Naçizane

YEŞİL VE YALNIZ

6 Mins read
Naçizane

YEŞİL VE YALNIZ

6 Mins read


Transport, motorways and tramlines,
starting and then stopping,
taking off and landing,
the emptiest of feelings,
disappointed people, clinging on to bottles,
and when it comes it’s so, so, disappointing.

Let down and hanging around,
crushed like a bug in the ground.
Let down and hanging around.

Shell smashed, juices flowing
wings twitch, legs are going,
don’t get sentimental, it always ends up drivel.
One day, I’m gonna grow wings,
a chemical reaction,
hysterical and useless
hysterical and

let down and hanging around,
crushed like a bug in the ground.
Let down and hanging around.

Let down,
Let down,
Let down.

You know, you know where you are with,
you know where you are with,
floor collapsing, falling, bouncing back
and one day, I’m gonna grow wings,
a chemical reaction, [You know where you are,]
hysterical and useless [you know where you are,]
hysterical and [you know where you are,]

let down and hanging around,
crushed like a bug in the ground.
Let down and hanging around.







transport, otoyolları ve tramvay hatları,

gidiyorlar, duruyorlar,

havalanıp iniyorlar.

hissizleşiyorum sanki.

buruk insanlar, şişelere sıkışmışlar,

ne kadar da hayal kırıcı.

 

kafana takma, bak takılmana,

bir böcek gibi yere çakıl.

kafana takma, bak takılmana,

 

kabuk kırılmış, öz suyu ortaya çıkmış,

kanatları seğiriyor ama ayaklar gidiyor,

sakın hassas olma, saçmalamış olursun,

 

bir bün kanat büyüteceğim,

kimyasal bir reaksiyon sonucu

histerik ve bir o kadar anlamsız,

histerik ve…

 

kafana takma,bak takılmana,

bir böcek gibi yere çakıl.

kafana takma, bak takılmana,

 

kafana takma…

kafana takma…

kafana takma…

 

nerede olduğunu biliyorsun,

nerede olduğunu biliyorsun.

zemin çöküyor, düşüyor, geri sekiyor.

bir gün kanat büyüteceğim,

bir kimyasak reaksiyon sonucu, ( nerede olduğunu biliyorsun…)

histerik ve bir o kadar anlamsız, (nerede olduğunu biliyorsun…)

histerik ve… (nerede olduğunu biliyorsun…)

 

hayal kırıklığına uğrat sonra bak takılmana,

bir böcek gibi yere çakıldın.

hayal kırıklığına uğrat sonra bak takılmana…

 

 

 

 

 

 

Bir zamanlar zalim bir düzende yoğurulan bir ülke varmış. Ülkenin dört bir yanı demiryolları ile örülüymüş. Ülkede mahalle başına dört tane banka düşüyormuş. Yani verilen krediler havada uçuşuyormuş. Bu ülke dört büyük şirkete sahipmiş. İçlerinden en çok sivrileni bir sistem üreticisiymiş. Bu şirket öyle reklam politikaları izlemiş ki, nerdeyse dünyanın tümü, ürettikleri sistemi kullanır olmuş. Dünya çapında hemen hemen her evde bulunan yeni nesil haberleşme aracının olmazsa olmazı olan bu sistem sayesinde bu şirket paraya para demez olmuş. Bu büyük tekel sürekli bir büyüme sergilemesi için, kendisinden bir kademe altta olan diğer üç şirkete ve geri kalan küçük şirketlere ihtiyacı varmış. Ülkede öyle bir sistem oturtulmuş ki şirketler( tüm şirketler) ne kadar büyürse büyüsün aralarındaki büyüklük farkı hiç değişmiyormuş.

Kahramanımız bu ülkede tekel haricindeki o üç büyük şirketten birinde çalışıyormuş. Adı Işık’mış.  Işık’ın işi araba dizaynlamakmış. Kendi içindeki egemenliğini sağladığından beri zaman zaman hayallere dalarmış. Bilimkurgu filmlerinden etkilenmiş olsa gerek; bir şekilde mutasyona uğrayıp bir çift kanat sahibi olmak istermiş. Uçarak, olmayan ülkelere gidip oralara yerleşmek en büyük hayaliymiş.Dere kenarlarından su içebileceği, hayvanlarıyla yemyeşil çimenlerde oynayabileceği olmayan ülkelere…

