in dysfunctional institutions like those of the American welfare state, public service workers will stay in the belief that they can make a difference.

[Bürokratik yapılar bilginin yorumlanması gerekliliğine yol açar,… böylece bireylerde kurum hissi uyandırabilirler. Amerikan refah devleti gibi fonksiyonel olmayan kurumlarda bile kamu çalışanları bir fark yaratabileceklerini inancını koruyacaklar.]

Yeni kapitalizmin karakteristiği, bu tür bir zaman algısının yıkılmış olmasıydı. Yeni kapitalizm insanların terfi etme, sabır, gelecek planlaması gibi davranışlarını mümkün kılan kurumları buharlaştırdı! Artık kariyer (carrier) işe (job) dönüşmüştü6, istikbalin güvenliği uğruna sebat göstermek artık yoktu, zaman sürekliliğini yitirip kesiklileşmişti, anlatı ilerlemiyordu, çalışanlar bir firmada uzun süre çalışmak yerine Keloğlan’ın omzunda çıkınıyla oradan oraya dolaşması gibi sürekli iş değiştirmeye hazır olmalıydı. Enrico’nun yıllarca aynı işi yaptığından yukarıda da söz etmiştik. Bunun tam tersine Rico mezuniyetini izleyen 14 yıl içinde tam 4 kez taşınır ve kendisi de karısı da defalarca iş değiştirirler ki bu duruma şaşırmazlar zira zaten üniversite eğitimleri onları bu hareketliliğe ve stabil olamama durumuna hazırlamıştır.

Yirminci yüzyılın sonu dünyanın demir kafesten kurtuluşunun yılları oldu. Bu yıllarda üç temel dönüşüm gerçekleşti. Önce büyük şirketlerde iktidar el değiştirdi; yönetici yerini hissedara bıraktı. Öyle ki şirket yöneticileri pasif bir şekilde beklerken yatırımcılar şirketleri parçalayabiliyor ve yeni şirketler oluşturabiliyordu. İkinci olarak güçlenmiş yatırımcılar uzun vadeden kısa vadeye çevirdiler dikkatlerini. Bu sabırsız sermaye, hisse senetlerini uzun süre elde tutmaktansa onları kısa vadede alıp satıyor ve daha fazla kâr elde ediyordu. Bu algı zamanla istikrarın bir zayıflık işareti olarak görülmesine dair yeni bir algı yarattı, istikrarlı ve uzun soluklu firmalar yenilik üretemez gibi düşünülmeye başlandı. Demir kafesin aldığı üçüncü büyük yara, iletişim ve imalat sektörlerinde gelişen yeni teknolojilerin elinden oldu. Bu teknolojilerin önderliğinde gelişen iletişim eskisinden çok daha hızlıydı, artık bir “tık”la dünyanın diğer ucundaki biriyle iletişim kurabiliyordunuz. Önceki satırlarımızda bahsettiğimiz, bürokratik yapı içinde iletilen bir emrin her mevkideki insanlarca algılanıp aşağılara iletilmesi esnasında tercüme edilişi artık ortadan kalkıyordu. Artık e-posta sayesinde enformasyon doğrudan, yorumlanıp tercüme edilmeden, olduğu haliyle şirketin bütün çalışanlarına ulaşabiliyordu. Kulaktan kulağa oyunu oynama devri bitmiş, komutların yorumlanıp modüle edildiği eski tip askeri bürokrasinin yerini yeni bir merkezileşme türü almıştı. Otomasyon, yani barkot okuyucular, ses tanıma teknolojileri ve mikromakinelerin oluşturduğu teknolojik yapı, bürokratik piramidin en geniş ve hantal alt tabakasını bir bahçıvan makası gibi budamaya başladı. Bu görünüm şirket yöneticilerinin de hoşuna gitti çünkü bu şekilde hem işgücü azaltılacak ve kar edilecekti, hem de firma daha dinamik bir yapıya kavuşturulup esnekleştirilecekti. Bu dönüşümün yarattığı toplumsal etki ise bir zamanlar bilim kurgu romanlarında görmeye alıştığımız “makinelerle savaşan insan” görüntüsünün bir benzerini ortaya çıkardı; insan artık kendi yaptığı işi aynen yapabilen makinelere işini kaybetmemek zorundaydı, makinenin çipi ve yazılımı hangi hızla yenileniyorsa insan da kabiliyetlerini ve bilgi temellerini en az o hızda yenilemeli ve değiştirmeliydi. Yeni makineler bir nevi Frankenstein’dı ve onu insanoğlu kendi yaratmıştı. Teknoloji ve bilginin yeni insan karakterini şekillendirmedeki büyük katkısını bu şekilde öyküleyebiliriz.

İnsanların kişiliklerinin toplumsal karakterle olan ilintisinin küçük ölçekli bir maketini çalışanların karakterleriyle şirket otoritesi arasındaki ilişki şeklinde kurabiliriz. Çalışanların şirket yöneticilerinden kendilerine yönelik otoriteyi algılayışları bu yüzden önemlidir. Sennett, Otorite adlı kitabında bu kavramın ne denli karmaşık bir sosyal bağımlılık sürecini ifade ettiğini detaylı bir şekilde anlatmıştır. Yeni kapitalizmin otorite algısında yarattığı değişim de büyük oldu. Yeni sistemde yöneticiler dikey bürokratik yapılanma yerine yatay ve esnek bir yapılanmayı tercih ediyorlardı. Yeni kapitalizm, Weber’in toplumsal kapitalizm modelinin “Sana verilenden başka bir şey yaparsan cezalandırılırsın!” ilkesine tam zıt olarak ve Smith’in “Sana verilenden fazlasını yaparsan ödüllendirirsin.” ilkesini daha ileri taşıyarak “Sana verilenin ne olduğunu asla tam olarak anlayamayacaksın ama daima istenenden fazlasını yapacaksın!” şeklinde bir düstur üretti. Bu düstur çalışanlardan tam bir öz disiplin ve özgürlük talep ediyordu. Artık işçiye ne yapacağını söyleyen usta, ustaya emir veren şef,  şefe talimat veren bölüm amiri, bölüm amirini yöneten müdür yardımcısı, onun üstünde müdür, onun üstünde genel müdür, onun üstünde firma sahibi gibi bir zincir yoktu. Firma sahibi tepede duruyor, onun altında yatay düzlemde yan yana dizilmiş bir sürü işçi bir işi halletmek için yatay öbeklere ayrılmış bekliyorlardı. İyi tanımlanmamış bir iş emri geldiğinde işçiler öz denetimlerini kullanarak bu işi kendi aralarında en iyi biçimde halletmeliydiler. Elbette bu yapı içinde otoritenin değişimi çok açıktı. Meşruluk için yalnızca karizmaları olan, otoritesiz yöneticiler artık bir işçiyi kovarken yüzüne bile bakamıyor, işçilerin gözünde korkak addediliyordu. Sennett’a göre yeni otorite biçimi bir çeşit “otoritesiz karizma” idi. Kurumsal otoritenin çalışanları fazla serbest bırakması ve onların gözünde bilgisiz görünerek değersizleştiğini Otorite kitabında Sennett bir muhasebecinin şefi hakkında söylediği sözlerle örneklendirir:

Tüm zamanını adam kayırmak ve iç çekişmelerle geçiriyor. Bir veriyi nasıl gireceğimi sorduğumda bana “Sen karar ver.” dedi, yani ya yaptığımız işle ilgilenmiyor ya da bir şey bilmiyor.

İş yerindeki otorite algısının aile içine yansımasını Karakter Aşınması’nda Rico’nun aile içindeki otorite eksikliğinden dem vuruşu örneğiyle ele alan Sennett’ın, otorite algısındaki değişimi daha iyi anlayabilmemiz için Otorite kitabına gizli bir bakınız verdiğini anlıyoruz:

“Rico’nun çocukluğunda Enrico’nun otoritesinden rahatsız olduğunu önceden de bilirdim; hademe babasının yaşamını düzenleyen dar kafalı kuralların kendisini boğduğunu o zamanlar söylemişti bana. Şimdiyse kendisi babaydı; etik disiplin eksikliği, özellikle de çocuklarının, ana babaları işteyken alışveriş merkezlerinin otoparklarında boş boş dolanan ‘çarşı fareleri’ne (mall rats) dönüşmesi korkusu yakasını bırakmıyordu.”

Aile içindeki bu otorite algısındaki değişimin bir üst boyutu şirket içindeki kişilerarası iletişimdeki değişimi verir. Bu konuda da The Culture of the New Capitalism’den alıntı yapmamak büyük eksiklik olur:

“My colleague Michael Laskaway has found, among young entrepreneurs, that comfort in low-authority firms is short-lived. As middle age looms and children, mortgages, and school fees appear, the need for structure and predictability in work grows greater. Correspondingly, the employee now wants someone above who is responsive to the workers’ own adult responsibilities.”

[Meslektaşım Michael Laskaway, genç girişimcilerden yola çıkarak, düşük otoriteli şirketlerde konforun kısa süreli olduğunu buldu. Orta çağ belli belirsiz görünmeye başladığında ve çocuklar, ipotekler ve okul ücretleri ortaya çıktığında işlerde yapı ve tahmin edilebilirlik ihtiyacı da gitgide büyümektedir. Buna paralel olarak çalışanlar şimdi üstlerinde işçilerin kendi yetişkin sorumluluklarından sorumlu olan birilerinin olmasını istiyor.]

Yeni kapitalizmle birlikte yapısal değişimin üç eksikliğinden söz edilir:

1. Düşük kurumsal sadakat,

2. İşçiler arasında enformel güvenin azalması

3. Kurumsal bilginin zayıflaması.

İşçilerce somut olarak hissedilen bu eksiklikleri soyut olarak ifade etme gereksinimi duyulduğunda sosyoloji düşünsel bir araç bulur ve buna toplumsal sermaye adını verir. Toplumsal sermaye denince Alejandro Portes ve Harrison White’ın okulu insanların aile, eğitim ve emek alanındaki ağlara isteyerek mi yoksa zorunluluk nedeniyle mi dâhil oldukları üzerinde durur. Sennett’ın görüşü de insanların dâhil olmalarıyla ilgili muhakemelerinin altını çizer:

“My own view of social capital … emphasizes the judgments people make of their involvements.”

[Benim toplumsal sermaye hakkındaki görüşüm … insanların kendi bağlılıklarını yaptıkları hükmünü vurgular.]

Sennett, toplumsal sermayenin düşüklüğü ya da yüksekliğini belirlemede ölçüt olarak sadakati kullanır. Toplum içinde sadakat ne kadar yüksekse toplumsal sermaye de o denli yüksektir. Sadakatin eksikliğiyse düşük toplumsal sermayeye işarettir. Yeni kapitalizmde piyasa bir şeyi “sırf o şeyin kendisi içi” üretme arzusunun7 kişide canlanması için gereken zamanın geçmesine izin vermeyecek kadar hareketlidir. Bundan dolayı çalışanlar kuruma ve kendi üretim süreçlerine sadakatsizdir.8 Eğitim sistemi de bu yüzden yüzeyselleşir, siyaset de bu yüzden sığlaşır. Yeni kapitalist sistemde politika, yıllar yılı emek verilerek yaşatılan bir zanaatçılık mücadelesi değil, sürekli yeni rüzgarların peşinden koşulan bir tüketme eylemidir.

Yeni kapitalizmde sadece bürokrasinin değil eğitim ve yetenek algısının da ciddi değişimler geçirdiğini görürüz. Kırsaldan kente doğru gerçekleşen yoğun göç, vasıflı/vasıfsız emek gücü fazlasına yol açtı. İnsanlar kırsalda tarım yapmayı bırakıp taşı toprağı altın kentlere göç ederken makineli fabrikaların onları geçindireceği umudunu taşıyorlardı. Bu düşünceler sonucunda kentler şiştikçe şişerken, emek gücü vasıflı ya da vasıfsız olsun, işe yaramazlık bu büyümenin trajik ama kaçınılmaz sonuydu. Artık işçilerin günlerini gecelerini bu kabus, işe yaramazlık kabusu, dolduruyordu. Modern sistemin eğitim kurumları verilen eğitim düzeyini öylesine yükseltti ki fakir ailelerden gelmiş gençler avukat, doktor ya da mühendis olup sınıf atlayabiliyordu. Sınıf atlama, yüksek eğitim seviyesine sahip olma, önemli mesleklere sahip olma vb. işe yaramazlık kabusundan sıyrılmayı sağlayamıyordu.

“Three forces shape the specter of uselessness as a modern threat: the global labor supply, automation and the management of aging.”

[modern bir tehdit olarak işe yaramazlık kabusunu şekillendiren üç kuvvet vardır: küresel emek arzı, otomasyon ve yaşlanma yönetimi.]

John Senyo Afele, Digital Bridges: Developing Countries in the Knowledge Economy adlı kitabında batının kültürünün ve eğitim şeklinin dünyaya örnek teşkil etmesinden mütevellit tüm dünyanın Batı’ya benzemeye çalışmasını ve gittikçe standardize edilmiş bir hale dönüşmesini anlatır. Ülkeler arasında üstünlüğü sağlayan özelliklerin sayısı gittikçe düşüyor. Gelişmekte olan ülkelerden gelişmiş olanlara doğru yaşanan beyin göçü bazı ülkeleri geriye sürüklerken zaten gelişmiş olanı daha da ileriye taşıyor. Globalleşen dünyada emek arzı sorunu ortadan kalktığı için çalışanlar niteliklerini hep daha iyi hale getirmek için uğraşıyor ve bu yüzden ikame edilebilirlikleri de artıyor. İşte emek gücünün ikame edilebilir oluşu söz konusu işe yaramazlık kabusunu ortaya çıkaran üç ayaktan biri.

Kırsaldan kente göç eden insanların makineli fabrikaların onları geçindireceğine dair bir umut taşıdıklarından söz etmiştik. Yine o insanlar ki bu makineleşmenin insanların yerini makinelerin almasına neden olabileceğini öngörememişlerdir. Toplumsal iş bölümünün (division of labor) önünü açmış olduğu çalışanlar arası ikame edilebilirlik, otomasyon çağının başlamasıyla makinelerin insanların yerini alabilirliğine dönüşmüş ve bu değişim işe yaramazlık kabusunun hasıl oluşunun diğer ayağını oluşturmuştur. Sennett’ın Karakter Aşınması’nda ele aldığı fırın örneğini buraya taşımak çok yerinde olacak. Yıllar sonra daha önce analiz ettiği fırına yeniden giden Sennett, çok şeyin değiştiğini görür. Bu değişimlerden en görüneni makinelerle ilgilidir. Fırın artık gelişmiş makinelerle işliyor, artık ekmek üretimi ekrandaki ikonların takibinden ve ekmek de ekrandaki temsilinden ibaret. Hamur yoğuran birkaç işçinin, bunları şekillendiren diğer işçilerin, ekmeklerin pişirilmesini kontrol eden diğerlerinin yerini kusursuz olmamakla birlikte bu gelişmiş makineler almıştır.

Yaşlanma yönetiminin bu kabus üzerindeki etkisine gelelim. Gelişen tıbbi olanaklar artık insanların daha uzun ömürlü olmasını sağlamış durumda. Eskiden 55 – 60 yaşında emekli olan bir erkek en fazla 70 yaşına kadar yaşayabildiği için bu emeklilik yaşı tam yerinde bir sınır olarak görülüyordu. Ancak şimdi Amerika’daki erkeklerin yarısından fazlası en az 80 yaşına kadar yaşayabildiği halde emeklilik yaşında bir değişim yaşanmamakta ve bu da yaşlı erkeklerin düzgün istihdam edilememesine sebep oluyor.

Yetenekle yaş ilişkisine baktığımızda bir doktorun ya da bilgisayar tamircisinin çalışma hayatı süresince yeteneklerini üç kez yenilemesi gerektiğini görüyoruz. İşveren bu yenilenmenin daha pahalıya geleceğini düşündüğünden bir yaşlıyı işe alıp yeniden eğitmektense potansiyel sahibi bir genci işe almayı yeğliyor. Yaşlı birindense genç olanı işe almanın başka nedenleri de var tabii: yaşlı olana göre genç olanın taban ücretinin düşük olması, gencin zamana daha iyi ayak uydurabilecek olması, yaşlıların gençlere göre daha tenkitçi ve temkinli olmasından doğan sıkıntılar vs. Yaşlı kişilerin istihdam verimliliği azalıyor. Deneyim arttıkça değeri düşüyor.

Kısaca somutlaşan işe yaramazlık korkusu kaygı verici bir kültürel dramayı ortaya çıkarıyor.

Bürokrasi, eğitim ve yetenek algısındaki değişim beraberinde tüketim alışkanlıklarındaki değişimi de getiriyor. Aşırılık ve israf, reklamcılık ve kitle iletişim araçlarının insanların arzularını biçimlendirip sahip olduklarından haz almamış hissetmelerini sağlamayı öğrendikleri anlamına gelen moda makinesinin en belirgin sonuçlarıdır.

Peki bu derece çökmüş görünen kişiliklere sahip olan insanların oluşturduğu toplumsal yapıda kolektivite ve kamusallık nasıl şekillenir? Richard Sennett’ın bu soruya verdiği cevabı bir sonraki başlık altında inceleyeceğiz.

6. KAYNAKÇA

1. Sennett, Richard, 2006. The Culture of the New Capitalism, Yale University Press, New Haven.

2. Sennett, Richard, 2005. Karakter Aşınması, Ayrıntı Yayınevi, İstanbul.

3. Sennett, Richard and Cobb, Jonathan, 1993. The Hidden Injuries of Class, Faber and Faber, London.

4. Sennett, Richard, 1996. Kamusal İnsanın Çöküşü, Ayrıntı Yayınevi, İstanbul.

5. Sennett, Richard, 2001. Ten ve Taş: Batı Uygarlığında Beden ve Şehir, Metis Yayınevi, İstanbul.

6. Sennett, Richard, 1992. Otorite, Ayrıntı Yayınevi, İstanbul.

7. Geuss, Raymond, 2001. Public Goods, Private Goods, Princeton University Press, New Jersey.

8. Sezer, Devrim, – . Mahremiyetin Despotlukları: Kamusal İnsanın Çöküşü Üzerine Bir Deneme. http://www.korotonomedya.net/theoria/mahrem.html

9. Mészáros, István, 1972. Marx’s Theory of Alienation, Harper&Row, New York.

10. Şeriati, Ali, 1996. Kapitalizm, Dünya Yayınevi, İstanbul.

11. Şeriati, Ali, 2003. Medeniyet ve Modernizm, Yeni Zamanlar Yayınevi, İstanbul.

12. Afele, John Senyo, 2003. Digital Bridges: Developing Countries in the Knowledge Economy, Idea Group Publishing, London.

13. Aytmatov, Cengiz, 1991. Gün Olur Asra Bedel, Ötüken Neşriyat, İstanbul.

14. http://www.richardsennett.com


1http://www.richardsennett.com

2- Esasen kitabının başında solcu saflara dahil olduğunu söylemeyen Richard Sennett’ın sosyalist bir aileden gelmiş olması sebebiyle ve Respect adlı kitabında anlattığı dramatik sahneler dolayısıyla gençliğinde solcu olduğuna dair en ufak bir şüphe duymayız. Zaten “The Culture of the New Capitalism” kitabının ilerleyen sayfalarından da bu gerçeği teyit etmekteyiz: “Bu taze hayalperestlerden biri de bendim.”

3- Türkiye’de ninelerimizin babalarımızla “Benim oğlum memur.” diyerek övündüğünü hatırlayalım.

4- Memur çocukları iyi bilir, istikbal planları hiç bitmez, yastık altındaki birikimler asla hayata geçmez…

5- Rusça Gençliğin Komünist Birliği anlamında Komünistiçeskiy Soyuz Molodyozi’nin kısaltması olan resmi teşkilat

6- İngilizcedeki “career” (kariyer) kelimesi eskiden taşıtların (carriage) kullandığı bir tür hayvan yolunu ifade ediyordu. 14. yy İngilizcesinde “job” (iş) kelimesi ise bir maddenin taşınabilir büyüklükteki bir parçasını ifade ediyordu.

7- Sennett’a göre çok önemli bir kavram olan zanaatçılık bu şekilde tanımlanır.

8- Neşeli Günler’de el yordamlarıyla yaptıkları turşu sularıyla gurur duyup birbirleriyle yarıştıran Münir Özkul ve Adile Naşit’in sadakatli karakterlerini bugün herhangi bir turşu fabrikasındaki bir işçide gözlemleyebiliyor muyuz?

Bir Cevap Yazın