Üniversite yıllarında ekonomi tarihi hocasının söylediklerini hiç unutmamış. Hocası, feodalizmin hüküm sürdüğü zamanlarda insanların cenneti, “dünyada” gördüğünü söylermiş. Hocasına göre bunun sebebi; o zamanlarda insanların uçsuz  bucaksız yemyeşil yerlerde garantili işlerlerde çalışarak yaşamalarıymış. Fakat artık herkes gibi Işık da bu zamanda insanların cenneti kafalarında modelleyemediğini biliyormuş. Çünkü gördükleri tek şey her geçen saniye daha da "tüketen" ve dolayısıyla daha fazla üzen betonarme şehirlerden ibaret bir düzenmiş.

İşine başlayalı iki yıl olan Işık hala stajyer konumundaymış. Patronunun her türlü tavrını çekerek getir götür işlerine bakıyormuş. Artık bu gereksiz döngüden sıkılan Işık sonunda kendi projesi üzerinde çalışmaya başlamış. İşten geldikten sonra uyumuyor, sabahlara kadar projesiyle uğraşıyormuş. Bu tamamen kişisel bir projeymiş. Çünkü patronu ona bir türlü çalışma yetkisi vermiyormuş. Bir son bahar akşamı projesini bitirmiş. Sadece bir bardak suyla çalışan ve bir arabayı iki yüz kilometre götürebilen bir motorun dizaynını yapmış. Sadece çizimler ve hesaplardan oluşan bu projeyi hemen patronuna sunmuş. Artık onun gözüne gireceğinden eminmiş. Fakat patronu projede bir sürü hata bulmuş. Sonunda proje güvenilir bulunmamış ve dolayısıyla üretime de geçilmemiş. Işık yıkılmış. Önceden beri çok sıkıntı çektiği bu işten beklemeden istifa etmiş.

Işık, istifa ettikten aylar sonra, bir sabah gazeteyi okurken çalıştığı eski şirket hakkında bir habere rastlamış. Gözleri fal taşı gibi açılmış. Terlemeye başlamış. Nefret içerisinde bağırıp çağırırken gözlerinden yaşlar akıyormuş. Gazetedeki haber aylar önce ayrıldığı motor şirketinin yeni buluşu hakkındaymış. Haberde, sadece bir bardak suyla çalışarak bir arabayı iki yüz kilometre götürebilen bir motordan bahsediliyormuş. Işık, projenin ayrıntılarını okudukça daha çok bağırmaya ve ağlamaya başlamış. Bahsedilen proje, aylar önce gece gündüz çalışarak tamamladığı ve patronuna sunduğu projeden başkası değilmiş.

Hayal kırıklığı. Işık’ın yüreğinde bu duygudan başkası kalmamış. Dolandırıldığını öğrendikten ancak bir hafta sonra evden çıkabilmiş. Yolda yürürken uçak, araba ve tren seslerinden kulağı patlayacak gibi olmuş. Hemen bir metroya atlamış. O küçücük trenin içine sıkışan insanlara bir bakmış. Sanki hepsinin acısını hissediyor gibi olmuş. İlk durakta inmiş.Tamamen hissizleşiyormuş. Gözünden yaşlar boşanmaya başlamış. Şehirdeki en yüksek binanın son katına çıkarken beş yıl önce kaybettiği karısını düşünmüş. Onu hayalinde bir kere öpmüş. Asansörden inmiş…

Sonra bir şey olmuş. Terasın kenarına yaklaşırken  birden bire  kolları oldukça uzun bembeyaz iki kanada dönüşmüş. Işık’ın ağzı kulaklarına varmış. Üniversitedeki hocası ve “cennet” aklına gelmiş. Yüzünü aniden önünde beliren yemyeşil şehire döndürdüğünde, uçmak için hazır olduğunu anlamış. Ansızın kendini boşluğa bıraktığında ise kanatları yok olmuş. Kollarını çırpsa da bir daha yükselememiş.

 

Dünya’ya uzaydan bakarsam,  sanki sadece yeşil kağıtların peşinden koşan zavallı varlıkları göreceğim gibi geliyor. Ne yazık ki onların bir kısmı da biziz… 

**Let down; İngiliz “alternatif müzik” grubu Radiohead’in efsanevi OK Computer albümünde yer alan grubun en güzel eserlerindendir.

**OK Computer, bir çok çevreye göre “hala gelmiş geçmiş en muhteşem” albümdür…

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: